ALTIN 458,62
DOLAR 7,6604
EURO 8,9115
BIST 9,7897
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Mevzi Sağanak

İlk Irklar ve Etnik Kökenlerin Meydana Gelişi

07.09.2020
135
A+
A-
İlk Irklar ve  Etnik Kökenlerin Meydana Gelişi
Reklam

İnsanlık yani dünya tarihinin temelinin Hz. Âdem ile Havva’ya yani tek soya dayanması, etnik kökenler ve ırklar hakkında kafa karışıklıklarına neden oluyor. İnsanların fiziksel ve genetik farklılıkları bu kafa karışıklığını artırırken, buna dair soruların cevaplarına yönelik araştırmalar yaptık. Etnik kökenlerin meydana gelişi ve ilk ırklar başlığı altında, farklı birçok sorunun cevabını bulmaya çalıştık.

Belki de yüzbinlerce yıl öncesinden var olan insanlık, günümüze kadar birçok değişiminde odak noktası oldu. Birçok inanışta Hz. Âdem ve Havva’nın insanların atası olduğu konusunda, fikir birliği var. Onlardan sonra dünyada canlı çeşitliliği arttığı gibi, ırksal anlamda farklılıklarda günümüze kadar artmaya başladı.

İnsanların çoğalmasıyla birlikte farklı bölgelere göç edip buralarda kendilerine hayat kurarak oluşturdukları dünya, insanlar arasında binlerce yıl sonra farklı genetik yapıların ve kültürel farklılıkların oluşmasına neden oldu.

İlk İnsanlar

İlk insanlık tarihine dair dini kaynaklar temel bilgi kaynağı oluştururken, yapılan ek araştırmalar insanlığın ilk atadan bugüne kadar 100 bin yıl geçtiğini de gösteriyor. Hatta bazı kaynaklar ve bilimsel veriler, insanlık tarihini, 200 bin yıl öncesine dayandırmaktadır.

Bilimsel çalışmalara bakıldığında 200 bin yıl önce var olan Cromagnon adlı canlılar, insan olarak tanımlanmamaktadır. Bu nedenle insanlık tarihi, 100 bin yıl öncesine dayandırılmaktadır.

O dönemlerde sayı olarak küçük topluluklar olarak yaşayan ilk insanların, Güney Afrika bölgesinde yaşadıkları kesinlik kazanmıştır. 100 bin yıl önce Afrika’nın güney kısmında b ir yaşam oluşturdukları bilinen ilk insan toplulukları, doğal oyuk ve mağaralarda yaşam sürmüşler bir kısmı da o zamanın şartlarıyla yumuşak kayaları oyarak barınmışlar.

Yaşamları tamamen tabii kaynaklar ile süren bu topluluklar, Afrika yerlilerinin de ilk ataları olarak kesinlik kazanmışlardır. Üreme yetileri ile çoğalmaya başlayan bu insanlar, zaman içerisinde bulundukları yerlerden göç etmek zorunda kalmış ve başta Kuzey Afrika olmak üzere farklı bölgelere yayılmışlardır.

Çoğalmaya dayalı olarak devam eden göç dalgası önce kızıl deniz ve ardından yakın çevrelerden başlayarak dünyanın birçok bölgesine yayılmıştır. Bundan 70 bin yıl öncesinde buzul çağının etkilerinin çok daha fazla olması, göç bölgelerinin belirlenmesinde de etkili olmuştur. Kuzey Afrika ve ilerisinin buzul olması insanlar için ayrı bir sorun iken, Güney Afrika bölgesinin de zorlu birer çöl iklimine sahip olması yine insanlığın yayılması için zor bir engel olmuştur. Bu olumsuzluklar neticesinde Afrika’da yaşayan ilk insanlar, alternatif olarak Arap Yarımadası’na göç etmişlerdir.

İnsanların Dünyaya Yayılmaya Başlaması

İnsanların dünyaya yayılması temel olarak yukarıda da bahsettiğimiz gibi, bir nebzede olsa kuzeye doğru oldu. Ancak Buzulların geçit vermemesi nedeniyle, Arap Yarımadası insanların dünyaya yayılması için çıkış noktası oldu.

İlk insan toplulukları Arap Yarımadası’nın ardından güney sahiller üzerinden bu kez de Asya’ya ulaşarak, tüm dünyaya daha rahat yayılmaya başladılar. Ancak o zamanlar, birçok ülke toprağı henüz keşfedilmemiş ve hatta insanların bundan haberi bile yoktu. Her şeyden önce, insanlığın nüfusu henüz on binlerce kişi ile ancak ifade edilebilirdi.

Milattan önce 60 binli yıllar olarak kabul edilebilecek tarihlerde, insanların hızla çoğalması yeni yaşam alanlarını bulmaya yöneltti. Yeni göç ihtiyaçları için Asya kıtası, insanlar için daha fazla kolaylık sunmaya başladı. Dünyanın farklı kıtalarına Asya bozkırları üzerinden ulaşan insanlar, 60 binli yıllardan sonraki 30 yıl içerisinde daha fazla yayılma fırsatı bularak dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Tüm bunlar, günümüzün teknolojisi ve bilimsel araştırma kabiliyetinin yüksek olması sayesinde ortaya çıkmıştır.

Etnik Kökenlerin Meydana Gelişi

İnsanlığın var oluşundan beridir yaşadığı süreç, günümüzde 72 farklı etnik kökenin ortaya çıkmasına neden oldu. Bunun temel nedenlerini, aşağıda yanıtlamaya çalışacağız.

70 binli yıllarda kendilerini geliştirmek için ilerleme kaydedemeyen bu topluluklar, Asya’ya ilk geldikleri dönemden sonraki binlerce yıl boyunca gırtlak sesleri ile anlaşabiliyordu. Ancak bu sesler, oldukça kısıtlıydı. Asya kıtası ve sonrasında farklı bölgelere göç etmeleri, onların verimli topraklara ulaşmalarını sağladı.

Yeni alanlar bulmaları ve bu alanların onlar için her anlamda elverişli olması, onları daha fazlasını aramaya yöneltti. Bulundukları yerlerde yaşam sürmeye başlayan insan toplulukları hızla çoğalarak, dünyanın farklı bölgelerine yayıldılar. Ancak bu yayılma ile birlikte, geçmişleri hakkında bilgi alma imkânı olmayan nesillerde ortaya çıktı.

Bulundukları yerlerde kendilerine has kültürler oluşmasını sağlayan insan topluluklarının nüfusu, Asya’ya ulaştıktan 20 yıl sonra yüzbinleri bulmuştu. Topluluklar halinde farklı coğrafyalarda yaşamaya başlamaları neticesi, farklı kültürel ve genetik farklılıklarda o günün şartlarına göre oluşmaya başladı. Yüzyıllar sonra aslında birbiri ile akraba olan bu toplulukların her biri, etnik kökenlerin temelini oluşturmuştur.

Ancak insanlar arasındaki ilk genetik ve etnik farklılıkların, tam olarak 40 binli yıllar itibariyle ortaya çıktığına dair kuvvetli bulgular vardır. İnsanlar bir yandan kendilerini yaşadıkları bölgelerde daha iyi bir şekilde geliştirmeye başlamış, farklı diller ve bölgesel olarak ayrışmalar meydana gelerek etnik kimlikler ortaya çıkmıştır.

Bugün insanların ten renkleri ve fiziksel özellikleri, tamamen birbirinden farklıdır. Kumral, sarışın, beyaz, siyah tenli, çeşitli göz renklerine sahip insanların bu özellikleri, ortaya çıkan genetik farklılıklar sebebiyledir. Genetik yapılar insanın yaşadığı coğrafya ve beslenme alışkanlıklarına göre daha da belirgin hale gelmiştir.

İlk Irklar

Milattan önceki 70 ve 40 binler arasında, insanlığın yaşadığı dönemi yarı medeniyet olarak kabul etmek mümkündür. Bu dönemlerde insanlar ağırbaşlı bir hayat sürmüş, özellikle Asya kıtasının zenginliklerini görmelerine rağmen çatışma ortamından uzak bir hayata sahip olmuşlardır.

O dönemlerde insanlar arasında ülke sınırlarının bulunmaması, ırk kavramının oluşmaması ve tüm imkânlardan insanların kendi ihtiyaçları nispetinde yararlanması, buzul çağının etkilerinin azalmasıyla birlikte yeni yerlere ulaşma imkânını da beraberinde getirdi.

Göç ettikleri yerlerde daha farklı kaynaklarla karşılaşan insanlar, yıllar geçtikçe çoğalmanın da ortaya çıkardığı ihtiyaçla dünyanın her yerine yayılmaya başladı. Farklı coğrafyalar onlar için farklı dillerin doğmasına ve farklı genetiklerin ortaya çıkmasına neden oldu.

İnsanlar arasında coğrafyaların, farklı dillerin ve özellikle de kültürlerin oluşarak aralarında daha net farklılıkların oluşmaya başlaması, tarihteki ilk ırkların temelini de oluşturdu.

İnsanların göç bölgelerinde yaşanan doğal radyoaktif tesirlerin etkisi, insanların fiziksel görünümlerine de fazlasıyla etki etti. Ten renkleri ayrılan, göz ve burun yapıları değişen insanlar, aynı zamanda bölgelere göre çoğunlukla daha kısa veya daha uzun fiziksel özellikler kazandılar. Örneğin Asya’da yaşayan insanların önemli bir kısmının kısa boylu ve çekik gözlü olması, bu farklılığın en somut örneğidir. Diğer yandan Afrika’da yaşayan insanların incel kemikli ve siyah tenli olması da bunun için, bir başka örnektir.

İnsanların göçleri ve coğrafyaların etkisiyle birlikte yaşadıkları bu temel değişim, sarı ve beyaz ırk olmak üzere iki temel ırkı oluşturmuştur. Afrika kısmında kalanlar ise, yine siyah tenli yapılarını korumuşlardır. Bu süreçten sonra insanlık, genetik farklılıklar bakımından beyaz, sarı ve siyah olmak üzere üç temel farklılık üzerinde kalmıştır.

Bu üç ırkın çeşitli mutasyonlar neticesinde, birbirinden ayrılabilir özellikleri de ortaya çıktı. Beyaz ırka mensup insanlara baktığımızda nasıl ki aralarında birçok genetik farklılıklar bulunuyorsa, sarı ve siyah ırk için de aynı şeyi söylemek mümkündür.

Afrika’da Siyah Irk

İnsanlığın Güney Afrika bölgesinden dünyaya yayıldığını, yazımızın başında söylemiştik. Ardından gerçekleşen göçler farklı temel ırkların ortaya çıkmasına neden olsa da siyah ırk, temel ten rengi olarak bilinir.

Afrika’da yaşayan insanların on binlerce yıl sonra bile renklerinin siyah kalması, bilimsel olarak bölgenin yapısıyla örtüşmektedir. Buradaki topraklarda Radyum elementinin oldukça düşük yapıda olmasından kaynaklı olarak, bu insanların DNA yapısının radyoaktif etkilere fazla maruz kalmadığını göstermektedir.

Kuzey Bölgelerde Sarı Irk

Daha çok çekik gözlü insanlardan oluşan sarı ırk ise, Afrika’dan başlayıp önce Arabistan yarımadasına ve ardından da Asya kıtasına yerleşen ve çok soğuk iklim şartlarında yaşayan ırklardır. Bu bölgede güneş ışınlarının açısından tutunda, coğrafi yapının etkilerine kadar birçok etken burada yeni gelen nesillerin daha kısa boylu, çekik gözlü ve güçlü kemik yapısına sahip olmalarına sebep olmuştur.

Alp İnsanları Beyaz Irk

Beyaz ırk ise Asya’ya gelen insan topluluklarının göç hareketleri sonrasında, Asya kıtasının ortasında kalan insanlardan oluşmaktadır. Günümüzde ırklar arasında en kalabalık olan ve dil açısından en gelişmiş ve zengin yapıya sahip olan ırk, Beyaz ırk olarak bilinir.

Bu ırkın brakisefal olarak tanımlanan yuvarlak kafatası yapısı, ortalama kemik yapısı, ela, yeşil ve mavi göz yapıları gibi özellikleriyle, diğer ırklardan daha net olarak ayrıldıklarını görmek mümkündür.

2. Derecede Melez Irklar ve Irkların Melezleşme Süreci

Bu temel ırklar, tarih boyunca farklı faktörlerin bir araya gelmesi sonucunda melezleşmiş ve 2. Derece ırkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Melez ırkların ortaya çıkmasındaki temel neden, üç temel ırk arasında kurulan akrabalık bağları sonucunda yaşanan çoğalmalardır.

Bir siyah ırk mensubu ile sarı ırk mensubu birinin evliliğinden doğan çocukların, onların çocukları veya birkaç kuşak sonraki torunlarının yine temel veya melez ırklardan başka biriyle evlenmeleri ve bu şekilde devam eden süreç, 2. Derece melez ırkların doğmasına neden olmuştur.

İnsanlar arasında yaşanan bu etkileşimden on binlerce yıl sonra oluşan melez ırklar farklı genetik farklılıkların, dil ve kültür yapılarının oluşmasına neden olmuştur.

Tarihteki ilk melez ırklar şunlardır;

-30.000’li yıllarda Amerindler

-17.000’li yıllarda Mongoloidler

-15.000’li yıllarda Semitikler

Yani buna göre dünya tarihi -10.000’li yıllara geldiğinde, 3 saf ve 3 farklı melez ırktan oluşmaktaydı.

Bu ırkların ortaya çıkışından binlerce yıl sonra, 3, 4 ve 5. Derecede türemiş ırklarla birlikte, suni ırklarda meydana gelmiştir.

Reklam
tarihigercekler
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.