Türk-İslam Tarihine damga vuran Selahaddin Eyyubi

27.03.2021
64
A+
A-
Türk-İslam Tarihine damga vuran Selahaddin Eyyubi
Reklam

 

 

Selahaddin Eyyubi Türk mü Kürt mü? Tartışmaları

Eyyubi hanedanının ilk hükümdarı ve aynı zamanda kurucusu olan Selahaddin Eyyubi 1138 yılında Tıkrit, Irak’ta doğdu. 1187 yılının Temmuz ayında Kutsal Topraklar yani Kudüs’ü geri almak için kurduğu ordu ile bilinmektedir. Selahaddin Eyyubi ordusuyla birlikte Ekim 1187 tarihinde Kudüs’ü fethetmiştir. 88 Yıllık Hristiyan hükmünü kırarak bölgede yeniden hakimiyet sağlamıştır.

Kurulan ordu Büyük Selçuklu Devleti Musul Atabeyi Nureddin Zengi’nin destekleriyle kurulmuştur. Selahaddin Eyyubi’nin komutasında olan bu ordunun unsurlarının yüzde doksan oranında Türk unsurlardan oluştuğu bilinmektedir. Orduda bulunan askerlerin kızım için at eti yedikleri de bilgilerin arasındadır. Bu bilgilere bakıldığında Nureddin Zengi tarafından Türk olmayan bir liderin bu oranda Türklerden oluşan bir ordunun başına geçmesi için onay alması çok düşük bir ihtimaldir.

  1. Richard Yazdıklarıyla Destekliyor

Selahaddin Eyyubi’nin Türk olduğu söylemleri pek çok tarihçi tarafından tartışılıyor. Bu tartışmalar son derece güvenilir eserlerden yapılan çıkarımlara dayandırılsa da sadece Türk ve Arap kaynaklarından yararlanılmıyor. Kudüs’ün geri alınması için kolları sıvayan ve en çok bilinen İngiltere krallarından olan “Aslan Yürekli” I. Richard’da yazılarında Selahaddin Eyyubi için “O Türk” ifadelerini kullanmaktadır.

Kudüs’ü fethederek 88 yıl ardından yeniden Müslüman egemenliği kuran Selahaddin Eyyubi’nin en büyük düşmanlarından olan I. Richard muharebede Eyyubi’yi yenmeyi başarsa da anlaşmalar sonucunda Kudüs’ü geri alamamıştı. Bu süreçte çarpıştığı düşman ordunun komutanı olan Eyyubi’yi de iyi derecede tanıyor olması son derece muhtemel.

Eski Dönemlere Dayanan Araştırmalarda Bulgular Kanıtlanıyor

Süryani Tarihçi Mihael tarafından yazılanlara göre 1179 yılında yaşanan ve İzettin Kılıçaslan ile Selahattin Eyyubi arasında geçen savaşta her iki komutanın da Türk olduğu belirtilmektedir. Buna ek olarak Eyyubi devlet geleneklerinin de Karahanlı, Gazneli ve sonrasında da Selçuklu devlet gelenekleri ile uyuştuğu görülmektedir.

Türk devletlerinde görülen ve hanedan içinde devletin oğullar arasında eşit bölünmesi geleneği Eyyubi devletinde de görülmektedir. Selahaddin Eyyubi’nin henüz sağlığında topraklarını eşit şekilde bölerek oğulları arasında paylaştırıldığı bilinmektedir. Bu tür geleneklerin Selçuklu devleti gibi Türk devletinden geldiği düşünülürse devletin Türk gelenekleri sergilediği görülmektedir.

Buna ek olarak Selahaddin Eyyubi tarafından yönetilen ve Kudüs’ün geri alınmasını sağlayan orduda tüm üst düzey komutanların da Türk olduğu bilinmektedir. Bu ordu dışında yine kurulan Eyyubi devletinde de yönetici kademesi büyük bir çoğunlukla Türk bireylerden oluşmaktadır. Selahaddin Eyyubi tüm gücüne ve saygınlığına rağmen bu kadroyu değiştirmek yerine korumayı tercih etmiştir.

 

 

Türk Olduğunu İddia Edenlerin Görüşleri

 

Konuyu biraz önceye götürelim: Selçuklu Sultanının hizmetinde bulunan Atabeg’lerden Zengi, Bağdat Halifesinin askerlerini mağlup ederek ün kazanmış bir komutandır. Mezopotamya ve Suriye’de bir devlet kurar ve akabinde 1144 yılında o zaman Haçlıların elinde bulunan Halep Kontluğunu ele geçirir. Zengi, iki sene sonra vefat edince yerine oğlu Nurettin Zengi geçer. O vakitler Mısır’da Şii Fatimî devleti vardır ve eski gücünde olmadığından Haçlıların tehdidi altındadır. Fatimî iktidarının Başveziri olan Şâver, Nurettin Zengi’den yardım ister. Nurettin Zengi, Fatimî Halifesine yazdığı cevabi mektupta, kendisini değil ama yardıma Türkleri göndereceğini, onlara güvendiğini ve Frankların mızraklarına karşı koyabilecek gücün Türklerin oklarında olduğunu açıkça belirtir. Türklerden teşekkül etmiş bu ordunun komutanı Şirkuh’tur. Şirkuh (anlamı dağ arslanı demektir), 23 Kaynaklarda geçen “Erran” ı Ermenistan’ın başkenti Erivan olarak gösterenler de vardır. Bize göre Arran=Aran’dır. Aran da Azerbaycan’da bir bölge adıdır. 24 İstahrî, Mesâliku’l-Memâlik, M.J. de Goeje neşri, L.- Batavorum 1927, s. 6; Batur, a.g.e., s. 382 25 Qiyaseddin Qeybullahayev, Azerbaycan Türklerinin Teşekkül Tarihinden, Bakı 1993, s. 26. 478 İSMAİL YAKIT Selahattin’in öz amcasıdır ve kendisi de amcasıyla beraber ordunun başındadır. Uzun muharebelerden sonra Fatimî Şâver ölür yerine Şirkuh geçer, sonra Şirkuh da ölünce yerine Selahattin geçer ve böylece Mısır’da Eyyubî iktidarı başlamış olur. Şu halde Zengi’nin kendisinden yardım isteyen Şâver’a yazdığı mektupta “Türklerden bir ordu göndereceğini” söylemesi ve Selahattin’in amcasının emrinde Selahattin’i de göndermesi onun Türk olduğunun delilidir. Nitekim Selahattin devrindeki tarihçiler Mısır’ın, Yemen’in, Trablusgarp’ın ele geçirilmesini bir Oğuz hareketi olarak görürler. Amcası Esedüddin Şirkuh kumandasında Mısır’a giden 7000 civarındaki süvariden 6000’den fazlasının Türk olduğunu kaydederler26. 2- Bütün tarihî kaynaklarda Eyyubî devleti için Arapça “ed-Devletü’l-etrâk” (Türklerin devleti) tabiri kullanılmaktadır. Sözgelimi o dönemin tarihçilerinden İbn Attar : “Fatimîlerden sonra Mısır’da saltanatın Türklerin eline geçtiğini” yazar. Eğer kurucuları Türk olmasaydı, ünlü tarihçi niye böyle bir tabir kullansın? Hatta Eyyubîlerden sonra kurulan Memluklular için de bu tabir kullanıla gelmiştir. Devletin ismi, onu kuranlarla alakalıdır. “Eyyubîleri bir Kürt devleti gibi gösterenler Türklere muhalif olan veya mutaassıp Kürt olan sonraki birkaç tarihçi ve bugün doğu milletlerini bölmek isteyen batılı bazı tarihçilerdir”27. 3- Selahattin’in kurduğu Eyyubî devletinin dili Türkçedir. Kaldı ki Mısır’da halk Arapça konuşmaktadır. Türk olmayan bir sultanın kurduğu devletin dili niye Türkçe olsun ki.? Ahmet Ateş’in araştırmalarına göre, Selahattin’in sarayında yani Eyyubî sarayında Türkçe konuşulurdu28. Yapılan araştırmalara göre; hemen hemen bütün belgelerde Selahattin’in kurduğu Eyyubîler devletinde günlük hayatta, askerlikte, diplomaside, sanat ve edebiyatta bütün belgelerde Türklük ve Türk gelenekleri ve motifl erinin kullanıldığı açık açık görülmektedir. 4- O dönemde yaşamış şairler, şiirlerinde Selahattin’in ve ordusunun Türk olduğunu, onlarla İslam’ın güçlü ve saygın hale geldiğini anlatır. Bunlardan bazı örnekler verelim: Arap Şairi İbn Sena el-Mülk, Halep’in zaptı üzerine Selahattin’e sunduğu kasidede: “Arap milleti Türklerin devletiyle yükseldi, Ehl-i Salib’in davası Eyyupoğlu tarafından perişan edildi” mısralarıyla başlar. Ayrıca, Şair Arkale, Selahattin’in amcası Esedüddin Şirkuh’un H.562/ M. 1166-1167’de Mısır’a yürüdüğünde durumu anlatan şiirine şöyle başlıyor: “Ekûlu ve’l-Etrâk kad ezma’at Mısra ilâ harbi’l-E’ârîb..” 26 Şeşen, Salahaddin Eyyubî ve Devlet, Çağ Yayınları, İstanbul 1987, s. 10. 27 Şeşen, a.g.e., s. 10-11. 28 Ali Rıza Özdemir, Kürtler ve Türklük, Kripto yayınları, Ankara 2009, s. 271. S 480 İSMAİL YAKIT Mühezzeb, Mısır Fatimî veziri Salih bin Zürayük’ü övdüğü kasidesinde Türklere “İhsan ve bağışlarını ümit ederek Türkleri mi öveyim? Hâlbuki şiir onlar nezdinde daima metruk kalmıştır” mısralarıyla dokundurmuştu. Buradan anlaşılıyor ki, Ugan’in da dediği gibi “Selahattin kendini Türk sayardı, (yani kendisini Türk hissederdi.) Türklüğe dokunan şeylere tahammülü yoktu”33. 9- Selahattin’in kardeşlerinin isimleri şöyledir: Muhammed Ebu Bekir, Şemsuddevle Turanşah, Seyfülislam Tuğtekin ve Tâcülmülük Börü (Kurt)’dür. İsimlerin önüne bir lakap almak o zamanlar İslami bir gelenekti. Dolayısıyla Turanşah’ın lakabı Şemsuddevle (=Devlet güneşi), Tuğtekin’in lakabı Seyfülislam (= İslam’ın kılıcı), Börü’nün lakabı ise Tacülmüluk (Ülkelerin tacı)’dır. Şu halde asıl isimleri: Turanşah Tuğtekin ve Börü’dür. Bu isimlerin tamamı Türk isimleridir. Türk olmayan birisi çocuklarına niye bu isimleri koysun ki… bu isimler “Şerefname”de bile aynen kayıtlıdır. 10- Selahaddin’in annesi, Amine Hatun bin Onur, Şehabeddin Mahmut bin Tokuş’un kardeşidir. Türk’tür. Selahattin’in kız kardeşi Rabia Hatun, önce Saadettin Mesut bin Onur (Üner), sonra da Muzaff erüddin Gökbörü ile evlenmiştir. Her ikisi de Türk’tür. Gökbörü Türkçede Bozkurt demektir. Ağabeyi Şahinşah’ın eşinin adı Kutlukız Hatun idi. (Şeşen, 1987: s. 10). Selahattin’in kendi kızının adı Munise Hatun’dur34. Görüldüğü gibi, Selahattin’in hanımı, annesi, yengesi, kız kardeşinin ve kızının isimlerinin yanında “Hatun” tabiri yer almaktadır. Hanımların isimlerinin yanına Hatun(=katun) sözü ilave edilmesi Türklere has bir özelliktir. Bu eski bir Türk geleneğidir. Hatun sözcüğünün aslı Öztürkçede “katun” dur. Kadın sözcüğü buradan gelir35. 11- Selahattin’in danışmanlarından Üsame bin Munkız’in hatıralarını içeren “Kitabü’l-ltibar” isimli bir kitap Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Yazarın asıl adı şu şekildedir: Müeyyedü’t-Devlet Ebu’l-Haris Üsame bin Mürşid bin Ali bin Munkız”. Kısaca “İbn Munkız” diye tanınır. İbn Munkız, Malazgirt Savaşı’ndan 24 yıl sonra, Haçlıların Kudüs’ü işgalinden 4 yıl önce Hama civarında Şayzer’de doğmuş, şair, edip bir tarihçidir ve 93 yıllık ömründe 20’den fazla eser yazmıştır. Selahattin Eyyubî ile birçok savaşlara katılmıştır. Yukarıda adı geçen kitabın 201. Sayfasında şöyle bir anısını nakleder: 33 İbn Haldun, a.g.e., C. II, s. 628-629. 34 Ayşe Dudu Kuşçu, Eyyubî Devleti Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2013, s. 41. 35 Bkz. Kaşgarlı, Mahmut, Divanu Lügati’t-Türk, Tercüme: Besim Atalay, TDK yayınları, 3. Baskı, Ankara 1992, C. I, s. 138, 376, 410, C. II, 20, 240; Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, Ankara 1994, s. 34, 183. SELAHATTİN EYYUBÎ’NİN NESEBİ 481 “Bu arada Selahattin, buradaki kritik durumumuzu bildirmek üzere Atabek’e bir atlı gönderdi. Sonra, hızla bize doğru ilerleyen on kadar atlı gördük Arkalarındaki ordu da sürekli hareket halindeydi. Geldiklerinde, Atabeg’in komutasındaki öncüler olduğunu anladık Ordu da arkalarından gelecekti. Atabek,‘Ey Musa, mahvolmak için mi otuz atlıyla Şam kapısına kadar geldin! Ne acelen vardı’ diye Selahattin’i eleştirdi. Karşılıklı atıştılar. İkisi de Türkçe konuşuyordu. Bu yüzden söylediklerini anlayamadım.”36 Bu konuda değerli dostum merhum Necdet Sevinç’in şu sözlerine katılmamak elde değil: “Farsçanın siyaset, Arapça’nın bilim, eğitim ve din alanında tartışılmaz bir üstünlük kurduğu ve Türk dilini öğreten bir kurumun dahi bulunmadığı böyle bir devirde Selahattin Eyyubî’nin Türkçe konuşması, onun öz be öz Türk olduğunu gösteren en büyük delildir.”37 12- Selahattin’in yönettiği devlet Eyyubîler devleti; Selçuklu, ve Selçukluların bünyesinden temayüz etmiş olan Zengiler’in halefi ve kendilerinden sonra bölgede hüküm sürecek olan Memluklar’ın da selefi dir. Zira devlet teşkilatı değişmemiş, millet değişmemiş sadece hanedanlar değişmiştir. Her üç devletin bayrağı da açık sarı zemin üzerine doru kartaldır. Her üç devletin askeri ve siyasi kadroları da aynıdır. Bu konuda Eyyubîler uzmanı değerli dostum Ramazan Şeşen’in de belirttiği gibi, devlet ve ordu teşkilatları Türk devletlerinde görülen devlet ve ordu teşkilatlarının aynıdır38. Hatta İbn Haldun, meşhur Mukaddime’sinde Eyyubîler ve Memluklar devletinin bir tek Türk devleti olduğunu kabul eder. Hatta, Selahattin devrinden beri Türklerin devletinde ilmin ve ilim adamlarının teşvik ve himaye gördüğünü, Kahire’nin dünyanın büyük ilim merkezlerinden biri haline geldiğini belirtir39. Bütün bunlara rağmen, birilerinin kalkıp da Eyyubî devleti için “Kürt devleti” demelerinin bilimsel ve tarihi hiçbir mesnedi yoktur. Ayrılıkçı bir tarih inşa etmek isteyenlerin mesnedi olmayan iddialarıdır. 13- Tarihi gerçeklere baktığımız zaman görürüz ki, Selahattin’in kurduğu devletin coğrafyası Mısır ve çevresidir. Burada halkın büyük bir çoğunluğu Arap’tır. Ordu ve idari zümre ise çoğunluğu Türklerden oluşmaktadır. Zaten daha önce orada hep Türk hanedanlıkları vardı. Mesela Tolunoğulları (868-905) yılları arasında Mısır’da hüküm sürdüler. Yine Ihşidi hanedanlığı olarak bilinen ve Türk komutan 36 İbn Munkız, Kitâbu’l-İ’tibâr, Tercüme: Yusuf Ziya Cömert, sese Yayınları, İstanbul 1992, s. 201. 37 Necdet Sevinç, “Selahaddin Eyyubî Türk’tür”, Yeniçağ, 5-12 Ekim, İstanbul 2004. 38 Şeşen, a.g.e., s. 10. 39 Ayrıca bkz. Abdulmacid Turkî, “De Quelques Affınités Culturelles Tuniso-Turques, Estrato dela Rivista” Alifba, Gennaio-Giugno1985, s. 4  Prof. Dr. İsmail Yakıt

 

Reklam
tarihigercekler
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.