AFGANİSTAN VEYA GÜNEY TÜRKİSTAN

19.07.2021
0
A+
A-
AFGANİSTAN VEYA GÜNEY TÜRKİSTAN

GİRİŞ:

Birçoklarına göre bu gün Türkiye’den çok uzaklarda, kan ve gözyaşının aktığı bir ülke olarak görülen Afganistan bizim için yabancı bir ülke değildir. Bize Afganistan’da ABD ve diğer ülkeler gibi yabancı statüsünde görülecek bir devlet ve millet değiliz. Türkistan’ın doğal bir bölümü olan ve tarihte Güney Türkistan olarak adlandırılan bu topraklar binlerce yıl Türk milletine vatanlık yapmış ve bu topraklarda çok sayıda Türk devleti kurulmuştur. Bu gün Cumhurbaşkanlığı forsunda bulunan ve tarihte kurulmuş olan 16 büyük Türk devletini temsil eden 16 yıldızdan üçü, geçmişte Afganistan’da hüküm sürmüş Gazneliler, Büyük Timur İmparatorluğu ve Babür imparatorluklarını temsil eder! Bu günkü Afganistan’ın başkenti olan Kâbil’in güneyinde yer alan Gazne, adından da anlaşılacağı gibi tarihte Gazneliler Türk Devleti olarak geçen ilk Müslüman Türk devletlerinden birini kuran Gazneli Mahmud’un başşehridir. Babürlüler imparatorluğunun kurucusu olan Babür Şah da devletin temellerini Kabil’de atmıştır.

Taliban’la birlikte sık sık adı gündeme gelen Herat ise, tarihte en büyük Türk devletlerinden birini kuran Emir Timur’un devletine Semerkant’la birlikte başşehirlik etmiş kadim bir Türk şehridir. Timur’un oğlu Şahruh Mirza Herat’ta hüküm sürmüş ve Herat’ı Türk ve İslam Dünyası’nın en önemli kültür merkezlerinden biri haline getirmiştir.

Ayrıca, kültür ve devlet anlayışımızda çok derin izleri olan Hz. Mevlâna da Afganistan’ın Belh şehrinde doğmuş ve oradan Anadolu’ya göç etmiştir. İşin özü Türkler ve bu gün Afganistan’da bulunan Türk askeri, Afganistan’ın yabancısı olmayıp, asla yabancı statüsünde değerlendirilecek bir unsur değildir. Türk Ordusu, mensupları içerisinde çok sayıda yabancının yer aldığı Taliban kadar Afganistan’a ait olup, Afganistan’ın gerçek sahipleridir.

AFGANİSTAN VEYA GÜNEY TÜRKİSTAN

Yüz ölçümü 652.230 km2, nüfusu 36,5 milyon (2018) olan dost ve kardeş ülke Afganistan’da Özbek ve Türkmen, Kızılbaş, Kazak, Kırgız, Karakalpak Türk nüfusunun yanında akraba topluluklar diyebileceğimiz Peştunlar, Tacikler ve Hazaralar yaşamaktadır. Nüfusun yarıya yakınını Peştuniler oluşturur. Tacikler Afganistan’ın ikinci kalabalık etnik grubudur. Ülkenin kuzey, kuzeydoğu ve batı bölgelerinde yaşarlar.

Türkler de Afganistan’daki önde gelen etnik gruplardan biridir. Afganistan’ın kuzeyinde Afgan Türkistan’ı ya da Güney Türkistan olarak bilinen bölgede yaşarlar. Bu bölge Afganistan sınırları içinde yer alsa da tarihi, etnik, kültürel ve jeo-politik olarak Türkistan’ın bir parçasıdır. I. yüzyılda gelen Yüe-Çi Türklerinden Nadir Şah Avşar’a (ölümü 1747) kadar Afganistan Göktürkler, Gazneliler, Selçuklar, Timuriler, Şeybaniler, Harzemşahlar, Avşarlar gibi Türk devletlerinin yönetiminde bulunmuş ve bu yönetimlerin her biri ülkede güçlü etkiler ve izler bırakmışlardır (Oğuz, 2001: 43-44).

Afganistan Türkleri kendi aralarında Özbek, Türkmen, Kızılbaş, Kazak, Kırgız, Karakalpak, vs. gibi birtakım gruplara ayrılırlar. Bu grupların en önemlileri ise Özbekler ve Türkmenlerdir.

Özbekler Afganistan’daki en kalabalık ve en önemli Türk grubudur. Afgan Türkistan’ında özellikle Kunduz, Şıbırgan, Taş Kurgan, Mezar-ı Şerif, Belh, Meymene, Aliça ve Bala Murghab’ta yaşarlar (Dursun, 1998/1999: 57). Oğuz Türkçesinin kendilerine has olan Özbek şivesini konuşurlar ve Sünni’dirler. Kendi aralarında kabilelere ve klanlara ayrılmalarına karşılık en önemli ayrım, Afganistan’da yüzyıllardır yaşayan Özbeklerle, buraya Rus baskısından kaçarak kuzeyden gelen Özbekler arasındadır. Sonradan gelen Özbekler “muhacir” adı altında kendilerine has farklı bir alt kimlik oluşturmuşlardır (Çınarlı,2012,s.76).

Türkmenler Afganistan’daki ikinci kalabalık Türk grubudur. Afgan Türkistan’ında özellikle Kunduz ve Herat arasında yaşarlar. Kabile sistemi Türkmen toplumunda son derece etkilidir. İran’daki Yomut Türkmenlerine ve Türkmenistan’daki Teke Türkmenlerine karşılık Afganistan’daki Türkmenlerin tamamına yakını Ersari boyuna mensuptur. Ancak, Afganistan’da az sayıda Teke ve Yomut Türkmeni de vardır (Çınarlı,2012, 77; Oğuz, 2001: 45).

Afganistan Türkmenleri ülke ekonomisinde oldukça etkilidir. Özellikle, deri, yün ve yün halı üretirler. Ancak, politikada fazla etkili değillerdir. Bunun sebebi, Afgan hükümetlerinin Türklere yönelik baskıcı tutumlarıyla açıklanmaktadır (Çınarlı,2012: 76, 232; Oğuz, 2001: 46).

Afganistan’da Özbek ve Türkmenlerin dışında, nüfusları oldukça az olan Kazak, Kırgız, Karakalpak, ve Kızılbaş gibi başka Türk grupları da vardır Kazaklar ülkenin kuzey kesimlerinde Özbeklerle içiçe yaşarlar. Çoğu Rusya’dan iç savaş ve Bolşevik devrimi yüzünden kaçarak buraya yerleşmiştir. Sayılarının 50.000 kadar olduğu tahmin edilmektedir. Kazaklara hem dil hem de kültür yönünden oldukça benzeyen Kırgızlar ise, Afganistan, Tacikistan ve Pakistan sınırlarının kesiştiği bölgedeki Vakhan koridorunda izole bir hayat sürerler. Sayılarının 10.000 kadar olduğu tahmin edilmektedir. 1982 yılında, 4.000 Kırgız, liderleri Rahmankul Han öncülüğünde Türkiye’ye gelerek Van’a yerleşmiştir. Karakalpaklar ise 1917 devriminden sonra Orta Asya’dan göç ederek Afganistan’a yerleşmişlerdir. Sayılarını tahmin etmek oldukça zor ise de, 1950 yılında 2000 kadarının Celalabad’a yerleştiği bilinmektedir. Kızılbaşlar ise Afganistan Türkleri arasında Şii olan tek Türk grubudur. Adları, kullandıkları kırmızı renkli başlıktan gelmektedir. XVIII. yüzyılda Afganistan’ı işgal eden Nadir Şah’ın askerlerinin soyundan gelmişlerdir. Büyük bir çoğunluğu Kâbil’de, bir kısmı ise Hazaracat bölgesindeki Flodi vadisinde yaşamaktadır. Toplam nüfuslarının 50.000 ila 60.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir (Çınarlı,2012:77).

Türkler Ve Türkiye Afganistan’da Yabancı Değil Afganistan’ın Gerçek Sahipleridir.

Birçoklarına göre bu gün Türkiye’den çok uzaklarda, kan ve gözyaşının aktığı bir ülke olarak görülen Afganistan bizim için yabancı bir ülke değildir. Bize Afganistan’da ABD ve diğer ülkeler gibi yabancı statüsünde görülecek bir devlet ve millet değiliz. Türkistan’ın doğal bir bölümü olan ve tarihte Güney Türkistan olarak adlandırılan bu topraklar binlerce yıl Türk milletine vatanlık yapmış ve bu topraklarda çok sayıda Türk devleti kurulmuştur. Bu gün Cumhurbaşkanlığı forsunda bulunan ve tarihte kurulmuş olan 16 büyük Türk devletini temsil eden 16 yıldızdan üçü, geçmişte Afganistan’da hüküm sürmüş Gazneliler, Büyük Timur İmparatorluğu ve Babür imparatorluklarını temsil eder! Bu günkü Afganistan’ın başkenti olan Kâbil’in güneyinde yer alan Gazne, adındanda anlaşılacağı gibi tarihte Gazneliler Türk Devleti olarak geçen ilk Müslüman Türk devletlerinden birini kuran Gazneli Mahmud’un başşehridir. Babürlüler imparatorluğunun kurucusu olan Babür Şah da devletin temellerini Kabil’de atmıştır.

1526-1858 yılları arasında Hindistan ve Afganistan toprakları üzerinde hüküm süren Babürlüler imparatorluğunu kuran Zahir ed-din Muhammed Babur (Babür Şah-1526-1530) devletin temellerini bu günkü Afganistan’ın başkenti Kabil’de atar. Önceleri bu günkü Fergana bölgesinde saltanat süren Babur, daha sonraları Mavera ün-Nehr’de hakimiyeti kaybedince Afganistan’a kaçar, burada yerel hükümdarlarla mücadele eder ve 1524 yılında Delhi’yi alır (Konukçu,2002, s. 744-760). Babür’ün 1524 yılında Delhi’yi ele geçirmesi, tarihçiler tarafından Babürlüler İmparatorluğunun kuruluşu olarak kabul edilmiştir.

Taliban’la birlikte sık sık adı gündeme gelen Herat ise, tarihte en büyük Türk devletlerinden birini kuran Emir Timur’un devletine Semerkant’la birlikte başşehirlik etmiş kadim bir Türk şehridir. Timur’un oğlu Şahruh Mirza Herat’ta hüküm sürmüş ve Herat’ı Türk ve İslam Dünyası’nın en önemli kültür merkezlerinden biri haline getirmiştir.

Ayrıca, kültür ve devlet anlayışımızda çok derin izleri olan Hz. Mevlâna da Afganistan’ın Belh şehrinde doğmuş ve oradan Anadolu’ya göç etmiştir. İşin özü Türkler ve bu gün Afganistan’da bulunan Türk askeri, Afganistan’ın yabancısı olmayıp, asla yabancı statüsünde değerlendirilecek bir unsur değildir. Türk Ordusu, mensupları içerisinde çok sayıda yabancının yer aldığı Taliban kadar Afganistan’a ait olup, Afganistan’ın gerçek sahipleridir.

Stratejik konumu sebebiyle “Asya’nın Kalbi” olarak nitelendirilen Afganistan, tarih boyunca pek çok büyük devletin hâkimiyeti kurmak istediği bir ülke olmuş, uzun ve yıpratıcı işgal ve savaşlar sebebiyle Afganistan’da sağlıklı bir siyasî yapının tesis edilmesi mümkün olmamıştır.

  1. yüzyılda İslam orduları Afgan topraklarına ulaşmış, halkın hızlı bir şekilde İslamiyet’i benimsemesine karşın burada bir devlet yönetimi teşekkül etmemiş, bölge uzunca bir süre bölgesel yönetimler tarafından idare edilmiştir. 9. yüzyılın ikinci yarısında kısa bir süre Sâmânilerin hâkimiyeti altında kalan Afganistan topraklarında, yüzyılın sonlarına doğru kurulan Gazneliler Devleti ile birlikte Türk hâkimiyeti başlamıştır. Daha sonra bölgede Selçuklular, Gurlular, Harizmşahlar hüküm sürmüş, 13. yüzyılın başlarındaki Moğol istilası ile birlikte 150 yıl kadar sürecek olan Moğol hâkimiyeti dönemi başlamıştır. Bölgede 1370 yılında Emir Timur tarafından Timurlular devleti kurulmuş, bölge 16. Yüzyıldan itibaren Timurluların devamı olan Babür İmparatorluğu’nun hâkimiyeti altına girmiştir. Babürlüler sınırlarını Hindistan içlerine kadar ilerletmiş ve giderek devletin ağırlık merkezi Hindistan’a kaymış, bunun üzerine Batı Afganistan coğrafyasında İran ile Babür Devleti arasında kalan bölgede yerli kabileler önce iki devletten birinin yanında yer alarak imtiyaz kazanmış, daha sonra giderek daha bağımsız hareket etmeye başlamıştır. Bu süreç Afganistan’da millî bir devlet fikrini de beslemiş ve nihayet 1747 yılında Ahmed Şah önderliğinde Dürrani Hanedanı olarak bilinen bağımsız bir devlet kurulmuştur. Ancak 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başlarında Dürrani Hanedanı’nda taht mücadeleleri baş göstermiş, nihayet 1826 yılında Dost Muhammed Han tarafından siyasi birlik sağlanarak Barakzay Hanedanı kurulmuştur.
  2. yüzyıldan itibaren Afganistan, Ruslarla İngilizler arasında çok uzun sürecek bir mücadeleye konu olmuştur. 1839 yılında gerçekleşen ilk İngiliz işgali kısa sürede bertaraf edildiyse de 1878-1880 yılları arasında ikinci işgal gerçekleşmiştir.1893 yılında İngilizlerle imzalanan antlaşma ile belirlenen “Durant Hattı”, Güney Afganistan ile Hindistan (bugün Pakistan) sınırını belirlemiş, fakat belirlenen sınır sebebiyle pek çok Afgan ülke sınırlarının dışında kalmış, bu da Afganistan için kalıcı bir sınır sorununun başlangıcı olmuştur.

1919 başlarında, babası Habibullah Han’ın yerine geçen Emanullah Han, Afganistan’ın bağımsız bir devlet olarak tanınması için uluslararası bir çaba içerisine girmiş, bu durum İngiltere ile kısa süreli bir savaşa neden olduysa da Afganistan 8 Ağustos 1919’da imzalanan Ravalpindi Antlaşması ile bağımsızlığını ilan etmiştir.

Atatürk, Sivas’tan Ankara’ya gelir gelmez, yaptığı işler arasında; komşumuz İran Şahı Rıza Pehlevi ve Afganistan Şahı Emanullah Han ile mektuplaşmak vardır. Olaylar geliştikçe, mektuplar sıklaşacak, ziyaretler başlayacak, hatta gönül almak için hediyeler gönderilecektir! Nitekim 1924 yılında Gazi Mustafa Kemal Paşa, İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Türkiye’yi ziyareti fırsatını kullanarak, bir uçak hediye etmiş ve bir başka gelişi için, Ahmet Saygun’a opera hazırlatarak Ankara’da temsil ettirmiştir. Bugün bile mümkün olmayan bu girişimlerin 1924 Ankara’sında nasıl gerçekleştirilmiş olduğunu kavramak mümkün değildir ama gerçektir, gerçekleştirilmiştir.

Afganistan Şahı Emanullah Han’a büyük şairimiz –ve insanlarla sıcak ilişkiler kurmakta üstüne olmayan- Yahya Kemal Beyatlı’nın Kâbil’e sefir gönderilmesi ve Afganistan’ı, ordu, bürokrasi ve toplum olarak çağdaşlaştırmak için Türkiye’den sayısız doktor, mühendis, yönetici ve ilim adamı yollanmasının anlamını kavramak kolay değildir.

Ama Mustafa Kemal Paşa’nın kafasında taşıdığı devleti hatırlayacak olursak, bunların ne anlam taşıdığı kolayca çözülür. Türkistan’a ulaşmanın yolu, İran ve Afganistan üzerinden geçiyordu. Bu sebeple bu iki devlet Mustafa Kemal Paşa’nın sıcak beraberliğinde olması gerekiyordu. Atatürk özverilerinin kaynağı buydu!  (Bozdağ, 1998: 18-19)

Nitekim bu gelişmeler Türkiye’nin liderliğinde İran, Afganistan ve Irak’ın katılımıyla Sadabat Paktı’nın kurulmasıyla neticelenmiştir. Sadabat Paktı, Türkiye, İran, Afganistan ve Irak arasında imzalanmış olan uluslararası bir saldırmazlık antlaşmasıdır. Antlaşma 8 Temmuz 1937 tarihinde Tahran’da bulunan Sadabat Sarayı’nda imzalanmıştır.

Atatürk’ün Sadabat Paktından önce, 9 Şubat 1934 yılında Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya’nın katılımıyla kuruluşuna öncülük ettiği Balkan Antantı anlaşması da Türkiye’nin bölgesinde lider bir ülke olması açısından önemlidir. Türkiye bu iki anlaşma ile, batıda, doğuda ve güneyde sınırlarını kontrol haline almış ve dünyaya bölgesinin lideri olduğuna dair kuvvetli mesajlar vermiştir.

Ne yazık ki hem Sadabat Paktı hem de Balkan Antantı Atatürk’ün vefatından sonra İnönü’nün ilgisizliği üzerine kâğıt üzerinde kalmaktan öteye gidememiştir.

Ömer Lütfi Mete’nin “Türk Milliyetçiliğine sivil bir bakış “(Nisan 2008) adlı makalesinde belirttiği gibi: “Atatürk’ün döneminde Türkiye’nin dış temsilcileri, bulundukları ülkelerde birer “milli misyon “adamlarıdır. Onları, kâh Türk azınlıklarla “derin“den ilgilenirken, kâh yeni akımların gelişimini stratejik açıdan izlerken görebilirsiniz. “Sonrakilerin kahir ekseriyeti ise, Türkiye’nin batılılaşmaya çalıştığını kanıtlamaya memur konu mankenleridir… Atatürk’ten sonra Türkiye, bir devlet gibi değil de hükümet merkezi ABD’de bulunan devasa bir belediye gibi yönetilir. Zaten bir müddet sonra da Türkiye devletinin yarı resmî ideolojisi, “Amerikan Milliyetçiliği“oluverir. İki dönemi karşılaştırırken anahtar bir olayla yetinebiliriz: Atatürk’ün, yapay bir ülke olan Afganistan’a ilgisi son derece geniş bir vizyonun kanıtıdır. Kabil’e gönderilen Türkiye büyükelçisi ESENDAL, neredeyse “EYALET VALİSİ “denecek kadar etkindir. Kendisiyle aynı dönemde, Afgan elçiliği yapan İngiliz, Amerikan ve Rus diplomatlar ülkede sıradan birer “figüran “düzeyindedir. Ama hangi sebepledir bilinmez, Esendal, İsmet İnönü tarafından geri çekilir. Bundan sonra da Afganistan’da Türkiye’nin esâmesi okunmaz.” (Ömer Lutfi, METE‘ nin internet sayfasından alınmıştır.)

Şimdi bu tarihi Afgan-Türk dostluğunu biraz daha derinden inceleyelim.

Türk Afgan dostluğu I. Dünya Savaşı sonunda Cemal Paşa’nın bir grup Türk subayı ile birlikte Afgan ordusunu eğitmeye başlaması ile birlikte iş birliğine dönüşmüştür. Atatürk’ün de bu dostluğu ilerletmeye çalışması Türk-Afgan dostluğunun daha da kuvvetlenmesini sağlamıştır.

Atatürk, Yüzbaşı Abdurrahman Samadani Bey’i 18 Ağustos 1920 tarihinde Afganistan temsilciliğine atamış ve Afganistan Kralı Amanullah Han’a gönderdiği mektupla da ortak düşman olan İngilizlere karşı mücadele için iş birliği yapmayı önermiştir.

Mustafa Kemal Paşa, 21 Aralık 1920’de Fevzi Paşa’ya verdiği bir talimatla Afganistan’a bir Türk askeri heyetinin gönderilmesini istemiştir. Bu heyetin Afganistan’ın adamları gibi gözüküp, Türk Hükümetine bağlı olmaları, kendilerini sevdirmeleri ve Afganistan’da İslam ve Türk menfaatlerine hizmet edecek bir partiyi iş başına getirebilecek kadar güçlü bir mevki edinmelerini istemiştir.

1 Mart 1921 tarihinde yapılan Türk-Afgan Antlaşması ile Afganistan’ı tanıyan ilk devlet Türkiye olmuştur. İki ülke aralarında iş birliği yapmayı ve dayanışma içerisinde olmayı kararlaştırmışlardır. Türkiye Afganistan’a kültürel alanda yardım etmeyi öğretmen ve subay göndermeyi kabul etmiştir. Ayrıca Doğu’yu istila edecek emperyalist bir devlete karşı ortak hareket etmek kararlaştırılmıştır. Tarihte ilk kez bir antlaşma ile Doğu uluslarının uyanışından, onların bağımsızlık ve özgürlüğünden bahsedilmiştir.

Mustafa Kemal gerek Millî Mücadele safhasında gerekse Cumhuriyetin kuruluşundan sonra başta Afganistan olmak üzere kardeş ve dost milletlerle hep dayanışma ve yardımlaşma içerisinde olmuştur. Atatürk Philadelphia muhabiri ile 1921 yılında yapmış olduğu bir görüşmede bu düşüncelerini şekilde dile getirmiştir:

Biz tabiatıyla bütün Müslüman devletlerle son derece dostane ilişkiler içindeyiz. Afganistan Emirinin vaki daveti üzerine Afgan Ordusunun modernleştirme çalışmalarını yapan Türk subaylarına katılmak üzere yakında önemli bir Türk askeri misyonu da Kabil’e gidecektir. Yukarda da belirttiğim gibi auto-determination hakkının bütün Müslüman milletlere tanınmasını görmek benim en büyük arzumdur” (Kültür Bakanlığı, 1981, Atatürk’ün Milli Dış Politikası (Millî Mücadele Dönemine Ait 100 Belge) 1919-1923, c.1, s.275)

Antlaşmanın yapılmasının hemen akabinde Afganistan Elçisi Ahmet Han 21 Nisan 1921 tarihinde Ankara’ya gelmiştir. 10 Haziran 1921’de Afganistan elçiliğinin açılışına Mustafa Kemal Paşa da katılarak, Afgan bayrağını göndere bizzat kendisi çekmiştir. Afganistan’a Türk elçisi olarak görevlendirilen Fahrettin (Türkan) Paşa ise ancak 25 Haziran 1922’de Afganistan’a ulaşmıştır97. Afgan Emiri Amanullah Han, 13 Temmuz 1921 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı yazı ile Afganistan askeri sistemini düzenlemek amacıyla bir askeri heyet gönderilmesini istemiştir. (Kültür Bakanlığı, 1981, Atatürk’ün Milli Dış Politikası (Millî Mücadele Dönemine Ait 100 Belge) 1919-1923, C.I, s.341-342.’den nakil, Umar, 2010, s.459).

Türk-Afgan ittifakı İngiltere’yi endişelendirmiştir. Türk-Afgan ittifakı Türkiye’nin Ortadoğu politikası gerekse Asya İslam uluslarının uyanışı açısından önemli bir gelişmeydi. Mustafa Kemal Paşa, Sultan Ahmet Han’ı kabulü sırasında Ahmet Han; “Afganistan tarafından büyük birader olarak düşünülen Türk milleti için bunun pek tatlı bir görev olduğunu ve bu konuda her türlü fedakârlığın memnuniyetle yerine getirileceğini” söylemiştir. Türkiye Afganistan ilişkileri o derece gelişmiştir ki, Afganistan Kurtuluş Savaşı sırasında İngiltere’yi protesto etmiştir (Gülmez,1999, s.230-231).

Afganistan Elçisi Ahmet Han, Kurtuluş Savaşı boyunca Türk basını, halkı ve yetkilileriyle sürekli irtibat halinde olmuştur. Millî Mücadelenin ateşli savunucularından biriydi. Sultan Ahmet Han, Amanullah Han’ın İngilizlere söylediği şu sözleri TBMM’ne duyurmuştur: “Türkiye’ye karşı ne kadar iyi davranırsanız, Afgan ulusunun kalbini de o oranda kendi lehinize kazanırsınız. Türkiye’yi ve İslam dünyasını rencide eden bir ulusun Afganlılardan dostluk beklemesi yanlış olur. Bütün İslam dünyasının gözü ve lideri olan Türkiye’ye karşı suikastlara devam eden devletler, iyice bilsinler ki, bu hareketlerinin cezasını çekeceklerdir” (Umar, 2010. s.460).

Amanullah Han, Türk Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra bu mücadelenin kazanılmasında önemli hizmetleri olan 50 komutana ve Mustafa Kemal Paşa’ya nişanlar göndermiştir. Afganistan en büyük nişanını Mustafa Kemal Paşa’ya hediye etmiştir (Umar, 2010, s.460).

Afganistan Hükümdarı Amanullah Han Atatürk hayranı bir kişiydi. Türkiye’de Atatürk’ün yaptığı reformları yakından izleyerek onları kendi ülkesinde de uygulamaya çalışmıştır. Atatürk de Afganistan ile ilişkilerimize önem vererek, büyükelçi olarak Medine Muhafızı General Fahrettin Paşa’yı göndermiştir. Kabil’de Türk hocaların girişimi ile bir Tıp Fakültesi açılmıştır. Afganistan ile Türk diplomatlar uluslararası ilişkilerde ortak hareket etmişlerdir. Öyle ki Afganistan’ın temsilcisi olmayan yerlerde Afgan menfaatlerini Türk elçilikleri ve konsoloslukları kurmuştur (Akşin, 1991. s.191, Umar, 2010, s.460).

Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa liderliğinde yapılan savaşın zaferle neticelenmesi Afganistan’da büyük bir sevinç yaratmıştır. Büyük zafer Afganistan’da milli bayram gibi kutlanmıştır. Afgan Kralı Amanullah Han Türk zaferi dolayısıyla sarayda bir tören düzenlemiştir. Afgan Kralı, Türk Büyükelçisi Fahrettin Paşa (Türkan) ve Mustafa Kemal Paşa’yı kutlayan şu sözleri söylemiştir:

“Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığındaki Ankara Hükümeti sayesinde, Türk ırkı, dünyanın öteki milletleri arasında yaşamaya hakkı olduğunu kahramanca gösterdi. Türk ordusunun kahramanlığı sayesinde Türk vatanı hürriyete kavuştu. Bütün uygar dünya bugün Türklere karşı en derin saygı beslemektedir” (Şimşir, 2006.  s.33, Umar, 2010. s.461)

Emanullah Han’ın bağımsızlık sonrası süreçte ülke içerisinde gerçekleştirdiği reformlar halk tarafından tepki ile karşılanmış ve bu tepkilerin isyana dönüşmesi sebebiyle Emanullah Han 1929 yılında ülkesini terk etmek zorunda kalmıştır. Emanullah Han ülkeyi terk ederken yerini kardeşi İnayetullah Han’a bırakmışsa da isyanlara liderlik eden Habibullah Kalakani’nin kendisine gönderdiği mektuptan sonra tahttan feragat ederek o da ülkeyi terk etmiştir. Bunun üzerine iktidara Habibullah Kalakani gelmişse de iktidarı yalnızca 10 ay kadar sürmüş ve Muhammed Nadir Şah’ın ordusuna karşı verdiği mücadeleyi kaybederek idam edilmiştir. Yönetime gelen Nadir Şah, dört yıl süren iktidarında dengeli bir politika izlemiş ve halkın taleplerini dikkate alarak reformları yeniden düzenlemiştir. Nadir Şah’ın ölümü üzerine henüz 19 yaşında tahta çıkan oğlu Zahir Şah, 40 yıl süren iktidarı boyunca tarafsız bir dış politika yürütmeye gayret etmiştir. Bu dönemde Türkiye, İran ve Irak ile Sadabad Paktı imzalanmış, 2. Dünya Savaşı’nda da aynı anlayış sürdürülmüştür. 1947 yılında Pakistan’ın bağımsızlığını ilan etmesi üzerine, 1893 yılında imzalanan Durant Hattı sebebiyle ülke toprakları dışında kalan kesimler üzerinde hak iddia edilmiş, bu durum Pakistan ile kronikleşen sınır sorunlarını beraberinde getirmiştir. Pakistan’ın İngiltere’den destek görmesi, bu süreçte Afganistan’ı Sovyetler Birliği’ne yaklaştırırken, Zahir Şah’ın ülkede artan Sovyet etkisini dengelemek için attığı adımlar, 1973 yılında kayınbiraderi olan Davud Han tarafından devrilmesine neden olmuştur. Barakzay Hanedanı’nın 1826 yılında Dost Muhammed Han’la başlayan ve 1829 yılında 10 ay süren Habibullah Kalakani yönetimi dışında yaklaşık 150 yıl süren varlığı da böylece sona ermiştir.

Davud Han, iktidarı döneminde ülkenin hızlı bir şekilde Sovyet etkisi altına girdiğini görerek çeşitli önlemler almışsa da başarılı olamamış ve 1978 yılında o da bir darbe ile başkanlıktan indirilerek öldürülmüştür.

Ülkede yaşanan siyasi kaos ve Sovyetler Birliği’nin devlet yönetimine direkt etkisi, 1979’da başlayan ve ülkeye büyük zarar veren bir işgal sürecinin hazırlayıcısı olmuştur. 10 yıl süren Rus işgali sırasında çoğunluğu sivil 1 milyondan fazla insan hayatını kaybetmiş, 5 milyon kişi ise mülteci durumuna düşmüştür. İşgal süreci ülkeyi harap ederken, ülke içerisindeki dengeleri de alt üst etmiş, savaş esnasında ülkesi için mücadele eden farklı gruplar, işgalin bitmesinin ardından birbirleriyle mücadele eder hale gelmişlerdir ki, bu da ülkede bir iç savaş sürecini doğurmuştur. Öte yandan ülkede yaşanan siyasî kaos, Taliban’ın doğuşunu hazırlamış, ilerleyen yıllarda başta El-Kaide olmak üzere ülkede konum alan yapılanmalar, 11 Eylül olayları sonrasında gerçekleşen ABD işgali için de gerekçe oluşturmuştur. Bugün hala tam olarak sonlandırılmayan ABD işgali, bir kez daha yüz binlerce insanın ölümüne milyonlarca insanın mülteci konumuna düşmesine yol açmıştır. İşgal sırasında kurulan geçici hükümetin başına geçen Hamid Karzai, 2004 ve 2009 yıllarında yapılan seçimleri de kazanarak iktidarını 2014 yılına kadar sürdürmüştür. 2014 yılında yapılan seçimleri kazanan Eşref Gani halen görevdedir.

İki ülke arasında ortak inanç, kültür ve tarih bağlarının da etkisiyle kurulan bu yakın ilişki, küresel aktörlerin Afganistan üzerinde yıllardır devam eden acımasız politikalarına rağmen güçlü bir şekilde devam etmektedir.

Gerek iki devletin bağımsızlıklarını kazandıkları ilk dönemlerde, gerek 80’li yıllardaki Sovyet işgalinde ve gerek11 Eylül olayları sonrasında gerçekleşen ABD işgalinde, Afgan halkının yaşadığı zorluklarda en önemli destekçisi Türk halkı ve devleti olmuştur. Sadece 2004 yılından bu yana sürdürülen kalkınma programı kapsamında Afganistan’a verilen destek, 1000 projede toplam 1 milyar doları aşmıştır ki bu Türkiye’nin bir ülkeye yönelik en büyük dış yardımlarından biridir. Öte yandan bağımsız sivil toplum kuruluşları da Afganistan’a yönelik acil yardım, insanî yardım ve kalkınma projeleri yürütmektedir.

ABD işgalinden bu yana devam eden yakın süreçte Türkiye, Afganistan’daki varlığını güçlü biçimde sürdürmektedir. Bu noktada Türkiye’nin temel yaklaşımı, Afganistan’ın toprak bütünlüğünün korunması, güvenlik ve istikrarın sağlanması, halk desteğini alan güçlü bir siyasî yapının teşekkülü ve terör yapılanmalarının temizlenerek halkın huzurunun temin edilmesidir.

İki ülke arasındaki ticarî ilişkiler, Afganistan’ın içinde bulunduğu olumsuz koşullar sebebiyle istenen seviyede değildir. Ancak ülkede güvenlik ve siyasî istikrarın sağlanması halinde Türkiye’nin Afganistan’ın en önemli ticaret ortaklarından biri olması sürpriz olmayacaktır. Son beş yılda 150 ila 250 milyon dolar civarında seyreden yıllık toplam ticaret hacminin çok büyük bir bölümü Türkiye’den Afganistan’a ihracat şeklinde gerçekleşmektedir. 2017 yılı rakamlarına bakıldığında toplam ticaret hacmi 181 milyon dolar olup bunun 172 milyon doları Türkiye’den Afganistan’a ihracattır. Türkiye’nin Afganistan’a ihraç ettiği başlıca ürünler, dokunmuş halılar, yer kaplamaları, ilaç, elektrik transformatörleri, kablo, tel ve temizlik kâğıtları, Afganistan’dan ithal ettiği ürünlerse hayvan post ve derileri, sakatat, yağlı tohum, meyveler ve kabuklu yemiştir.

Öte yandan Afganistan’da 100’ün üzerinde Türk firması bulunmakta bunların büyük çoğunluğu inşaat sektöründe faaliyet göstermektedir. Türk firmaları 2003-2016 döneminde gerçekleştirdiği projelerin sayısı 600’ü, finansal büyüklüğü 6 milyar doları aşmıştır. İnşaat sektörü dışında Türk firmalarının başlıca faaliyet alanları enerji, sağlık, lojistik ve madenciliktir.

Afganistan coğrafyası, İslamiyet’le henüz hicrî 1. yüzyılda tanışmış ve Hz. Osman’ın halifeliği döneminden başlayarak bu bölge hızlı bir şekilde Müslümanlaşmıştır. O tarihten itibaren Afganistan bölgesi Müslüman kimliğini bugüne kadar muhafaza etmiştir. Afgan coğrafyası da Moğol istilaları, Sovyet, İngiliz ve ABD işgal dönemleri dışında tarihinin önemli bir bölümünü Müslüman yönetimler altında geçirmiştir. Günümüzde farklı etnik gruplardan oluşsa da40 milyona yaklaşan Afganistan nüfusunun neredeyse tamamı Müslüman’dır. Büyük çoğunluğu Hanefî mezhebine mensup olmakla birlikte %10 civarında bir Şiî nüfus da bulunmaktadır.

Tarihi boyunca işgal ve istilalara maruz kalmış olan Afganistan, jeopolitik önemi ve zengin doğal kaynakları sebebiyle modern dönemde de bu özelliğini sürdürmüştür. Uzun süren Sovyet ve ABD işgalleri ülkeyi harap ederken, Müslüman halkı da felakete sürüklemiştir. Açlık ve yoksullukla karşı karşıya olan halk can güvenliğini temin edemediği işgal ve iç savaş yıllarında eğitim, sağlık, ticaret gibi temel ihtiyaçlarını da karşılayamamıştır. Bu da halkı pek çok bakımdan olması gereken seviyenin gerisinde bırakmıştır. Öte yandan bu süreçlerde oluşan siyasî kaos ve boşluk, uluslararası terör yapılanmalarının ülkede konuşlanmasına imkân tanımış, bu da mutedil dinî yaşantının halk içerisinde yaygın bir şekilde yaşanmasını zorlaştırmıştır. Bugün Afganistan’da Müslüman halkın en önemli ihtiyacı, dış müdahalelerden ve taşeron terör yapılarından uzak bir toparlanma sürecidir. Halkın yeniden yaygın ve yeterli eğitim imkânlarına erişmesi, ülkede gelecek nesiller açısından hayatî önem taşımaktadır. (https://insamer.com/tr/afganistan_1638.html)

ABD Afganistan’ı Terk Ederken Bölgede Rusya ve Çin Etkinliği Artıyor

ABD, 11 Eylül saldırılarını düzenlediği söylenen El Kaide’yi ve onun hâmisi diye nitelediği Taliban’ı yok etmek gerekçesi ile, 11 Eylül saldırısından yaklaşık olarak 1 ay sonra 7 Ekim 2001 yılında Afganistan’a saldırdı.

Oysa ABD’nin asıl hedefi, küresel hâkimiyeti önündeki engel olarak gördüğü Rusya ve Çin’i kuşatıp, bölgedeki etkilerini azaltarak, Asya’nın enerji ve maden kaynaklarını kontrol altına almaktı. ABD’nin planlarına göre, Afganistan’ın işgal edilmesiyle Rusya ve Çin’in Orta ve Güney Asya ile Pakistan üzerinden Hint Okyanus’una, İran üzerinden de Basra körfezine inmesini engellemekti.

ABD, bu planı eski Başkan Jimmy Carter döneminde yapmıştı. ABD’nin o zamanki başkanı Jimmy Carter, 23 Ocak 1980’de yapmış olduğu bir konuşmada 1979 yılında Afganistan’ı işgal eden SSCB’nin Orta ve Güney Asya üzerinden Basra Körfezi’nde nüfuz tesis etme gayretlerine gerekirse silah kullanarak karşı çıkacaklarını ilan etmişti. ABD’ye göre Afganistan’ın Ruslar eline geçmesi Basra Körfezi’nin Rusya ve Çin’e açılması demekti.

ABD, bu amaçla Afganistan’daki (1979-1989) Rus işgalinin sona ermesi için büyük çabalar harcadı ve Afganlı Mücahitlerin birlik ve beraberlik içerisinde vermiş oldukları destani bir mücadele sonrasında Afganistan’ın Rus işgalinden kurtarılması sonrasında bu sefer kendisi yeni işgalci olarak 2001 yılında Afganistan’a girdi. Aradan geçen 20 yıl sonrasında bu sefer Rusya’nın yaşadığı kaderi yaşama sırası ABD’ye gelmişti. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 14 Nisan 2021 tarihinde, NATO karargâhında yapmış olduğu açıklamada: “Afganistan’daki ABD güçlerinin eve dönüş vakti geldi. Hep birlikte geldik hep birlikte çıkıyoruz” mesajını verip, 11 Eylül 2021 tarihi ile Afganistan’daki ABD’nin askeri varlığının sona ereceğini açıkladı.

ABD, Afganistan’ı işgal etmekle kısmen hedeflerine ulaşsa da Rusların ve Çin’in ne Basra körfezine inmesine ne de Yeni İpek yolu projesi ile Afganistan ve Pakistan’a oradan da Güney Asya’ya bağlanma projelerine engel olamadı. Nitekim Rusya ve Çin, Pakistan ve İran ile imzaladıkları anlaşmalarla Basra Körfezi’nde kalıcı askeri ve ticari üstler kurmaya başladılar. Ayrıca, ABD, Rusya ve Çin’in Irak ve Suriye üzerinden Doğu Akdeniz’e, Libya, Mısır ve Sudan’a kadar uzanmasına engel olamamıştır.

Ayrıca Çin başta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Arap ülkeleri ile ticari anlaşmaların yanı sıra askeri anlaşmalar imzalamış, Suud ve Çin donanmaları Kasım 2019’da Blue Sword (Mavi Kılıç) adını verdikleri ortak bir tatbikat düzenlemişlerdir. Çin ile İran, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad’ın açıklamalarına göre 25 yıllık bir stratejik anlaşma yapmak üzeredirler (Albayrakoğlu, 2020).

Suriye krizinde Orta Doğu’da güçlü bir oyuncu olan Rusya, Körfez’de etkinliğini giderek artırmak istiyor. Bu amaçla Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, 9-11 Mart 2021’de körfez turuna çıktı ve Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ile Suudi Arabistan’a ziyaretlerde bulundu. Bu etkinlikler bölgede giderek ABD’nin etkisini azaltmakta, Rusya ve Çin’in ise artırmaktadır (Cura, Abay, 2022, AA, Analiz).

Biz, Afganistan’ın ne Rusya ne Çin ne Amerika ne de bir başka ülkenin kontrolü altına girmesine taraf değiliz.  Afganistan, barış dini İslâm’ın hâkim olduğu ve tüm Afganlıların barış ve kardeşlik içerisinde yaşadığı, tam bağımsız bir İslam devleti olarak varlığını devam ettirmelidir. Türkiye Cumhuriyeti devleti, tarihi dostluk ve kardeşliğimizin bulunduğu ve Türk Dünyası’nın bir parçası olarak tarihte çok sayıda Türk devletine vatanlık etmiş olan Afganistan ile kardeşlik hukuku içerisinde iyi ilişkiler kurmalı ve her zaman Afganistan’ın yanında yer almalıdır. Diğer Türk devletleri ile aramızdaki “Bir millet iki devlet” anlayışı Türkiye ve Afganistan arasında da tesis edilmelidir.

 

           

SONUÇ:

Afganistan, Türkistan’ın doğal bir parçası olarak bilinen Güney Türkistan’da kurulmuş bir kardeş ülkedir.

Türkler Afganistan’daki önde gelen gruplardan biridir. Afganistan’ın kuzeyinde Afgan Türkistan’ı ya da Güney Türkistan olarak bilinen bölgede yaşarlar. Bu bölge Afganistan sınırları içinde yer alsa da tarihi, etnik, kültürel ve jeo-politik olarak Türkistan’ın bir parçasıdır. I. yüzyılda gelen Yüe-Çi Türklerinden Nadir Şah Avşar’a (ölümü 1747) kadar Afganistan Göktürkler, Gazneliler, Selçuklar, Timuriler, Babürlüler, Şeybaniler, Harzemşahlar, Avşarlar gibi Türk devletlerinin yönetiminde bulunmuş ve bu yönetimlerin her biri ülkede güçlü etkiler ve izler bırakmışlardır.

Biz, Afganistan’ın birliğinden yana olup, bölünüp parçalanmasına karşıyız. Afganistan’ın ne Rusya ne Çin ne Amerika ne de bir başka ülkenin kontrolü altına girmesine taraf değiliz.  Afganistan, barış dini İslâm’ın hâkim olduğu ve tüm Afganlıların barış ve kardeşlik içerisinde yaşadığı, Tam bağımsız bir İslam devleti olarak varlığını devam ettirmelidir. Türkiye Cumhuriyeti devleti, tarihi dostluk ve kardeşliğimizin bulunduğu ve Türk Dünyası’nın bir parçası olan ve tarihte çok sayıda Türk devletine vatanlık etmiş olan Afganistan ile kardeşlik hukuku içerisinde iyi ilişkiler kurmalı ve her zaman Afganistan’ın yanında yer almalıdır. Diğer Türk devletleri ile aramızdaki “Bir millet iki devlet” anlayışı Türkiye ve Afganistan arasında da tesis edilmelidir.

KAYNAKLAR:

.Albayrakoğlu, E.P. (2020). Basra Körfezinde Çin’in Denge Politikaları, dipom, Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi, Ağustos 2020.

Bozdağ, İ. (1998 ) , Atatürk’ün Avrasya Devleti, Tekin Yayınevi

Cura, A,  Abay, E.G. (12.03.2021)Rusya, Körfez Ülkeleri üzerinden Orta Doğu’da Etkin olma çabasında, AA. Analiz, aa.com.tr/tr/analizrusy.

.Çınarlı, Ö. (2012). Afganistan’ın Etnik Yapısı, Aksaray Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 1

. Dursun, G. (1998/1999, Sonbahar Kış). Afganistan’ın Etnik Kimliği. Avrasya Dosyası, 4 (3/4), (s:48-57)

İNSAMER Afganistan Raporu: https://insamer.com/tr/afganistan_1638.html

.Şimşir, B.N. (2006). Atatürk Dönemi İncelemeler, Ankara, Atatürk Araştırmaları Merkezi

Umar, Ö.O. (2010) Milli Mücadele Dönemi Atatürk’ün Ortadoğu Politikası, Elazığ: Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 20, Sayı: 1, Sayfa: 443-470.

.Akşin, A. (1991). Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri ve Diplomasisi, Ankara: Türk Tarih Kurumu .

Kültür Bakanlığı, 1981, Atatürk’ün Milli Dış Politikası (Millî Mücadele Dönemine Ait 100 Belge) 1919-1923, C.I, s.341-342.’den nakil, Umar, 2010, s.459)

.Oğuz, E. (2001). Hedef Ülke Afganistan. Türkiye: Doğan Ofset AŞ.

Ömer Lutfi, METE‘ nin internet sayfası

.Gülmez, N. (1999) Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’da Yeni Gün, Ankara.

Hazırlayan :  Muharrem Günay

tarihigercekler
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.