SON DAKİKA
Viking mezarlarında üzerinde ‘Allah’ yazan kumaşlar bulundu Osmanlı’nın 24 eseri Halep’te yerle bir oldu! Kurıkan Türklerinin silah dökümevi bulundu Rus oyunu Genç Osman’ın Cülusu” tablosunu Kültür Bakanlığı satın aldı Ateistik Yanılgılar İlk Türk Yurdu Neresidir?
Anasayfa / Türk Tarihi Mayıs 23, 2014 2.702

Öz Türkçe Kız İsimleri

Öz Türkçe Kız İsimleri

 

Öz Türkçe Kız İsimleri, Türklerin tarihleri boyunca erkek çocuklarına verdikleri isimler ve anlamları

A harfi ile başlayan isimler 

ABA: Saygıdeğer, saygıya layık kişi. Bazı Türk boylarında “ana’’,’’abla’’ , bazılarında ise baba anlamında 
da kullanılmaktadır. 
ABADAN: 1- Cömert, verici 2- Bağışlayıcı, gönül yapıcı 
ABAK: Temiz, iffetli, namuslu kişi 
ABAKA: Yakın akraba, amca çocuğu 
ABAKAN: Alicenap 
ABAKAY: 1- Yakın akraba, yeğen, amca çocuğu 2- Sibirya’da saygın ve sözü geçen hanımlara verilen bir unvan 
ABALA: Abla 
ABAR: (Avar): 1- Gösteriş, heybetlilik 2- Baş eğmez, dirençli 
ABAŞ: Hanım yürüyüşü (Küçük narin adım) 
ABAY: 1- Aydınlık, aydınlık verici 2- Hayret uyandıran, hayret verici 
ABAKIYMIŞ: Gönül kırıcı, can yakıcı 
ABÇAR-(Avşar): 1- İşin ehli kişi, iş bitirici 2- Uyumlu, itaatkar 
ABI: 1- Can, ruh 2- Soyluluk 
ABIÇ: Gönüllü 
ABIDAN: İçli, gönül insanı 
ABIK: İçli, gönüllü 
ABIKAN: Mec.Soylu 
ABIL: Gönüllü, İstekli 
ABINAK: Sakinleşmiş gönül rahatlığı içinde olan 
ABINÇ(Avunç): Avunç, teselli 
ABIŞ(Apış): Bacağın diz kapağından yukarısı 
ABIŞKA : İçten, içtenlikle çalışan 
ABIZ: Ruhsal, ruhlarla ilgili 
ABİKE: Alicenap, yüksek gönüllü 
ABİN: Mutlu, memnun, hoşnut 
ACAR: 1-Gayretli,Hareketli 2- Gözü pek, yırtıcı 
ACLAN: Açık,Açılan 
ACU-(Acı,Açığ): 1- Açık 2-Keskin, sert 3- Açı,aralık 
ACUN: Dünya, yeryüzü 
ACUNAL: birl. Acun/Al (Almak’tan) 
ACUNAY: birl. Acun/Ay/Mec.”Dünya güzeli” 
ACUNLUK: Dünya malı,dünyalık 
ACUNSUZ: Dünya malında gözü olmayan 
AÇA: 1- Toplum içinde saygınlığı olan kişi 2-Analık derecesinde saygıya layık hanım 
AÇAN: Açma eylemi içinde olan (Çiçek gibi) 
AÇIĞ: 1-Açık,dürüst 2- Bahşiş bey yada hanların verdiği bahşiş 
AÇIK: (Açığ) Büyük kardeş 
AÇIL: Açık, açılmış 
AÇUK: (Açık) İyi huylu,mülayim 
ADAK: 1-Söz,nişan 2-Bağış,sungu 
ADAL: Sadık, güvenilir 
ADALAN: Ünlü, şöhretli 
ADALDI: Ünlü 
ADALIR: Ünlü 
ADALMIŞ: Ünlü 
ADAN: Uygunluk, liyakat 
ADANIR: Ünlü 
ADANMIŞ: Adaklı,adak olmuş 
ADAR: Adama eyleminde bulunan 
ADAY: Memnunluk,hoşnutluk 
ABDAN: Ünlü 
ADBERİLGEN: Adına layık ve ününü hak etmiş kişi 
ADIKTI: Ünlü 
ADIN: Ünlü,adı anılan 
ADINÇIĞ: 1-Seçkin,mümtaz 2- Olağanüstü, fevkalade, bambaşka 
ADIÖTE: birl. Adı/Öte Mec. Temiz bir üne sahip 
ADIVAR: Ünlü,tanınmış 
ADIYAKŞI: birl. Adı/Yakşı(Adı güzel) 
ADIYAMAN: birl. Adı/Yaman Mec. Ürkütücü bir üne sahip kişi 
ADIYEKE: birl. Adı/Yeke(yeğ) Mec. Saygıyla anılan kişi, adı yeğlenen kişi 
ADKIR: Aygır,erkek at 
ADMIŞ: Ün almış, tanınmış ADSAY: birl. Ad/Say Mec. Adına saygı duyulan kişi 
ADSIZ: 1- Fakir,kimsesiz 
AFŞAR (Abçar) 
AFŞIN: Apçın,(Opçın) Zırh,demir örgülü savaş giysisi 
AFTABA: Su ibriği 
AGA (Ağa,Aka): 1-Saygıdeğer, ulu kişi 2- Cömert,koruyucu 3-Büyük erkek kardeş,ağabey 
AGOLA: Yönetici,amir 
AGUN: Tatmin,avuntu 
AGUNMUŞ: Avunmuş,sakin 
AĞAÇA: Akça, beyazca, alımlı 
AĞALAK: Oğlak 
AĞALBAY: Muhterem,saygıdeğer 
AĞAN: 1-Yüksek,yukarıda,yukarılara çıkan 2- Geceleri gökten hızla geçen, ışıklı nokta 
AĞAR: 1- Ağı ağırbaşlı, oturaklı 2- Gönül ferahlığı 3- Göğe yükseliş 
AĞARTMIŞ: 1- Namuslu,dürüst 2- Alçak gönüllü, mütevazı 
AĞAT (Akat): Namuslu, gönüllü, iffetli 
AĞAYA: Makul,geçerli,uygun 
AĞDUK: Kutsal,muhterem 
AĞICI: Ağcı, Akçı, Akıcı, Hazinedar, Hazine sorumlusu 
AĞIÇ: Varlık, hazine,servet 
AĞILGAT: 1-Saygıdeğer 2- Yıldız,gezegen 
AĞIM: Yükseliş 
AĞIR: 1- Ağırbaşlı,olgun 2- Ünlü,saygın 
AĞIRBAŞ: birl. Ağır/baş, olgun, alçak gönüllü 
AĞIŞ: (Ağıç) Hazine, servet 
AĞIT: Mersiye,ölüm Türküsü,göğe yükselen feryat 
AĞLAMIŞ: Çileli,çile çeken 
AĞMIK: 1- Ünlü,tanınmış 2- Yüksek rütbeli 
AĞRAK: Yükselen,ilerleyen 
AĞRITMIŞ: Mec. Acı kuvvete sahip kişi 
AĞUL: 1- Ay’ın halesi 2- Oba, köy 
AĞUTUR: Yükselten,yukarı çıkaran 
AĞZUKARA: birl. Ağzı/Kara. Mec. Sert konuşan, acımasız ve hükmedici konuşan kişi 
AK: 1- Beyaz 2- Doğuş, doğum 3- Yükseliş 4-Parlaklık 5-Devinim,hareketlilik 6-Mec.Namusluluk,iffet ve 
güvenirliğin sembolü 
AKA: Büyük,ulu kişi,saygıdeğer kişi 
AKABA: Yokuş,meyil 
AKAÇ: Akıcı 
AKALIN: bir. Ak/Alın mec. Dürüst,namuslu 
AKAN: 1- Akıcı 2- Yükselen 
AKARCA: Dere,ırmak 
AKAR: Dere,akarsu 
AKARSU: Dere,ırmak 
AKAŞ: birl. Ak/Aş mec.Helal rızk 
AKAY: birl. Ak/Ay 1- Ayın en güzel anı 2- Yenisey Türklerinde “hanımefendi” anlamında kullanılır. 
AKBAŞ: birl. Ak/Baş mec. Dürüst,namuslu 
AKBEL: Dürüst,sözüne güvenilir kişi 
AKBERGÜ: birl. Ak/Vergi fıtrat,huy mec.iyi huylu 
AKÇA: 1-Beyaza kaçan 2-İpekli dokuma 3-Para,maliye,hazine 
AKÇALAR: birl.Ak/çalar mec.Ak tenli hanım 
AKÇALI: Zengin,mal sahibi 
AKÇALMAZ: birl. Ak/Çalmaz mec.Yanık tenli hanım 
AKÇIL: 1-Ak tenli, akça yüzlü 2- Ağarmış, aklaşmış 
AKÇIN: Sözüne güvenilen,sağlam kişilikli 
AKÇORA: birl. Ak/Çura 1- Şamanist gelenekte iyi ruh ve iyilik perisi 
AKEL: birl. Ak/El mec.Dürüst,namuslu 
AKGÜN: birl. Ak/Gün mec. Gelecek,istikbal 
AKHAN: birl. Ak/Han Şamanist gelenekte “İyilik Tanrısı” 
AKI: Eli açık,cömert,zengin gönüllü 
AKIM: 1-Yönelim,yükseliş 2- Akmaktan, akıcı,yayılıcı 
AKIN: 1-Saldırı,hücum 2-Kazak ve Kırgızlarda, ozan ve müzisyenlere verilen ad 
AKINAY: birl. Akın/Ay Türkistan’da hanım ozanlara verilen ad 
AKINCI: 1- Akın eden,saldıran 2- Osmanlılar dönemindeki, öncü birliklere ve bu birliklere dahil olan 
kişilere verilen unvan 
AKIŞ: 1-Yükseliş 2-Akmaktan akış 3-Servet,hazine 
AKKARA: birl. Ak/Kara mec.Zıtların bütünlüğü 
AKMAN: birl. 1-Temiz,iffetli 2-Apak,bembeyaz AKOBA: birl. Ak/Oba mec.soylu 
AKSAK: 1-Aksayan,seken 2-Yükselen,çıkan 
AKSOY: birl. Ak/Soy mec.Soylu 
AKŞAMAN: birl. Ak/Şaman Şamanist gelenekte,iyi ruhlarla ilgilenen ve ilişkiye giren kam 
AKŞİT: Yürekli,gözükara 
AKTAN: birl. Ak/Tan seher vakti,şafak 
AKUZ: birl. Ak/Uz (Uzman,usta) 
AKÜN: birl. Ak/Ün mec.Temiz,şöhretli 
AKYOL: birl. Ak/Yol mec.Dürüst,namuslu 
AKYÖN: birl. Ak/Yön mec.Dürüst,namuslu 
AKYÜZ: birl. Ak/yüz mec.Dürüst 
AL: 1-Bayrak kumaşı 2-Kızarmış,kızarık 3-El,kolun bilekten aşağı kısmı 4- Ala,alaca 5-Almaktan al 
ALA: Karışık renkli,benekli 
ALABAN (Alban)Timsah 
ALACA: Karışık renkli 
ALAÇUK: Kulübe,baraka,Altay Türklerinde,oda,(Çadırın iç bölmesi) 
ALAGAN: (Algan)Fatih 
ALAGAŞ: Ender rastlanan,nadir 
ALAGÜN: birl. Ala/Gün Gün ortası 
ALAK: Yok edici,öldürücü,alıcı,avlayıcı 
ALAN: 1-Işık,nur 2-Orman içindeki açık ve düzlük bölge 3- algan 
ALANÇA: Bahçelerdeki ağaç aralarında bulunan çimenlik bölge 
ALANGUVA: birl. Ala/Geyik 
Cengiz Kaan’ın onuncu göbekten büyük anası 2- Ergenekon destanında adı geçen Uldız Han’ın kızı 
3-Türk mitolojisinde yer alan ünlü kadın ki, efsaneye göre, bir nevi Türklerin ’’Meryem Ana” sı gibidir. 
ALAR: Yalancı karanlık(Gündüz vaktinde) 
ALAS (Alaz) Şamanist gelenekte “Ateş Tanrısı’’ 
ALASAYVAN: Şafak vakti,Güneşin doğuşu 
ALASI: Erek,amaç,sahip olunması istenen nesne 
ALATAŞ: birl. Ala/Taş Köz,ateş parçası 
ALAYUNT: birl. Ala/Yunt Altay Türklerinde “kısrak” anlamında kullanılmaktadır. 
ALBA: Yükümlülük,hizmet yükümlülüğü 
ALBAGA: Hasılat,savaş yada av ganimeti 
ALBAN: Haraç,ganimet 
ALBATU: Bürokrat, hizmetle yükümlü kişi 
ALBENİ: Çekim,cazibe,sempati 
ALCU (Alçu)Alıcı,avcı 
ALÇİÇEK: birl. Al/Çiçek (Gül’ün Türkçe karşılığı) 
ALÇİN: Kızıl renkli bir çalı kuşu 
ALÇU (Alcu)1-Algan,Fatih,2-Alcı,Avcı 
ALDI: 1-Öncü,öndeki,selef 2-Algan,Fatih 
ALDUR: Ok atışı,oklayış 
ALEV (Yalav…Yal kökünden)Ateşten çıkan ışık 
ALGAN: Fatih,Fetheden 
ALGAZIN: Yabani vahşi hayvan 
ALGI: 1-Fetih,Almaktan… alım 2- Fehim,algılama 
ALGIN: 1- Serap 2-Yüksek yer 3- Bitiricilik,bitiriş
ALGIŞ (Alkış): Dua,yakarış,niyaz 
ALGU: 1-Tüm,hepsi 2-Toplum,topluluk 3-Silah 4-Alıcı,avcı 
ALGUR: Sakin,kendi halinde,kendinden emin 
ALGÜN: birl. Al/Gün”…Kazak ve Kırgızlarda,doğum sırasında yaşanan dikkat çekici,unutulmaz günleri 
mecz eder. 
ALICI: Alcu,Avcı 
ALIK: Alıngan,Kırgın 
ALIM: 1-Çekim,Cazibe 2-Vergi,Haraç 
ALIMGA: Yazıcı,(Han ve Kaanların buyruk ve fermanlarını yazan görevli kişi) 
ALIMLI: Çekici,Cazibeli 
ALINAK: birl. Alın/Ak mec.dürüst,namuslu 
ALINCAHAN (Alınçak Han) Oğuzname’ye göre,Türk’ün oğullarından 
ALINÇAK: 1-Çekici,cazip 2- Alıngan,nazik 
ALINGAN: Alınan,incinen,gücenen 
ALK: Bitirmek,yok etmek,sona erdirmek,bitiricilik 
ALKA: 1-Bitirici,yok edici 2-İleri,ilerici 
ALKABÖLÜK: birl. Alka/Bölük..Vurucu Tim 
ALKAN: Alkan,Fatih 
ALKAR: Bitirici,yok edici 
ALKAŞ: Bitirici,yok edici ALKI: Pervasız,vurdumduymaz 
ALKIM: 1-Gökkuşağı 2-Gerdan 
ALKIR: Tamamlayıcı,bitirici 
ALKIŞ: Algış,dua,övme,yüceltme 
ALMA: Elma 
ALMAKAY: Elma yanaklı 
ALMALUK: 1-Alınması gerekli olan 2-Elma bahçesi 
ALMAS: Almaz,nazlı 
ALMILA: Elma 
ALMIŞ: Algan,Fatih 
ALP: Bu sözcük birçok erdemi içinde barındırır. Bilgelik, yiğitlik, fedakarlık, kahramanlık, 
gözükaralık, toplumculuk, vb. ile birlikte tüm bunlar arasındaki uyumu da içerir. 
ALPAGU: Düşmanına tek başına saldıran kişi 
ALPAGUT: 1-Alplik gösteren kişi 2-Kurt soyundan 3- Seçkin ve saygın kişi 
ALPEREN: birl.Alp/Eren (Gazi, Derviş) Toplumun sayıp sevdiği, örnek aldığı savaşçı kişilerin genel adı
ALPMAN: Alp gibi Alpçe yaşayan 
ALTAÇU (Altaç): Aldatıcı taktik sahibi 
ALTAMIŞ: Aldatıcı,hileci 
ALTAN: 1-Altın 2-Güneşin doğuş anı,Şafak 
ALTANURUG: (Altın Uruk) Cengiz Kagan ve oğullarının soyuna verilen unvanlardan 
ALTAY: 1-Al/Ala/Tay 2-Altın 3-Ormanlarla kaplı yüksek dağ 
ALTINDAĞ: birl. Altın/Dağ/Altay dağlarının,diğer adı. 
ALTU (Aldu): 1-İlk,Birinci 2-Algan,Fatih 
ALTUN: Altın 
ALTUNSABAK: birl. Altun/Sabak(sopa,değnek) 
ALUÇ: 1-Alıcı(Alçu) 2-Kayın cinsi bir ağaç 
ALUNGAN: Alıngan,nazlı 
ALUNUR: Nazlı 
ALYU: (Algu) 
T..Çağatay Han’ın torunu 
AMAÇ: (Umaç)Gaye, hedef, beklenti 
AMAN: (YAMAN) Sertlik 
AMGAK: Emek/Zahmet 
ANAÇ: 1-Anacık 2-Analık duygusu çok gelişmiş 3-Anaya çeken 4-Doğurgan, üretken 
ANAGAY: Anaya çekmiş, anaya benzer 
ANASIOĞLU: birl. Anası(nın)Oğlu (Babası erken ölmüş ve özellikle anası tarafından bin bir güçlüklerle 
yetiştirilip büyütülmüş, yetim çocuklar için kullanılmış olduğu anlaşılan Türk adlarından) 
ANAT: 1-Anı,Anılan 2- Yakın,hısım 
ANAZ: Yeğrek, evla, eftal 
AND (ANT) 1-Yemin,söz 2- Yakın akraba 
ANDA: Birlikte ant içmiş(kan kardeşi) (Anda’lık Türklerin en eski geleneklerinden biridir. Andalar 
birbirlerini kardeşlerinden daha ileride korur, sayar ve kayırmaya çalışırlar.) 
ANDAÇ: Hatıra, anı olsun diye verilip,alınan hediye
ANDARIMAN: Anılara değer veren ve saygı gösteren kişi 
ANDIR: Anısı ola hatıra 
ANGAY: Anılarına bağlı olan kişi 
ANGI: 1-Anı,hatıra,2-Yetki, yeterlilik 
ANGIM: Mamur, hakim 
ANGIN: Ünlü, anılan, adı duyulan 
ANGIŞ: Ünlü, meşhur 
ANGIT: Yaban ördeği 
ANIK: 1-Anlayış, yetenek, fehim 2- Hafıza, bellek 3- Hazır, mevcutlu 
ANLI: 1-Sakin, ağırbaşlı 2- Bellek, hafıza 
ANIT: Anı olsun diye yapılan yapı 
ANITGAN: Anıt yapan 
ANLI: Ünlü, tanınan 
ANNAK: Yadigar, hatıra 
ANT: And, Yemin 
ANTLIĞ: And içmiş, Yeminli 
ANUÇUR: Övülmüş, övülmeye layık 
ANUK: Yadigar, hatıra 
ANUŞ: Anış, anma eylemi, anı 
APA: Ulu, büyük, saygıyı ve hürmeti hak etmiş kişi (Bazı Türk bölgelerinde “baba” anlamına da 
kullanılmaktadır. 
APAĞ: Apak, temiz 
APAK: Temiz, namuslu,iffetli 
APATEG: (Apatek)birl. Apa/Tegtek(gibi,benzer) ARA: Orta yer, ortalık, boşluk, orta 
ARAL: 1-Ada 2- Aralık,orta, ortalık 
ARAS: 1- At kılı 2- Kalın yün 3- Talih,baht 
ARASLAN: Arslan (Çuvaşlarca söylenişi) 
ARAT: Cesaret, yüreklilik 
ARBIŞ: Büyü,efsun 
ARBUZ: Büyü, sihir 
ARCA: 1-Arıca, saf, temiz 2- Çam ağacı, çamdan yapılmış kutu 
ARDA: 1-Uzun değnek 2- Artçı, halife, ardı sıra giden 
ARDALI: (Ardalu) Yönetici, amir 
ARDIÇ: 1- Halife, artçı 2- Bir ağaç türü 
ARGA: Zeki, akıllı 
ARGAN : (Arkan) Kement, kement bağı 
ARGATU: Yaban koyunu 
ARGIÇ: 1- Kır, mera 2- Gurur 
ARGIN: 1-Yavaş, sakin 2- Gelecek yıl 
ARGUN: Pars cinsinden avcı bir hayvan 
ARGUŞ: (Arkuş)1- Edepli, terbiyeli 2- Haberci, haber veren 
ARGÜDEN: birl. Ar/Güden, Arlı, edepli 
ARI: (Arık) 1- Saf, arı, arınmış 2- Irmak, dere 
ARICA: Soylu, temiz, iyi huylu 
ARIÇ: Barış, sulh 
ARIĞ (Arı, Arık) 
ARIK: 1- Arı, arınmış, temiz 2- Narin, ince yapılı 
ARIL: Arınmış, temiz, pak 
ARIN: Saf, arınmış 
ARINÇ: 1-Barış, kurtuluş 2- Temizlik, saflık, günahsızlık 
ARINIK: Saf, şeffaf, billur 
ARINMIŞ: Temiz, gönüllü 
ARKIN: 1-Argın, yavaş, sakin 2- Halef, ardıç 
ARKIŞ: 1-Ulak, haberci 2- Kervan, kafile 
ARKUN: Halef, geriden gelen, takipçi 
ARKUY: Siper, mevzi 
ARKUZ: (Arguz) Edepli, iyi huylu 
ARLAĞ: Arlı, edepli 
ARLAT: Biricik oğul, anaların en çok üstüne düştükleri oğul 
ARMAGUN: Armağan, hediye 
ARMAĞAN (Yarmagun-Yarmagan)- Hediye 
ARMAN: 1- Onurlu, arlı, edepli 2- Dilek, istek 3- Hayal, fantezi 
ARPA: 1- Büyü, tılsım, Şamanist gelenekte, Kamların okuduğu dua 2- Tahıl 
ARPAD (Arpa) 
ARSİN: (Ersin) Kurtuluş, istiklal 
ARSALAN: Arslan 
ARSLAN: Yırtıcı hayvan Mec. Cesaret, atılganlık ve gözü pekliği sembolize eder. 
ARSLANBALA: birl. Arslan/Bala..Arslan yavrusu 
ARSLANCIK: Küçük arslan..Arslan yavrusu 
ARSLANÇA: Arslan gibi, arslan özelliklerine sahip 
ARSU: birl. Ar/Su mec. Namuslu, dürüst 
ARSUN: 1- Efendi, ağırbaşlı 2- Rahata ermiş, huzurlu 
ARTAGAN: Bereket, artuk, fazlalık, bolluk 
ARTAM (Erdem) 
ARTIM: Bereket, bolluk 
ARTUÇ: Mızrak, mızrak ucu 
ARTUK: Fazlalık, üstünlük, bereket mec. Varlık, zenginlik 
ARTUKDOĞAN: birl. Artuk/Doğan 
Kırgızlarda, olağanüstü vasıflara sahip kişilere verilen bir unvan 
ARTUN: Vakarlı, ölçülü 
ARTUR: Cazibeli, çekici, işveli, fettan 
ARTURU: 1- Ekstrem, uç noktalarda 2- Bereket, bolluk 
ARTUT: Armağan, hediye 
ARVIŞ: Sihir, büyü, tılsım 
ARZIK: Fanatik, bağnaz, sofu 
ASAN: 1- Sağlıklı, zinde 2- Asma eyleminde olan 
ASENA: Efsanevi dişi kurtun adı. Yakın, Yakınlık duyulan 
ASIGLI: Faydalı,Gerekli 
ASIĞ (Ası,Asık) 1- Fayda, Çıkar 2-Kar,temettü 
ASPAR (Asbar) Faydalı, işe yarayan ASRAK: Himaye, Koruma 
AŞAN: Aşmak’dan …mec. Azimli, engel tanımaz 
AŞIT: 1- Aşılacak, aşılması gerekli olan 2- İşitmekten…İşit, kulak ver 
AŞKAR: 1- Savaş atı 2- Kuyruk ve yelesi kara, vücudu kula renginde olan at 
AŞKIN: 1- Aşmış, üstün, faik,akranlarından ileride olan 2- Melodi,nağme 
AŞUK: 1-Aşık,aşmış, geçmiş 2- Tolga 
AŞULA: Yılmaz irade sahibi 
AŞUR: Aşırmaktan… mec. Yılmaz, gayretli 
ATA: 1- Ulu, saygıdeğer kişi 2- Baba, dede, ced 3- Adın ve soyun bağlı olduğu kök 
ATABAY: birl. Ata/Bay lala, beybaba. Han, Kağan ve padişah çocuklarını eğitip yetiştiren kişilere verilen 
bir unvan 
ATAÇ: 1- Atasına bağlı, Atasının yolunda 2- Atadan intikal eden 3- Büyüklük gösteren çocuk 
ATADAN: Miras, manevi miras 
ATAERİ: birl. Ata/Eri mec.Atalarına ve geçmişine saygılı 
ATAGÜÇ: birl. Ata/Güç mec. Gücünü atalarından almış
ATAĞ: (Atak) 1- Ün, nam, şöhret 2- Atılgan 3- Dağ yolu 4- Çağlayan 5- Bir şahin türü 
ATAHAN: birl. Ata/Han mec. Devletin ilk kurucu büyüğü, devlete ad veren kişi 
ATALA: Tanınmış, ünlü ve zengin 
ATALAN: Ünlü, Meşhur 
ATALAY: Ad almış, ün almış, meşhur kişi (Atila’nın asıl adının bu ve bundan bozulup çevrilmiş hali 
olduğunu söyleyen bazı tarihçilerimiz de var.) 
ATALIK: Miras 
ATALMIŞ: Ünlü, meşhur 
ATAMAN: Ulu, Saygıdeğer kişi 
Bir kısım tarihçilere göre, Osmanlının, kurucusu olan Osman bey’in asıl adı budur. Bir kısmı 
Atman, bir kısmı Otman der. 
ATASAGUN: birl. Ata/Sagun Hekimlerin en ulusu başhekim Şamanist gelenekte de aynı ad, en iyi kamlar 
için kullanılmaktadır. 
ATAY: 1- Ünlü, tanınmış 2- Akın, hücum 
ATIGAY: Ünlü, tanınmış 
ATIĞ: Adı sanı belli, ününü arttırmış kişi 
ATIL: Ünlü, meşhur 
ATILGAN: Atak, gözüpek,cesur 
ATILMIŞ: Atılgan, gözüpek 
ATIŞ: Ünlü, meşhur 
ATİLAY: Türk tarihinin en önemli kişilerinden,Batı Hun imparatoru, Bu kişinin adı üzerinde tarihçi ve 
dilciler pek de anlaşamamışlardır. Benim görüşüm de göç sırasında İtil ırmağı kıyısında doğmuş 
olmasından dolayı “İtil/Ay”dır. Ancak bununla birlikte bu kişi için bazı adlar söylenmekte 
(Atila,Atilla,Atılay,Atilay,Atalay,Atlıhan vb.) Anlamlar:1- Atacık,babacık 2- İtil ırmağı kenarında 
doğduğundan ve Türklerdeki eski bir gelenekten dolayı “İtil” çocuğu anlamında verilen İtilay’ın zamanla 
Atilay’a dönüşümü 3- Atlı/Ay 4- Atlı/Han 5- Macar dilinde çelik anlamına gelen “Atzel” den 
ATLIĞ: Ünlü,zengin 
ATMACA: Yırtıcı bir avcı kuş 
ATMAN: Ünlü, saygın 
ATMIŞ: Atma eyleminde bulunmuş (ok,kargı vb.) 
ATSAK: Ünlü, adı duyulan 
ATUK: Bolluk, bereket 
AVAR (Abar) 1- Heybet, büyüklük(Abartı) 2- Dirençlilik, dayanıklılık 
AVAZ: Nara, yüksek perdeli ses, çığlık 
AVCI: Av yapan, avlayan 
AVCIL: Avlayıcı, av işinin uzmanı 
AVGAN: Avuntu 
AVINÇ: Avuntu, teselli 
AVINÇA: Avunç 
AVINGU: Avunç,teselli 
AVLAK: Av yeri, av olanı 
AVKAR: Bozkır bıldırcını 
AVUNÇ: Teselli, avuntu 
AVUÇU: Avunç 
AVUNDUK: Avuntu, teselli 
AVUTMUŞ: Teselli eden 
AY: Dünyamızın uydusu olan gezegen. Ancak Türk kültüründe bu ad güzellik, temizlik, ahlaklılık vb. 
değerleri de içeren birçok öğeyi içinde barındıran bir sembol ve mecaz olarak kullanılmıştır. Çok önceleri 
erkeklerde kullanılmasına karşın, zamanla kız çocuklarına ad olarak verilmiş, gerek başta, gerekse de son 
da, birleşik ad olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte bazen geçmiş örneklerde de görüleceği gibi hem 
erkeklerde hem de kızlarda kullanılmıştır. Ancak yine de ağırlık kız adlarındadır.Ve kız adlarında önemli 
bir konumdadır. AYAĞ (Ayak) 1-Uğur, şeref, şan 2- Devinim, hareket (ayaklanma sözü) buradan gelir. 
AYANA: birl. Ay/Ana Altay Türklerinin eski tanrıçalarından 
AYAS: Ay ışığı, mehtap, gece aydınlığı 
Altay, Tuva, Çuvaş Türklerinde Tanrı sıfatı olarak kullanılan bir ad 
AYATA: birl. Ay/Ata Şamanist gelenekte, göğün altıncı katına bakan Tanrı 
AYAZ: 1- Ay ışığı 2- saf, berrak hava 3- Kuru soğuk
AYBAKIM: birl. Ay/Bakım, bakmaktan, bakış 
AYBAN: birl. Ay/Ban mec. Debdebe, şaşa 
AYBANDI: birl. Ay/Bandı (Banmak) 
AYBAR: 1-Ay gibi parlak 2- Heybet,heybetlilik 
AYBI: İmdat, medet 
AYBIN: Onur,şeref 
AYÇIL: Ay ışığı, ay pırıltısı 
AYDA: 1- Ay’a eş değer güzellikte 2- Dere kenarlarında yetişen hoş kokulu bir çiçek 
AYDABOLDI: birl. Ayda/Oldu mec. Ay parçası 
AYDAN: Ay parçası 
AYDAR: (Aydar Han) saç perçemi, kakül 
AYDIN: 1- Aydınlık, ışık yoğunluğu 2- Açık, aşikar 3- Entelektüel , münevver 
AYGAN: İçten, samimi, yaren 
AYGAY: Nara, bağırtı 
AYGIN: Sınırsız, uçsuz, geniş 
AYGIR: Erkek at 
AYGIRAG : 1-Dağ keçisi 2- Bir geyik türü 
AYGUÇI: Yönetici, devlet görevlisi, danışman, yarıcı 
AYIM: Çekicilik, sempati 
AYIMÇA: Ay parçası 
AYINTAP: Mehtap, ay ışığı 
AYIR: Değişik, farklı, başka, fark 
AYIRBAŞ: birl. Ayır/Baş..Değişim, mübadele 
AYIRT: Fark, farklılık, ayırım 
AYITGU: Temyiz 
AYISIG: birl. Ay/Isıg..Ay ısısı, sıcaklığı 
AYIT: Söylemek, anlatmak 
AYITMIŞ: Söyleyen, bildiren, uyaran 
AYKAÇ: Konuşkan, Konuşmacı, Hatip 
AYKIN: Geniş, ferah, aydınlık 
AYKOYUN: birl. Ay/Koyun 
Yakut destanlarında adı geçen, eski dönem güç tanrısı 
AYLA: 1-Ayın çevresindeki ışık halesi 2- Devir, dönüşüm 
AYLU (Aylı): Aydan 
AYMA: Duyarsız, başıboş vurdum duymaz 
AYMAN: Aya eş değerde 
AYMAZ: Vurdumduymaz, başına buyruk 
AYRAL: Kuraldışı, istisna 
AYRI: Başka, değişik, farklı 
AYRIÇ: Bölüşüm, taksimat 
AYRIKÇA (Ayıkşa): Derviş, mecnun 
AYRUK: 1- Farklı, değişik 2- Varlıklı, zengin 
AYSELİG (Aysiliğ) birl. Ay/Silig, dürüst, namuslu 
AYTAK: Konuşmacı, hatip 
AYTAR: Haberci, muhbir 
AYTEK: Konuşmacı, hatip 
AYTIN: Aydın, aydınlık 
AYTIŞ: Nutuk, anlatım, hitabet 
AYTIŞAN: Hatip, konuşmacı 
AYTUK: Hatip, konuşmacı 
AYUK: Söz söylenebilen ve sözün değer gördüğü yer 
AYUR: Konu, bahis, bahse konu olan 
AYÜN: birl. Ay/Ün Karahanlılar ve Uygurlar döneminde, han ve kağanların analarına verilen bir unvan 
AYZIT: Şamanist gelenekte “ Ay Tanrıçası” 
AZBOY: Heyecan 
AZGIN: Zapt edilmesi zor, sınırı aşmış, tahrik olmuş 
AZLAĞ. Nadir, az rastlanır. 
AZRAK: Nadir, az rastlanır. 
AZUK: (Azuka, Azık): Geçimlik, yiyecek B harfi ile başlayan isimler 
BABAT:Cins, Tür 
BABRAK: Hızlı, çevik, atletik 
BABÜR: Kaplan cinsi, yırtıcı bir hayvan 
BACI: Kız kardeş 
BAÇAK: Bir çeşit zırh (Dize geçirilen bir zırh) 
BAÇMAN: Başlık, Tolga 
BADAN: Batan (Batmaktan…Güneşin batışı) 
BADUR: Batur, bagatur, kahraman 
BADURUK: (Badruk) 1- Sadık, güvenilir 2- Batur, kahraman 
BAGA: 1- Alt, küçük, küçük rütbeli yönetici 2- Boğa
BAGATUR: Kahraman, Batur, Bahadır 
BAGAY: Afacan, yaramaz, ele avuca sığmaz 
BAGRI: Kararlılık, azim 
BAĞAM: Destek,arka, kuvvet 
BAĞAN: Anıt, abide 
BAĞATUR: Bagatur, batur, bahadır, kahraman 
BAĞDAŞUK: Uyumlu, ahenkli, uzlaşmacı 
BAĞDU: Işık, şua, ışın 
BAĞI: Büyü, efsun, bağlılık 
BAĞIM: Bağlı, bağlılık 
BAĞIMSIZ: Bağlı olmayan, özgür 
BAĞIR: 1- Sine, göğüs, kucak 2- Kalp, gönül 
BAĞIRLAK: İri bir kırlangıç türü 
BAĞIŞ: 1- Veriş, ikram 2- Af, af ediş,3- Nezaret 
BAĞLAN: 1- Demet, deste 2- Bağlılık 3- Kızıl renkli bir su kuşu 
BAĞRI: Kararlı, azimli 
BAĞŞI: (Baksı) Kam, doktor 
BAHADIR: Bagatur, Batur, kahraman 
BAHŞİ: Baksı, doktor, bilgin, büyücü, hoca 
BAKAÇ: Bakıcı, bakan, nazır 
BAKAN (Bağan): 1- Anıt, abide 2- Bağlayıcı, birleştirici 3- Haşarı, afacan 
BAKAY: Haşarı, ele avuca sığmayan 
BAKIM: Bakma eylemi, nazar, bakış 
BAKIR: Bakır madeni 
BAKIRSOKUM:birl. Bakır/Sokum (Kuzey Türklerinde, Merih yıldızı 
anlamına kullanılmaktadır.) 
BAKIŞ:1- Bakış, nazar 2- İkram 3- af 
BAKSI (Bakşı): Bahşı,doktor, bilgin, büyücü 
BAKTI: Bakan, nazır 
BAKUY: Ulu, saygıdeğer kişi, tecrübeli, bilge kişi 
BAL: 1- Yapışkan sıvı 2- Arı balı 3- Çamur, balçık 
BALA: Yavru, çocuk 
BALABAN (Balıban): 1-Bala bandırılmış 2- İri başlı bir doğan türü 
Ayrıca mecaz olarak “ mahzun ve baygın bakış” anlamını içerir. 
BALACA: Yavrucak, ufaklık 
BALAK (Balak): manda yavrusu 
BALAMAN: Cüsseli, iri kıyım 
BALAMİR: (Balabir) Biricik yavru 
BALANDI: İri yarı, gösterişli 
BALASAGUN: birl. Bala/Sagun Özlenen, beklenen yavru (çocuk) 
BALBAL: 1- Heykel, anıt 2- Mezar taşı (Eskiden mezarlara dikilen ve 
üzerlerine öldürülen düşman sayılarının ve kimliklerinin yazıldığı mezar taşı) 
BALÇAK: Kabza, kılıç kabzasındaki siperlik 
BALDU: Balta 
BALDUK: Balta 
BALGAY: Ünlü, meşhur 
BALI: Değerli, yüksek, ulu kişi 
BALKAN: Ormanlarla kaplı, dağlık bölge 
BALKIN: Parlak, gözalıcı 
BALKIR: 1- Yağmur arasında çıkan güneş 2- Yağmurun hemen ardından 
çıkan güneş 
BALTA: Ağaç ve odun kesmek için kullanılan alet 
BALTEG: Çamur, çamurlu BALUG (Balık) 1- Balçık çamur 2- Ev, köy 3- Suda yaşayan balık 
BAMSI: 1- Yüksek, ulu, ulaşılmaz 2- Baksı, kam 
BANAR: Demet, tutam, deste 
BANGU: (Mengü, Bengü) Sonsuz, sonsuzluk, ebedi 
BANIÇİÇEK: birl. Banı/Çiçek…çiçeğe bandırılmış 
BANLAK: Çağrı, davet, ezan 
BARADAN: 1- Boradan, bora parçası 2- Nara, yüksek ses, bağırtı 
BARAK: Türk mitolojisinde adı geçen çok tüylü, iri başlı köpek 
BARBOL: Varol 
BARÇA: 1- Parça 2- Tüm, tamam, eksiksiz 
BARÇIN: İpekli kumaş, kadife 
BARÇUK (Barçık) Tahta ve keçeden yapılan küçük heykel 
BARÇUK ART TİGİN: birl. Barçuk/Art/Tigin (Art,ardçı,halef) 
BARDAM: Varlık, ganimet, bolluk 
BARGAN: Varan 
BARDI: Vardı (Varmak…dan) 
BARGAN: Varan, ulaşan 
BARGI: Kadife 
BARGIT: Kadife 
BARGU: Nimet, ganimet 
BARGUŞ: Ganimet 
BARIK(Barı) : Esas, esas olan, mahfuz 
BARIM: Varım, servet, varlık 
BARIN: 1- Güç, kuvvet 2- Barınak 
BARUNDUK: Sığınılacak yer, barınak 
BARIŞ: 1-Varış, gidiş, gidişat 2- Sukunet, sulh 3- Servet, hazine 
BARK: (Barka) baraka, ev çok önceleri saray anlamına kullanılan 
bu sözcük, Uygurların kentleşmeye ağırlık vermesinden sonra, 
“taştan yapılan ev” anlamında kullanılmıştır. 
BARKAN:Oynak toprak, bataklık 
BARKAT: Heykel, büst 
BARKIN: 1- Gezgin, seyyah 2- Kararlı, azimli 
BARKUK: Servet, varlık 
BARLA: Parlak, göz alıcı 
BARLAK: Parlak 
BARLAS: 1- Çekici, cazip 2- Varlık, servet 3- Temiz, temizlik 
BARLI: Varlıklı, zengin 
BARLIK: Varlık 
BARMAK : (Varmak) 
BARMAKLAK: 1- Varıcı, ulaşıcı 2- Eldiven 3- Varlık 
BARMAN: Varlıklılık, mevcudiyet 
BARS: Pars, leopar 
BARSUK: Porsuk 
BARTIK: Heykel, büst 
BARTU:1- Varlık, servet 2- Menzil, varılacak yer 
BARUG: Mesned, dayanak 
BASAGAR: Ağırbaşlı, mütevazi 
BASAK(Basa)1- Cesur, gözükara 2- Baskın 3- Farklılık, ayırım 
BASAN: 1- Baskın yapan 2- Ölünün ardından verilen yemek 3- Yayan, yayıcı 
BASAR: Baskın, baskıncı 
BASAT:1- Mühür, 2- Yardım, muavenet 3- Busat, pusat,silah 4- başat 
BASGAN: Basan, baskıncı 
BASIK: 1- Gece baskını 2- Basınç, tazyik, baskı 
BASILGAN: Baskıncı 
BASIM: Enerji, güç 
BASIR: Basar 
BASKAK: Basak, cesur, farklı, Çengiz Kaan döneminde askeri valiler için 
kullanılan ünvanlardan 
BASKIN:1- Galp, muzaffer 2- Ani yapılan saldırı 3- Basık, yaygın genişlemiş 
BASMIL:1- Baskıncı 2- yardımcı, muavin 
BASRUK: Baskı, tazyik 
BASSIZ: Başsız, başına buyruk 
BASTI: Bastıran, baskın yapan 
BASTIK: Basdı, Baskıncı 
BASU (Basut) Tokmak 
BASUÇ: Baskı, tazyik 
BASUT: 1-Yardım, yardımcı 2- Demir tokmak 3- Baskın yapan BAŞ: Oluş, doğuş, ortaya çıkış, uç nokta, doruk, birinci sıra gibi anlamların 
hepsini içeren bir söz 
BAŞACI: Reis, lider, öncü 
BAŞAD(Başat) 
BAŞAGUT:Önde gelen, önde bulunan, sevilen 
BAŞAK:1- Buğday başı 2- Ok ucu…okun ucuna takılan sivri demir 3- Sümbül çiçeği 
BAŞALMIŞ:1- Öncü,önder 2- Düşmanını yenip, yoketmiş
BAŞAR: Başarı, kazanç 
BAŞARAN: Başarılı, muvaffak 
BAŞARI: Muvaffakıyet 
BAŞAT:1- Emsalleri arasında en üstün ve en önde gelen 2- Hanlık yapan 
bir soya mensup kişi 
BAŞA: (Paşa) Bazı tarihçilerimize göre ..Baş-ağa, bazılarına göre 
ise Baş-şad sözcüklerinin değişime uğramasıyla bu biçime gelmiş ve sözcük, 
bugünkü anlamıyla General ordu komutanı 
BAŞBAĞ:1- Başı bağlı, özgürlüğü kısıtlı 2- Gözde, sevgili, en değerli 
BAŞBUĞ: Ordu komutanı, orgeneral 
BAŞÇIL: Şef, lider, önde gelen 
BAŞDAŞ: Denk, akran 
BAŞDU: Başta olan, önde giden 
BAŞEL: birl. Baş/İl..yol gösterici,mihmandar 
BAŞGAK: 1- Başkan,şef 2- Bir tatlı su balığı 
BAŞGÖZ: birl. Baş/Göz 1-Birleşik, ayrılmaz 2- Mec. Evlilik 
BAŞGU: Alnında beyaz lekesi olan at 
BAŞIL: Önde giden, şef 
BAŞKAL: Emir, ferman 
BAŞKAN: Yönetici, şef, başta giden 
BAŞKARA: birl. Baş/Kara…mec. Sert, acımasız,bir kişiliğe sahip olan kişi 
BAŞKIR: Başarı, muvaffakıyet 
BAŞLADAÇU: Başlatıcı, yönetici, hakem 
BAŞLAG: Başlangıç, ilk 
BAŞLAK:1- Başıboş, salınmış 2- Başlangıç 
BAŞLAMIŞ: 1- Kararlı, çalışkan 2-Lider, lider olmuş
BAŞLIĞ: Başı dik gururlu 
BAŞLIK: Yönetici, şef 
BAŞNAK: Başlıksız, tulgasız 
BAŞŞAD: (Paşa) Ordu komutanı, general 
BAŞTIN: Selef, önceki 
BAŞTINKİ: Baştaki, öndeki, önder 
BAŞVEREN: Fedai 
BAŞVERMİŞ: Kurban, fedai 
BATAK:1- Çamur, bataklık 2- Gizli, gömülü 
BATIŞAD: birl. Batı/Şad 
T…Göktürk ve Uygur ordularında, batı kanadının komutanlarına verilen unvan 
BATIM:1- Batma boyu, boy, derinlik 2- Sivri bir aletin saplanması 
BATIR: Batur’un şive farkıyla söylenmiş biçimi 
BATMAZ: 1-Diri, mücadeleci 2- Vücuduna sivri ve kesici aletler işlemez 
BATRAK: (Batırak) Mızrak, kargı 
BATSIK: 1- Bastıran, yanaştıran 2- Gün batısı, batı
BATU: 1-Güçlü, yenilmez, gücüne dayanılmaz 2- Dayanıklı, metin 3- Gün batısı 
BATUGA: 1- Batu, kahraman 2- Gizli, gizlenmiş 
BATUR: Bagatur, Kahraman 
BATURGAN: 1- Saklayan, gizleyen, gizli 2- Batıran,saplayan 
BATUT: Gizli, saklı 
BAVIRGAN: 1- Şefkatli, koruyucu 2- Bağıran, nara atan 
BAY: Varlık, zenginlik, egemenlik, erklik, üstünlük, bolluk sözcüklerinin tümünü 
içeren önemli bir ad. Türk adlarının önemli birleşiklerinden başka sözcüklerle 
kullanılabilen, kullanılan sözcüğü bütünleyip, güçlendiren, hem başa gelerek hem de 
sona gelerek kullanılabilen bir ad. 
BAYA: Bay,baylanmış, zenginleşmiş 
BAYAK: Selef, daha önceki 
BAYAN: (Muyan, buyan) 1- Kalıcılık,sonsuzluk 2- Baht, mutluluk 3- Zenginlik, 
güçlülük,erklik 4- eski dönem Tanrı sıfatlarından 5- Uygur kağanlarının unvanlarından 
BAYAR: Ulu, yüce, kudretli, celil…Tanrı sıfatlarından 
Bulgar hanlığı dönemi,soyluluk ve üstün vasıflı yöneticiler için verilen bir unvan 
BAYAT: Tanrı sıfatlarından ,..1- Devletli, kısmetli 2- Kadim, ezeli 
BAYATLI: Devletli, bahtı açık, muktedir BAYATLUĞ: (Bayatlı) 
BAYAVUT (Bayagut) Varlıklı, muktedir 
BAYÇA: Varlıklı, muktedir 
BAYÇU (Baycu): Varlıklı, devletli 
BAYDAK: 1- Bağımsız, hür 2- Bekar 
BAYDAN: 1- Cömert, eli açık 2- Şık, yakışıklı 
BAYDAR: Varlıklı, muktedir, egemen 
BAYGIN: Kendinden geçmiş 
BAYIK: 1- Varlıklı, egemen 2- Usta, eli yatkın 3- Doğru sözlü, saygılı, güvenilir 
BAYIN: Çekici, güzel, yakışıklı 
BAYINDIR: Güçlü,varlıklı, egemen 
BAYIR: Yamaç 
BAYITMIŞ: Zengin, kudret sahibi 
BAYLA: Varlıklı, refah içinde olan 
BAYLAK: Rahat, refah içinde 
BAYLAM: 1- Azim, kararlılık 2- Demet, bağ 
BAYLAMIŞ: Varlıklı, güçlü olmuş 
BAYLAN: Nazlı, şımarık 
BAYLANIŞ: İlişki, münasebet 
BAYLIK: 1- Varlık, Varlıklılık, güçlülük 2- Ganimet
BAYMAZ: Mala mülke ilgi duymayan kişi 
BAYRAÇ: Varlıklı, zengin 
BAYRAK: Varlık, varoluş, erklik, güç, ve bağımsızlık 
BAYRAM: Güzellik, mutluluk, sevinç, bolluk 
BAYRI: 1- Ezeli, kadim 2- Emektar, tecrübe sahibi 3- Sonradan zapt edilip, yurda dahil edilen toprak 
BAYRIN: Kadim, ezeli, eskiye dayalı 
BAYSA: Madalya 
BAYSAL:1- birl.Bay/Sal 2- Bolluk, rahatlık 3- Asayiş, sükunet 
BAYSAN: Yakışıklı, levent, gösterişli 
BAYSİN: Zengillik, kudret 
BAYTAG: Bolluk, çokluk, kalabalık 
BAYUK: Hazır, amade 
BAYUR: Cesur, gözükara 
BAYUTMUŞ: birl. Bay/Utmuş (yenmiş, muzaffer) 
BAYÜLGEN: birl. Bay/Ülgen 
Şamanist gelenekte insanlar arası ilişkilerle ilgilenen “mükafat tanrısı” 
BAYÜLKEN: (Bayülgen) 
BAZ: 1- Emin, güvenilir 2- Merkeze bağlanmış, sonradan katılmış 
BAZDA: Hoş, latif, çekici 
BAZIR: Basar, baskıncı 
BAZMAN: Tabi, bağlı, muti 
BECERİ: (Beceriklik) Hüner, marifet, yeterlilik 
BECET: Süs, makyaj, tezniyat 
BEÇİRİK: Becerik, beceri, marifet 
BEÇKAN: İpekten yapılmış sancak 
BEDER: Ziynet, mücevher 
BEDİZ: 1- Resim, heykel, nakış, bezek 2- Taşlara yontularak yapılan süsleme 
BEDİZCİ: Ressam , heykeltıraş, nakışçı 
BEDÜK: Büyük, iri, cesim, ulu 
BEGEÇ: Beyliğe uygun olan 
BEGEN: 1- Beğeni, hoşluk 2- Şehzade, prens 
BEGENÇE: Şehzade, prens 
BEGESİN: Doğruluk, sevap, hayr 
BEGİ: 1- Yiğit, güçlü, 2- Eş- koca 
BEGİSİ:1- Doğru, sevap 2- Beğenilen, imrenilen 
BEGÜM: Hanımefendi, bayan, saygı duyulan hanım, eski Türkçe’de “beğ”’in 
tam olarak dişi karşılığı 
BEĞ: Bey, varlık, erklik, güç, yöneticili toparlayıcılık, liderlik, soyluluk vb. anlamları içerir 
BEĞCEĞİZ: Beycik, Küçük bey 
BEĞÇE: Küçük bey 
BEĞÇEK: Küçük bey 
BEĞDAŞ: Akran,eş,denk 
BEĞDE:1- Aziz, saygıdeğer 2- Adil, adaletli 
BEĞDEŞ: Nazir,benzer 
BEĞDİ: Aziz,muterem, saygıdeğer 
BEĞDÜZ EMEN: birl. Beğdüz/Emen (ruh,can) 
BEĞEÇ:1- Beğliğe layık 2- Beğ çocuğu, küçük bey BEĞENDİK: Beğenilen 
BEĞENİ: Hoşa giden, beğenilen 
BEĞENMİŞ: Hoşuna gitmiş 
BEĞER: Beyoğlu, prens, şehzade 
BEĞLEN: Bey soyundan olan 
BEĞLİK: Beylik, beyliğe uygun olan 
BEĞREK: Beyrek, bey çocuğu, küçük bey 
BEK: 1- Bey, beğ 2- Pek, sıkı 
BEKEM: Bey, beyim 
BEKEN: Dayanıklı, metin 
BEKET: Kuvvet, dayanıklılık 
BEKİ: 1- Yiğit,güçlü 2- Eş, koca 3- Şaman, baş şaman 
BEKİK: Güvenli, iyi korunan 
BEKİM: Azimli, kararlılık 
BEL: 1- Bilgi, bilim 2- Belirti,iz, damga 3- Tarlanın orta yeri 4- İki dağın arasındaki geçit 
BELÇİN: Belirti, iz, damga 
BELDEK: İz, işaret, emare 
BELEK:1- Kılavuz, rehber 2- hediye, 3-Kundak bezi 
BELEN:1- Bilen, alim 2- Geçit 3- Sırt, tepe, dağ yolu 
BELET: Belge, delil 
BELGE: Belge, doküman, delil 
BELGİ:1- Belge 2- Bilgi 3- Fark, farklılık, ayırt, alamet 
BELGİN: Belirgin, net, açık 
BELGÜ:1- Belge 2- Sınır taşı, sınır toprağı 3- Yüzük taşı, nişane 
BELİK:1- Doruk, zirve, şahika 2- Saç örgüsü 
BELLEK: Hafıza 
BENEK: 1- Armağan, hediye 2- Bakır para 3- İşlemeli kumaş 
BENGİ: Bengü, mengü sonsuz, sonsuzluk, ebediyet, ebedi 
BENGİLİK: Sonsuzluk 
BENGÜ: Bengi, mengü 
BENİCE: Sonsuzluk, sonsuzluğa giden 
BENK: Muhkem, iyi korunan 
BENLİ: Yüzünde ben olan 
BERDİ: Verdi,Kutsal güçler tarafından yollanan 
BEREGEN: Eli açık, cömert, verici 
BERGE: 1- Vergi 2- Berke, kamçı, değnek 
BERGİ: 1- Vergi 2- Eli açık, cömert 
BERGİLİK: Doğal, tabi 
BERİK: 1-Berk, sağlam, gürbüz, dayanıklı 2- Cömert, eli açık 
BERİL: Verici, cömert, eli açık, fedakar 
BERİN: Veren, cömert 
BERİŞ: Veriş, hibe 
BERK: 1- Katı, sıkı, sağlam, dayanıklı 2- Şiddet, şiddetlilik 3- Korunan, muhkem 4- Yıldırım 
BERKANT: birl. Berk/Ant Altay dağları cıvarında bir başka dağın adı 
BERKE:1- Kamçı, değnek 2- Dövme 3- Naz, işve 
BERKEM: Düşmana karşı iyi korunan yer, müstahkem mevki 
BERKİN: Güçlü, güçlendirilmiş 
BERKİT: Güçlü, güçlendirilmiş, muhkem 
BERKLİĞ: Berkli, güçlü, dayanıklı 
BERKUK: Sert,cesur, dayanıklı 
BERMEK: Vermek, veriş 
BERŞE: Odun kömürü, kül 
BESEN: Bezen,süs, makyaj, gösteriş 
BETİK: (Bitiğ, bitik) Yazılı kağıt, mektup 
BEYBUT: Barış, sulh 
BEYGE: Bike, küçük hanım 
BEYGU: Bir şahin türü 
BEYLEM: Buket, demet, çiçek demeti 
BEYLEN: Beyli, beye bağlı 
BEYNEN: Beğenen 
BEYREK: 1- Tim, müfreze 2- Merkez ordu, ordugah 
BEYRU (Bayrı) 1- Ezeli, başlangıçsız 2- Emektar, tecrübeli 
BEZEK: Süs, takı, piraye 
BEZEN: Süs, makyaj 
BEZENMİŞ: Süslü 
BEZGİN: Bez…mekden. Sarsılmış, bıkmış 
BIÇAK: Biçme aracı BIÇGIN: Kesen, biçen 
BIÇKAS: Kağan ve Hanlara yapılan bağlılık andı 
BIÇKI: Bıçak bileme aracı 
BİBİ: Kibar, eğitimli, sayıdeğer hanım 
(Anadolu’da birçok bölgemizde “hala” anlamında da kullanılır) 
BİÇEK: Bıçak, biçici 
BİÇİK: Biçilmiş, biçimlenmiş 
BİÇİM: Şekil, format, örnek, biçilmiş gibi 
BİÇİN: 1- Biçilmiş,biçime girmiş 2- Ekin, tahıl 3- Biçen, doğrayan 
BİGE: 1- Bakire, temiz kız 2- Bey kız saygıdeğer kız 
BİGEM: Sevilen, el üstünde tutulan kız 
BİGEN: Beğenilen 
BİGENDİK: Beğenilen, ilgi duyulan 
BİKE: Bige 
BİKET: Beylik, beyliğe uygun 
BİL: Bilgi, bilim 
BİLDİK: Bilinen, tanınan, ünlü 
BİLECEN: Bilgiç,çok bilmiş 
BİLEDA: Balta 
BİLGE: Bilgili, filozof, alim, bilgin, ulu kişi 
BİLGEKAĞAN: Bilge/Kağan (Aslı, Türk Bilge Kağan’dır) 
T…Türk tarihinin, bir çok nedenlerle en önde gelen kişilerinden. Türk Milliyetçiliğini devlet siyasetine 
sokan, ona sosyal, ve siyasal bir kimlik vererek, devlet-millet bütünleşmesini sağlayan, milliyetçiliğe 
“zaman boyutu”nu kazandırıp, onu çağlar ötesine götürebilmeyi amaçlayan ve ilk defa “ Birleşik Türk 
Devletleri” fikrini ortaya çıkarıp bunu milli politika biçimine getiren,yönetimi döneminde sık sık kurultaylar 
toplayarak milletine “hesap veren” ve tüm bunları kardeşi Kül Tigin’in ölümünden sonra yazdırttığı 
“mengütaş’larda(Orkun anıtları) da bizzat anlatan ve son olarak da gerek Türk dili, gerek de edebiyatı ve 
içeriği açısından, dünyada bir eşi daha bulunmayan yazıları yazdırtan ulu kişi…İlteriş Kutluk Kağan’ın 
büyük oğlu, Kül Tigin’in ağabeyi. 
BİLGE TAMGAÇU: birl. Bilge/Tamgacı 
T…Göktürkler ve Uygurlar döneminde yüksek dereceli memurlara verilen bir unvan 
BİLGE TONYUKUK: birl. Bilge/Tonyukuk 
T…Göktürkler dönemi, ünlü, devlet adamı, siyaset bilimci ve tarihçisi…II Göktürk kağanlığının 
kuruluşunda önemli rolü olan, hem İlteriş Kutluğ Kağan’ın yakın yoldaşı ve başkanlığını, hem de Bilge 
Kağan’ın başbakanlığını yapan ve kendi adına da yazıtlara yazı yazdıran ulu kişi 
BİLGEN: Bilen, bilgin, alim 
BİLGİN: Bilim adamı 
BİLGÜ: Bilgi 
BİLİG: Bilgiler, bilim, bilim dalı (orj) 
BİLİK: Bilen, bilgili 
BİLUN: Esir, tutsak, (gönül ve akıl esiri, aşık) 
BİNİT: Binilecek nitelikteki, soylu at 
BİRBEN: birl. Bir/Ben Ben mec. Kendini beğenmiş 
BİRÇE: Biricik, yegane 
BİRÇEK: 1- Biricik 2- Saçın ortadan ayrılıp yana dökülmüş hali 
BİREBİN: Yegane, tek, biricik 
BİRGE: 1- Beraber, birlikte 2- Biricik 3-Berke 
BİRGEN: İçine kapanık, münzevi 
BİRİCİK: Tek, yegane, bir tane 
BİRİÇİM: birl. Bir/İçim mec. İmrenilecek güzellik ve çekicilik 
BİRİDİN: Güneyli, güney bölgesinden 
BİRKİT: Birleşik, birleşmiş 
BİŞÜK: Nesil,soy-sop, kavim, kardeş 
BİTERGE: Gerek, hacet, ihtiyaç 
BİTEV: (Bidev) 1- Soylu, soylu at 2- El değmemiş bakir 
BİTİG: Yazı, yazıt 
BİTİGÇİ: Katip, yazıcı 
BİTİGEN: Anıt, yazıt, yazılı taş 
BİTİM: Gaye, hedef, ülkü 
BİTKİ (Bütkü) yerden biten 
BİYAN: (Bayan) (Buyan) Varlıklı, cömert ,Eski Tanrı sıfatlarından 
BİYUM: Cömert, eli açık 
BOD: Boy,uruk 
BOGA: Boğa 
BOĞ: Hediye, armağan 
BOĞA: Boğa 
BOĞACA: Boğa gibi güçlü BOĞACI: Boğa deviren 
BOĞAÇUK: Küçük boğa, genç boğa 
BOĞAR: Boğucu, güçlü, kuvvetli 
BOĞARCIK: Güçlü, boğucu 
BOĞTAG: Şapka, başlık, hanım başlığı 
BOLCAL: Vade, müddet 
BOLÇAK: Gürz, topuz 
BOLDUÇAĞ: Uygun zaman, olan çağ 
BOLGAN: 1- Soylu at 2-Keşşaf, mucit 3- Olgun, olmuş, ermiş 
BOLGU (Bolgi): Orijinal, özgün 
BONCUK: Mücevher, takı 
BOR: Bora, fırtına 
BORA: Fırtına 
BORDAK: Semiz, şişman, balık etli 
BORDU: Üzüm, asma 
BORKA: Baraka,ev 
BORLA: Burla, üzüm, üzüm salkımı 
BOSUM: Endam, zerafet 
BOSUT (Basat) anlayış, izan, hidayet 
BOŞGUR: Eğitmen, öğretmen, talimci 
BOŞGUT: Öğrenci, şakirt 
BOY: 1- Uruk, uyruk, oymaklar birliği 2- Eda, endam
BOYDA(Ğ): Soyut, mücerred 
BOYDAŞ: Aynı boyun mensubu 
BOYLA: Unvan veren kişi 
BOYLA BAĞA TARKAN: birl. Boyla/Bağa/Tarkan 
Bilge Tonyukuk’un öteki adı 
BOYLAN: Adına ve soyuna layık 
BOYLUĞ: 1- Soylu 2- Yakışıklı 
BOYSAN: Yakışıklı, heybetli 
BOZ:1- Sert, şiddetli2- Alaca renk,füme rengi3- Toprak rengi 
BOZAN: Bozmak…dan düşmanı yenip dağıtan 
BOZCA:1- Cesur, gözükara 2- Boz rengine kaçan 
BOZCAK: Cesur 
BOZÇİN: Dürüst, güvenilir 
BOZDOĞAN: birl. Boz/Doğan Bir doğan türü 
BOZKIR: Step, çöl, vaha 
BOZKURT: birl. Boz/Kurt 
T…Oğuz Kağan destanında, Oğuz’a yol gösteren efsane kurt. Genel olarak Türk boylarının hemen 
tamamında, Türklerin karakteristik özelliklerini üzerinde taşıdığına inanılan “Milli sembol” pozisyonundaki 
hayvan (Önceleri “Gökbörü” olarak kullanılan bu ad, Selçuklular döneminden sonra, daha yaygın olarak 
“Bozkurt” olmuştur.) 
BOZLAK: 1- Boz ve kül renginde olan 2- Otlak, mera 
BÖBÜLÜK: Koca, gül 
BÖÇKE:1- Canavar 2- Böcek 
BÖDGE: Çağ, zaman 
BÖG(Bök): Kısmet, nasip 
BÖGÜ:1- Filozof, hikmet sahibi kişi 2- Büyü, sihir 3- Ejderha, canavar 4- Zehirli bir böcek 
BÖGÜR: 1- Ordunun kanatlarından her biri, cenah 2-Kaburga ile kalça arasındaki bölge 
BÖĞDÜN: Bürokrat, yüksek dereceli memur 
BÖĞREK: Ordugah, merkez ordu, merkez ordunun savaş pozisyonu 
BÖĞÜRMÜŞ: Şamatacı, gürültücü 
BÖĞÜŞ: Zeka 
BÖKEN: Ahu, ceylan 
BÖKEVUL: Aşçı, iyi yemek yapan 
BÖKLİ: Yakışıklı,Şık, iyi giyimli 
BÖKLİCE: Şık giyimli 
BÖLE: Pay, nasip, kısmet 
BÖLEN: Bölüm, pay 
BÖLEK: Hediye, armağan 
BÖLÜK: 1- Kısım, ekip, bölüm 2- Pay, nasip 
BÖLÜN: Yönetici, şef 
BÖNGE: Tekme 
BÖNGER: Tekmeleyici, iyi tekme atan 
BÖRÇE: Zülüf 
BÖRÇEK: Zülüf 
BÖRİ: Kurt Göktürkler ve Uygurlar dönemlerinde Kağan muhafızlarına verilen genel bir ad. 
BÖRİTEÇİNE (Börteçine) Benekli bozkurt 
Ergenekon destanlarının çeşitli versiyonlarından birinde, Ergenekon’dan çıkışı gösteren dişi kurt,bir 
diğerinde ise bu addaki demirci ustası olarak geçer. 
BÖRK: Başlık, tüylü hayvan derilerinden yapılan başlık 
BÖRKLÜ(Ğ) Saygıdeğer 
BÖRKLÜCE: Saygıdeğer, saygı gösterilen 
BÖRTE: Benek 
BÖRÜ: (Böri) Kurt 
BUBİK: Konca,gül 
BUCAK: 1-Gizli bölge 2- Uzak yer 
BUCUGA: (Buğucu, ceylan avcısı) 
BUDAK: Sert dal parçası mec. Güç, sertlik, dayanıklılığı sembolize eder. 
BUDAN: (budun) 
BUDAY: Buğday 
BUDRAÇ: Gözü pek, cesur 
BUDULGAN: Yürekli,cesur 
BUDUN: Bütün, Ulu, millet “ Siyasi ve dini yapıları ne olursa olsun soy,dil, töre, kültür, tarihsel yapıları bir 
olup, psikolojik olarak birbirine bağlı insan topluluğu.Türkçe’de kullanılan millet ve ulus sözcükleri tam 
olarak bu anlamı içermektedir. Millet, din ortaklıklarını daha ön planda tutan bir anlam içerirken Ulus ise, 
daha çok boy ve uruk anlamlarını içerir.Buna rağmen yakın zamana kadar millet, son zamanlarda ise ulus
sözcükleri dilimize yer etmiştir. Oysa gerek günlük dilimizde gerek yazı dilimizde bu sözcüğün bir an önce 
kullanıma girmesi gerekmektedir.” 
BUDUNÇAR (Budunçu-Yir) Sözcüğünün tam anlamıyla” Ulusçu”, “milletçi” 
“Oğuz Töresi”’ni yeniden gündeme getirip, yürürlüğe koyan kişi 
BUDUNÇİ: Buduncu, Ulusçu 
BUDUNÇİYİR: birl. Buduncu/Yir,yer toprak 
BUGA: Boğa 
BUGAN: 1- Boğan 2- Alamet, işaret, iz 
BUGATEG: Boğa gibi güçlü 
BUGAY: 1-Afacan, ele avuca sığmayan 2- Buğu, ceylan
BUGU: 1- Buğu, ceylan 2- Böcek, örümcek 3- Canavar 
BUGUR: Sürekli,devamlı, devamlılığı olan 
BUGA: Boğa 
BUĞRA: 1- Genç aygır 2- Genç erkek deve 
BUĞU:1- Ceylan, 2- Yavru geyik 3- Buhar 
BUĞUÇAN: Boğucu, boğaç 
BUKA: Boğa 
BUKAĞI: Kelepçe, atların ayağına takılan bir çeşit köstek 
BURAK: Güçlü, yenilmez 
BUKAN: (Mokan, Büken) Güçlü, yenilmez 
BUKUK: Tomurcuk, filiz 
BULAÇ: Bulucu, keşşaf, mucit 
BULAGAN: 1- Olgun, kamil 2- Bulan, bulucu 
BULAK: Göze, kaynak, pınar 
BULAR: Bulur, mucit 
BULASI: Ülkü, bulunması istenen 
BULÇA: 1- Bolluk, ganimet, bereket 2- Bulucu, mucit
BULÇU: Bulucu, mucit 
BULÇUM: Keşif, buluş 
BULDAN: Bolluk, refah 
BULDU: Önemli, değerli, az rastlanan 
BULDUR: 1-İri su damlası 2- Gözyaşı 
BULDAK: 1- Bulanık, karışık, karma 2- Kıyı, sahil 
BULGAN: 1- Olgun,kamil 2- Bulucu, mucit 
BULGANÇ: Karma, kırma, karışık 
BULGAR: Karışık, bulanık, karışmış, içiçe girmiş 
BULGAŞ: Karışıklık, karmaşa 
BULMAZ: 1- olgunlaşmamış 2- Sakin, tembel 
BULMUŞ: 1- Olgun, erdemli, oturaklı 2- Keşşaf, mucit 
BULU: Anlayış, idrak, izan 
BULUÇ: 1-Bulucu 2- anlayış, fehim 
BULUG: 1- Keşif bölgesi, keşfedilen yer, bölge 2- Fidye, haraç 
BULUGAN: Bulan, bulucu 
BULUM: İrfan 
BULUNG: Bulunulan yer, yön, taraf 
BULUŞ: 1-Feraset, buluculuk 2- Manevi destek BULUŞGAN: Maharetli, becerikli 
BUMİN: 1- Merkez ordu, çekirdek ordu 2- Puhu kuşu 
BUN: Üzüntü, keder, bunalım, kendinden geçiş 
BUNAK: Bunlu, üzüntülü, kendinden geçmiş 
BUNALMIŞ: Üzgün, mahzun 
BUNG: Bun, keder 
BUNLUĞ: Bunlu, kederli 
BUNSUZ: Mutlu, huzurlu 
BURAN: Burmaktan…Burucu 
BURCU: 1- Buruk, burucu 2- Güzel ve keskin koku 3- Biber 
BURÇAK: 1- Nohutgillerden bir tahıl 2- İrmiklik buğday 
BURÇİGEN: Böü/Tigin Moğol ağzındaki söylenişi (Türk ağızlarında Kuzey’e çıkıldıkça T ”ler Ç’ ye dönüşür. 
Çigin, Tigin, Çengiz Tengiz vb.) 
Çengiz Kagan’ın aile adı. Uygur kökenli olup, sonraları kuzeye göç ederek,Moğol oymaklarının 
arasına karışmış bir oymak 
BURÇİN: Dişi geyik 
BURÇUGİN: Özü sözü bir, güvenilir 
BURÇUK: 1- Tahta veya keçeden yapılmış küçük heykel 2- Varlık, servet 3- Çiçek, gül 
BURKA: Yüz örtüsü, fular (Tozdan ve fırtınadan korunmak için yüze takılan örtü) 
BURKAN: 1- Totem, heykelcilik 2- Hüzün, iç burkuntusu 
BURKE: 1-Burka 2- Berke, kamçı 
BURLA(Hatun): Üzüm, üzüm salkımı 
BURTA: 1- Benek, ben 2- Altın tozu 
BURTAG: Burtak çakıllı, taşlı toprak 
BURUK: Kırgın, alıngan, mahzun 
BURUL: İçli, içten, samimi 
BURUNÇUK: Burulmuş, buruşuk 
BURUNDU: Atların terbiyesi için burunlarına takılan kıskaç 
BURUNGU: Geçmiş, mazi, hatıra 
BUŞKU:Telaş, heyecan 
BUYAN: (Bayan, Muyan) 1- Kut, baht, mutluluk 2- Sevap,hayır 3- Dayanıklılık, mukavemet 
BUYANDI: Kutlu, bahtı açık 
BUYRA: Kıvırcık, kıvrılmış, bürülmüş 
BUYRAÇ: Amir, buyuran 
BUYRAT: Engebe, engel 
BUYRUK: 1- Emir, buyruk, buyurma 2- Göktürkler döneminde vezir, (bakan) anlamına da 
kullanılmıştır. 
BUYURUK: Buyruk, emir 
BUZAÇ: Bozucu, bozguna uğratan 
BUZAN: Bozan, düşman birliğini dağıtan 
BÜBÜLÜK: Gül, konca 
BÜDENE: Bir bıldırcın türü 
BÜGÜ : 1- Büyü, sihir 2- Felsefe 3- ejderha 
BÜK: Kıyı, sahil 
BÜKE: 1- Genç kız, küçük hanım (Bike) 2- Bükü, ejderha 
BÜKE BADRAÇ: birl. Büke/Badraç Mitolojideki, yedi başlı ejderha 
BÜKEÇ: Güçlü, bükücü 
BÜKEY: Büken, bükücü, güçlü 
BÜKİN: Hanımcık, küçük hanım 
BÜKLÜM: Kıvrım, büküntü, saçak 
BÜKÜ: Ejderha 
BÜKÜŞ: Bükme eylemi, bükmek 
BÜLEK: Bilek 
T…Kırgızların, Mürti oymağı beylerinden 
BÜLTE: Demet, deste, top 
BÜNGÜ: Tos atmak, kafa vurmak 
BÜR: Gonca; gonca gül 
BÜRÇE: Kurt yavrusu 
BÜRÇEK: 1- Kurt yavrusu 2- Saç kıvrımı 
BÜRGE: 1- Kellik 2- Bahşiş, hediye 
BÜRKEV: Himaye,vesayet 
BÜRKÜT: 1- Bahşiş, hediye 2-Bir kartal türü 
BÜRÜM: Bürülmüş, katlanmış 
BÜRÜNCÜK: İpekten yapılmış, şal, fular 
BÜTE: 1- Fidan 2- Bütünlük 
BÜVET: Baraj, set, su seti 
BÜYÜ: Sihir, gizliyi bilme işi, bilgelik BÜYÜK: 1- Olgun, saygıdeğer 2- Bilge 3- Büyü, büyücü
C harfi ile başlayan isimler 
CABADAK: Hayret, şaşma 
CABALAK: Yabalak, yaygın 
CAĞIMDA: Yaratıcı, üretken 
CAĞIMDI: Lütufkar, iltifat eden 
CAĞLI: Namuslu, dürüst 
CAKŞI: Yakşı, yakışıklı, güzel 
CALMAN: Yalman 
CAMAN: 1- Yaman, 2- Kam, büyücü 
CAMANBAY: birl. Caman/Bay..Şamanist gelenekte, obanın büyücüsü,doktoru, kötü ruhları kovan kişi 
CAMUGA (Camuka) Kızgın, asabi 
CANİK: Tüccar, ticaret erbabı 
CANKU: Meşveret 
CARIP: Yakın, dost, çok yakın arkadaş 
CARLIK: Yarlık, emir, ferman 
CARTI: Şık, alımlı 
CARUZ: Heyecan 
CATUK: Halim, haluk 
CAV: Gösteriş, afi, fiyaka 
CAVANKUL: Uygurlar döneminde ordunun sol cenahını ve oradaki askerlerin tümüne verilen ad 
CAVILDAK: Neşeli, şen şakrak 
CAVLI: Gösterişli, cafcaflı 
CAYMAZ: Cesur, kararlı 
CAYNAK: Pençe, Doğan pençesi 
CEBE: 1- Silah,ok, cephane 2- Zırh 
CEBEN: Gayretli, çalışkan 
CEBENOYAN: Cebe/Noyan 
Çengiz Kagan’ın dünyaca ünlü komutanı ve yakın arkadaşı.(Çengiz’in bütün Türkleri bir bayrak altında 
toplama fikrinin mimarı bu ulu kişidir.) 
CELASUN: (Çalasun) 1- Delikanlı 2- Cesur, savaşçı 3- Becerikli, eli tez. 
CELAYIR: (Çalayır) 1- Bilgin, gün görmüş, tecrübeli 2- savaşçı 
CELDEN: Yel, yel parçası 
CELME: Çalım, fiyaka, gösteriş 
CENGEL: Hafif, ince 
CENGİZ: Çengiz, Tengiz, Deniz 
CEREN: Ceylan, ahu, gazel 
CERKİN: Hısım, yakın 
CERKUDAY: birl. Yer/Kutay Eski dönem yer tanrısı 
CETİK: Yetkin, uzman, olgun 
CETİZ: Yetkin, becerikli 
CEYRAN: Ceren 
CIDA: Mızrak, kısa saplı mızrak 
CIGI: Şamanist gelenekte ,iyi ruh. Boy ve oymakları kötülüklerden koruduğuna inanılan ruh 
CILDUZ: Yıldız 
CILIMGA: Kağan ve Han’ların mektuplarını yazmakla görevli kişi 
CİBELİK: Sonsuz, sonsuzluk 
CİCİ: (Cicik, cicek) 1- Çiçek, gül 2- Konuk 3- Sevim, sevimlilik 
CİDAGU: Yetkin, yetenekli, becerikli 
CİDE: İri, uzun bir ağaç türü 
CİGA: Taç, gelin başı 
CİĞİL: Hafif, yeğni, kolay 
CİLMAYA: Türk mitolojisindeki efsanevi kanatlı at 
CİNGİL: 1- Galip, utkan 2- Güvenilir,sadık 
CİNGÜ: Zafer, utku 
CİVİL: İyi ruh, temiz , arınmış ruh 
COLAY: (Yolay) birl. Yol/Ay…Kazaklarda “ayağı uğurlu” kişiler için kullanılır. 
COLDA: Yolcu, yola çıkan 
CUCİ: 1- Cici, çiçi, cicik, çiçek, çuçu, çuçi 2- Konuk..Bu ad daha çok, beklenmeyen doğumlar sonrası 
kullanılır ve bu yüzden “konuk” anlamını içerir 
CULUM: Narin, nazik, hassas CUMUK: Yumuk, yumulmuş 
CUPAR: Parfüm, güzel koku 
Ç harfi ile başlayan isimler 
ÇABA: Gayret, enerji 
ÇABACI: Gayretli, enerjik 
ÇABAK (Çaba)1-Çabuk,çevik 2- Küçük bir göl balığı türü 
ÇABAR: 1- Çapar, davranır 2- Ulak, kurye, elçi 
ÇABUK: (Çapuk) Çapan, çaba gösteren, çabalayan 
ÇAÇA: 1- Savaş baltası 2- Gemici 3- Çiçi, çiçik 
ÇAGAVUN: Bal arısı 
ÇAĞ: 1- Zaman, vakit 2- devir, devran 3- su sesi, şırıltı 
ÇAĞA: Yavru çocuk 
ÇAĞAN: 1- Bayram, eğlence 2- Şimşek 3- gürz, çakan 4- Beyaza kaçan beyazımsı 
ÇAĞANAK: Çalgı, enstrüman 
ÇAĞAŞ: Kırlangıç 
ÇAĞATAY: birl. Çağ/Atay 
1-Çağının en ünlüsü 2- çağdaş, çağının ilerisinde 
ÇAĞDAŞ: Çağın insanı, aynı çağda yaşayan kişiler 
ÇAĞIL: 1- Su sesi 2- Çakıl taşı 
ÇAĞILDAK: Çağlayan, şelale 
ÇAĞILTI: 1- Su sesi, suyun taş ve kayalara çarparken çıkarttığı ses 
ÇAĞIN: 1- Şimşek , çakın 2- Gürz, topuz 
ÇAĞIR: Çağırı, çağrı 
ÇAĞIRGAN: Çağıran, davetkar 
ÇAĞLA: 1- Namuslu, dürüst 2- Erik türlerinden bir yemiş 
ÇAĞLAK: 1- Namuslu, dürüst 2- Çağlayan, şelale 
ÇAĞLAR: Şelale, çağlayan 
ÇAĞLASUN: Dürüst 
ÇAĞLAV: Dürüst 
ÇAĞLAYAN: Şelale 
ÇAĞLAYIK: Şelale 
ÇAĞLI: 1- Dürüst 2- Yakışıklı, güzel 
ÇAĞLIN: Meşhur ve liyakat sahibi 
ÇAĞRI:1- Mesaj, davet 2- Doğan kuşu, doğanın bir çeşidi 
ÇAĞRUK: Katı, sert 
ÇAKA: 1- Savaş baltası 2- Çakı 3- Fiyaka, çalım, gösteriş 
ÇAKALOZ: 1- Fener 2- İlkel bir top silahı (Top mermisi yerine çakıl taşı atan) 
ÇAKAN: 1- Gürz,topuz 2- Şimşek 
ÇAKAR: 1-Deniz feneri 2- gürz 
ÇAKI: Kesici, yontucu küçük bıçak 
ÇAKICI: 1- Çakma eyleminde bulunan 2- Çakı ustası 
ÇAKIL: Çakıl taşı 
ÇAKIN: 1- Şimşek 2- Kıvılcım 
ÇAKIR:1- Doğan türü bir avcı kuş 2- Gürz 3- Şarap, içki 
ÇAKIRCA: Doğan türü bir avcı kuş 
ÇAKIRCI: Eskiden saraylarda, özel olarak doğan terbiyeciliği yapanlara verilen bir sıfat 
ÇAKMAK:..Çak kökünden türeyen, vurmak, kesmek, bölmek eylemi için kullanılan bir sözcük
ÇAKMUR: Tutumlu, eli sıkı 
ÇAKTU: İri yapılı, gösterişli 
ÇAL: Kılıç darbesi, darbe, vuruş 
ÇALAP: Ulu ruh, Kadiri mutlak (Eski dönem Tanrı sıfatlarından) 
ÇALGAR: Çalıcı, vurucu 
ÇALGIÇAY: Taştan yapılmış el değirmeni 
ÇALIK:1- Silahşör, iyi kılıç kullanan 2- Çelik 3- Mesaj, haber 4- Haşarı, yaramaz 
ÇALIM: 1- Gösteriş, fiyaka, kurum 2- Kılıcın keskin tarafı 
ÇALIMLU: Gösterişli, çekici 
ÇALIN: Çiğ, jale 
ÇALIŞ: Azim, ceht 
ÇALIŞGAN: Çalışkan, işgüzar 
ÇALKARA: Doğan türü bir avcı kuş 
ÇALKIN: Darbeci, hamleci, vurucu 
ÇALMA: Maden üzerine yapılmış oyma, işleme ÇALMAN: Çalıcı, vurucu 
ÇALUK: Çalık 
ÇAM: Bir ağaç türü 
ÇAMUR: Sazlık, bataklık 
ÇANAYAZ: Berrak, billur 
ÇANDAR: Karışık, karma 
ÇANDIR: Karışık 
ÇANGA: 1- Soylu 2- Pençe 
ÇANGAL: 1- Çok sık ağaçlı bölge 2- Budaklı ağaç 
ÇAPAN: 1- Ulak, haberci 2- Enerjik,- çalışkan 3- iş elbisesi, eski giysi 
ÇAPAR: 1- Enerjik, çalışkan 2- Giysi 3- Saldırgan 4- ulak, haberci 
ÇAPGIN: Enerjik, koşan, ardından giden 
ÇAPGUR: Tufan, afet, deprem 
ÇAPIN: Atak, hücum, savlet 
ÇAPITGAN: Saldıran, saldırgan 
ÇAPLAN: Bir şahin türü 
ÇAPLI: Şahin türü bir avcı kuş 
ÇAPTI: Koşan, seğirten 
ÇAPTUĞ: Ünlü, çok tanınan 
ÇAPUL: Çap…mak kökünden, vuran, saldıran, alıp götüren vb. eylemlerin tümü 
ÇARDU: Cinli, perili 
ÇARMAGUN: Görevli, görevlendirilmiş , emir almış 
ÇAŞKA: Sabi,bebek, yavru 
ÇAŞUT: Haberci, muhbir, ajan 
ÇAT: Yansıma, yayılma, ün 
ÇATAK: Çatal, çatallı, iki kollu değnek 
ÇATAL: İki kollu, iki kola ayrılmış nesne 
ÇATGAL: 1-Yüksek dağlık bölge 2- Çatal 
ÇATIK: Çatılmış, tersleşmiş 
ÇATLI(ğ): 1-Ünlü, tanınmış 2- Gözü kara, cesur 
ÇATUK: Bıçak sapı yapılan bir ağaç türü 
ÇAV: Ün, şöhret, yansıma, duyuru, bildiri 
ÇAVA: Ünlü, tanınmış 
ÇAVAŞ: Ünlü, tanınmış 
ÇAVLAK: Çağlayan, şelale 
ÇAVLAN: Çağlayan 
ÇAVLI: 1- Ünlü,meşhur 2- Doğan yavrusu 
ÇAVUDUR: İyi üne ve şöhrete sahip olan 
ÇAVUNT: Ün, şöhret 
ÇAVUŞ: Bilgi veren, bilgi götüren, bilgi dağıtan (Çav…kökünden) 
ÇAVUT: Duvar, sütun 
ÇAY: Dere, ırmak 
ÇAYAN: 1- Dövülmemiş, dökme demir 2- İşlenmemiş ham demir 
ÇAYLAK: Kuyruğu uzun ve çatallı bir avcı kuş 
ÇAYLAN: 1-Dere kenarı 2- Çağlayan 
ÇEBER: 1- Usta, mahir 2- Hoş, latif 
ÇEBİ : (Çepi,çepni) 1- Sert bakışlı 2- Usta eli yatkın, yetenekli 3- Cebe, çebe, silah 
ÇEKEN: Cazip, cazibe, çekicilik 
ÇEKİM: Cazibe, çekicilik 
ÇEKİMLÜ: Çekimli, cazibeli 
ÇEKLİ: Armağan, hediye, düğün hediyesi 
ÇEKMERGEN: Nişancı, iyi vuruş yapan, silahşör 
ÇELEK: Bülbül, güzel öten bir kuş 
ÇELEN: 1- Becerikli, çalışkan 2- Fettan, yanıltıcı 
ÇELİK: (Çelük,çuluk) Gücü arttırılmış sert demir 
ÇELİKTEN: Çelik parçası 
ÇELİM: Beden, endam, gösteriş 
ÇELME: 1- Çalma 2- Başa örtülen bez (Bandana) 
ÇENGİN: Gösterişli, dikkat çekici 
ÇENGİZ: Deniz 
ÇENGŞİ: Mucize, olağanüstülük 
ÇEPEN: Hatip, iyi konuşan, güzel söz söyleyen 
ÇERÇİ: Ulak, haber, bildiri ulaştıran kişi 
ÇERİ(Ğ): Asker, savaşçı, toplanarak bir araya gelmiş erat 
ÇEVEN: Çevre, muhit 
ÇEVGEN: Cirit, değnek 
ÇEVRİ: Çeviri,girdap, anafor ÇEVRİM: 1- Girdap, anafor 2- Çevre, muhit 
ÇIDAM: Dayanıklılık, metanet 
ÇIDAMLI: Metin, dayanıklı 
ÇIDIK: Güç, dayanıklılık 
ÇIGAY (Çığay): 1- Fakir, varlıksız 2- Kurt yüzlü, kurt bakışlı 
ÇIĞ:1- su damlası, kırağı 2- kar yığını, kar topu 
ÇIĞAL: Omuz, omuz başı 
ÇIĞIN: Çıkın, bohça 
ÇIĞIR: 1- Çağ, devir 2- çığın açtığı yol 3- Dar yol, patika 
ÇIĞLA: Saf, halis 
ÇIĞLAN: Saf, halis 
ÇIĞRI: 1- felek 2- melodi 
ÇIKAN: 1- kaynak, kaynarca 2- yeğen, hala çocuğu 
ÇIKMAK: 1- çıkma eylemi 2- Kaynak 3- çakmak 
ÇILDIM: Seri- hızlı, enerjik 
ÇIMRIN: Aktif, faal 
ÇIN: (çin, çine) sağlam, dayanıklı, güvenilir 
ÇINAK: 1- sevap, hayr 2- güvenilir,sadık 
ÇINDAN: sandal ağacı 
ÇINGAY: Özü, sözü bir, sözüne güvenilir 
ÇINGILIÇ: birl. Çın(sağlam, dayanıklı) Kılıç 
ÇINGIR:1- Kopuza benzeyen bir saz 2- Çıngırak 
ÇINTAY: Soylu, güvenilir 
ÇIRAY: Yüz, eda, çehre 
ÇIRGANIŞ: Zevk, haz, tat 
ÇITIRKI: Işık, nur, ziya 
ÇİBEK: Atmaca türü bir avcı kuş 
ÇİÇEK: 1- Gül, gül çiçeği 2- Cici, cicik 
ÇİÇİKAĞAN: birl. Çiçi/Kağan 
Hun Kaganı (Ulusçuluğu, devlet siyasetine sokan ve bunun savaşını veren kişi) 
ÇİGAN: Yoksul, fakir 
ÇİGEN: Gayretli 
ÇİGENDİK: Gayretli, çalışkan 
ÇİGER: 1- Gayret,azim 2- Çökertiş,çökertme 
ÇİGERMİŞ: Çökertmiş, düşmanı bozguna uğratmış 
ÇİGİL: Olgun,gelişmiş, olmuş 
ÇİGİLVAR: Kısa ve küçük ok, özel ok 
ÇİĞDEM: Yaban çiçeği, (Itır çiçeğinin Türkçesi) 
ÇİL: Dağ tavuğu 
ÇİLDE: Kış mevsiminin en soğuk dönemi 
ÇİLDU: Hızlı, seri, çabuk 
ÇİLEN: 1- Çığ 2- Jale 3- Bir dağ çiçeği 
ÇİLENTİ: Çığ, jale 
ÇİMÇİK: Saf, masum 
ÇİNE: (Çin) 1- Sadık, güvenilir 2- Öz, soy 3- Kurt, kurt yavrusu 
ÇİNKAY: Sözüne güvenilir, özü sözü bir 
ÇİPLİ: Narin, ince yapılı 
ÇİRAY: Yüz, çehre, eda 
ÇİT: Çizgi, sınır, limit 
ÇİTER: birl. Çit/Er (sınır muhafızı) 
ÇİZGEN: Saban izi, karasabanın tarlada açtığı yol 
ÇİZİM: Resim figürü 
ÇOBAN: 1- Elinde cop (değnek, sopa) olan 2- Muhtar, oba beyi 
ÇOBAR: Değnekli, değnek taşıyan 
ÇOBAYIKMIŞ: Gönül kırıcı, haşin 
ÇOGA: Vahşi hayvan 
ÇOGAY: Yoğun, kesif 
ÇOĞAŞ: 1- Debdebe, şaşa 2- Vahşi hayvan yavrusu 
ÇOKAN: 1- Gürz, topuz 2- Hayvan yavrusu 
ÇOKU: 1- Debdebe, şaşa 2- Bolluk, bereket 
ÇOLAK (Çalak) Silahşör, iyi kılıç çalan 
ÇOLBANAK: 1- Uzak görüşlü 2- Törenin dışında kalan 3- Nikahsız ilişkiden doğan çocuk (Hakas 
Türklerinde) 
ÇOLDU: 1- Bahşiş, mükafat 2- Ganimet 
ÇOLPAN: 1-Kuzey yıldızı 2- Uzak görüşlü 3- Tanıdık, bildik, aşina 
ÇOMAK: 1- İri ve yuvarlak değnek 2- Bir ucunda topuz bulunan sopa, silah 3- İnanmış, inançlı 
ÇONGAR: Gürültü, şamata, nara ÇOPUR: Geyik ve karaca yavrusu 
ÇORA: (çura, çur) 1- Yer tanrısı 2- Cin, peri 3- Ruh 
ÇORAMAN: Cinli, perili 
ÇORLU: Cinli kötü ruhların etkisinde kalan kişi. Bu ad Şamanist gelenekten gelen bir ad dır.Eskiden 
bunalımlı ve toplum tarafından hoş karşılanmayan kişiler için bu ad verilirdi ve bu kişiler Kam ve Baksılar 
tarafından tedavi edilmeye çalışılırdı) 
ÇOTAK: Kabza, kılıç kabzası 
ÇOTUR: Kabza, kılıç kabzası 
ÇÖKERMİŞ: Çökertmiş, düşmanı bozmuş 
ÇÖKLÜ: Soylu, asil 
ÇÖKÜL: Irmakların taşarak vadilere bıraktığı tortu 
ÇÖMÇE: Ağaçtan oyulmuş su kabı 
ÇÖZELİ: Kıpçak, merkezden uzakta olan 
ÇÖZELTİ: Ayrılış, kopuş, firak 
ÇUBAN: Çoban, muhtar, obabaşı 
ÇUÇU: Şair, şairane konuşan 
ÇUĞA: (çuka) 1- Yürekli, cesur 2- Arınmış, duru 3- narin 
ÇUĞAY: Narin ve alımlı kız 
ÇULÇU: Serçe, Turgay kuşu 
ÇULUK: 1-Çelik 2- çalık, kılıç çalan 3- aceleci, heyecanlı 
ÇURAN: Ruhlarla ilgilenen 
ÇUTUR: Kılıç kabzası 
ÇUVAŞ: 1-Sakin, rahat 2- dindar, dünyaya değer vermez 
ÇÜCEN: Akıllı, aklını kullanan 
ÇÜNÜK: Çınar ağacı 
D harfi ile başlayan isimler 
DADAK:Değme, dokunma, tatma 
DADAL: Tat alan, sezen, farkına varan 
DAĞ: (Tağ,tağ,tak,tav) Dağ…mec. genişlik, büyüklük, ululuk,heybet 
DAĞAÇA: Dağ gibi heybetli 
DAKAK: Ucu ataşli ok 
DAL: 1-Ayrı, bölünmüş 2- saldırı, büyüme, yayılma 3- batma, çıkma 4- yalınlık, çıplaklık 
DALAN: koridor, dehliz 
DALAŞ: Döğüş, karşılıklı saldırı 
DALAY: (Talay) Genişlik, ululuk, sonsuzluk mecaz eden, asıl anlamı , büyük deniz, okyanus 
DALBAY: 1- Vasi, ardına sığınılan kişi 2- Çuhadan yapılmış şapka 
Kırgızlarda- 3- avcı kuşları yakalamak için, tuzaklara bağlanarak bırakılan küçük kuş 
DALBOY: Vasi, ardına sığınılan kişi 
DALKILIÇ: birl. Dal/Kılıç mec. Zırhsız ve korunmasız 
DALKIRAN: Kırıcı, ayırıcı 
DAMLA: Su damlası , tane 
DANA: İnek yavrusu, iki yaşındaki genç inek 
DANİŞMAN: Müşavir, bilgi ve tecrübesine danışılan kişi 
DANSIK: (Tansık) Olağanüstü, fevkalade 
DARGA: Vali, üst düzey, bürokrat 
DARGUN: Alıngan, kırılan, narin 
DARI : 1- Bir tahıl türü 2- sıkı, sıkıntı, zorluk 
DARICA: 1- Darı gibi, darı niteliğinde mec. Bereketli 2- sıkı, sıkıcı, zorlu 
DARSIK: Öfkeli, hiddetli 
DARUKA : (Darga) Vali, yönetici, bürokrat 
DARULGAN: alıngan, nazlı 
DAŞKI: Taşkı, taşmış, dışarı çıkmış, dışarıda olan 
DAYAK: Değnek, baston, dayanılan nesne 
DAYANÇ: 1- Dayanak, destek, güven 2- Dayanma gücü tahammül 
DAYANGAN: Dayanıklı, metin 
DAYANGI: Köşe minderi 
DAYAR: Hazır, hazırlıklı 
DEBRET: Kımıldayış, devinim 
DAĞER: Kıymet, para, nafız 
DEĞERBİLİR: birl. Değer/Bilir Kadirşinas, vefalı 
DEĞERLÜ: Değerli, kıymetli 
DEĞİRMİ: Çevreli, yuvarlak, toparlak DEĞNEK: Dayanak, dayanılacak nesne 
DELİ: Usu gitmiş, azmış, dellenen, mec.gözü kara, yiğit 
DEMİR: Demir madeni 
DEMİRAĞ: Zırh, örgülü göğüslük birl. Demir/Ağ 
DEMİRDEN: Demir parçası 
DEMİRDÖĞEN: birl. Demir/Döğen mec. Acı kuvvet sahibi 
DEMİRGEN: 1- Demir, ham demir 2- temren, okun ucundaki demir parçası 
DEMİRHAN: birl. Demir/Han 
Şamanist gelenekte “ Maden Tanrısı” 
DENERİ. Dikkat, itina 
DENGİZİK: Denizcik, küçük deniz, göl 
DENİZ: Deniz, büyük göl 
DENLİ: Edepli, terbiyeli 
DEPEGEN: Tekmeleyen, iyi tekme atan 
DEPREM: Zelzele, sarsılma, kımıldama (Kişisel görüşüme göre bu ad çocuklara deprem sırasında yada 
deprem felaketi sonrası yaşanan, çileli günler sırasında doğan ve o günlerin anısına verilen bir addır.) 
DERİN: Derinlik…den mec. Olgunluk, bilgelik 
DERMEK: Dirilik, canlılık, bir arada tutmak 
DERNEK: Eğlence, toy, birliktelik 
DEVİN: Hareket, kımıldanış, davranış 
DEVRİM: Devirme, yıkma, devirip yerine geçme,..ihtilal 
DEYİM: Söyleniş, darbımesel 
DEYİŞ: Söyleyiş, şiirsel anlatım, ozan dili 
DIVRAK: Yakışıklı, alımlı, civan 
DİBEK: 1- Ağaçtan oyulmuş büyük havan 2- Yayık ağaç
DİK: 1-Yükseklik, yükseliş 2- kararlılık, yıkılmazlık, caymazlık 3- inat 
DİKEÇ: Sütun, dikil, dikilmiş 
DİKMEN: İnatçı, kararlı 
DİLEK: Dil ile istenen, dile getirilen istek, arzu, murat, dilek 
DİLER: Dileyen, dileyici 
DİLİM: kesik, bölüm, bölünmüş, biçimlenmiş 
DİNÇ: Zinde, sağlam, dirençli 
DİNLER: Terbiyeli, munis, muti 
DİP. Baht, talih 
DİPÇİN: 1- Bahtı açık 2- Sağlam, dayanıklı 
DİREK: 1- Dirilik, sağlamlık, ayakta kalmak 2- Temel, dayanak 3- Vezir,bakan 
DİREN: Direnç, karşı koyuş, dirilik 
DİRENÇ: Direnme gücü 
DİRENGEÇ: Destek, dayanak 
DİRGEN: 1-Dirilik,2- harmanda kullanılan demir çatal 
DİRİ: (diri, dirik, Tiri, tirik) Can, ruh, canlılık, canlı 
DİRİL: Can, ruh, tin 
DİRİM: Yaşam, sağlık, canlılık 
DİRLİG: Yaşam, hayat 
DİRSE: Derse, söylerse, konuşkan 
DİZİK: (dizi) Kolye, takı 
DİZLEK: Hazır cevap, konuşkan 
DODURGA: 1- Dolgun, doyumlu 2- doyuran, doyurucu 3- açık, net, berrak 
DOĞA: 1- Tabiat,doğallık, ortaya çıkış 2- Huy, yaradılış, fıtrat 
DOĞAN: 1- Soylu bir av kuşu 2- Doğmuş, olmuş, ortaya çıkan 
DOĞRU: Dürüst, yalansız, sözüne güvenilen 
DOĞRUL: 1-Doğruluk, dürüstlük 2- Ayakta duran, dirençli 
DOĞU: Güneşin doğuş yönü 
DOĞUÇ: Doğuş,doğma, ortaya çıkış 
DOĞUDAN: Doğulu, doğu yönünden gelen 
DOĞUŞ: Doğma, ortaya çıkış 
DOKUNAK: Dokunuş, değiş, mec. Ağır, mahsun,yürek sızlatan, yüreğe dokunan 
DOKUNÇ: Dokunak, hüzün 
DOKUZ: Dokuz sayısı, Türklerin en çok eskilerden beri uğurlu sayılarındandır 
DOKUZ ARKA: Dokuz/Arka (…Eski dönemlerde soyluluk gösterme ve belli etmesi açısından, bir kişinin 
babasından itibaren geriye doğru dokuz atasının sayılıp açıklanması..) 
DOLANDI: Dolanan, gezgin 
DOLU: 1-Bilgin, tecrübeli, öğretmen 2- Bütün, tam, eksiksiz 3, Şamanist gelenekte ve Alevi_Bektaşi 
gelenekte, içki, şarap 4- kısa süren, iri taneli yağmur 
DOLUN: Tam, bütün, eksiksiz 
Yakut Türklerinin eski bereket Tanrılarından 
DOLUNAY: Ayın on dördü, ayın en güzel hali DOMANİÇ: 1-Dumanlı bölge 2- Tümsek, engebeli arazi 
DONAT: Giyim, kuşam, zenginlik, cömertlik 
DOMURCUK: Gül, tomurcuk 
DONATMIŞ: Giydirip, kuşatmış, sevindirmiş, cömertlik göstermiş 
DONATUR: Cömert, eli açık, bağışlayıcı 
DONSUZ: Çıplak, fakir, varlıksız 
DORA: Doruk, zirve, şahika 
DORAN: (Duran) Diri, canlı, yaşayan 
DORU: 1- Doruk, zirve 2- Kara ile kızıl arası renk (At rengi) 
DORUK: Zirve, uç, şahika 
DOYMADUK: Doyumsuz, sevilmeye doymayan, doyulmayan 
DOYUM: 1- Doymak, tatmin 2- Ganimet, bereket 
DOYURAN: mec. Cömert, hayr sahibi, iyilik sever 
DÖĞEN: 1- Dövüşçü,döven 2- Ekin saplarını ezmeye yarayan, altında çakmaktaşı bulunan geniş tahta 
DÖĞER: 1- Döver 2- değer, kıymet 3- Kalın, enli bir ağaç 
DÖĞERLİ: Değerli 
DÖĞÜŞ: Dövüş, savaş, kavga 
DÖĞÜŞGEN: Kavgacı, savaşçı 
DÖKÜMHAN: birl. Böküm/Han 1- Dökmekten döküm 2- Düğüm, bağ 
DÖLEK: 1- Çok döl veren 2- Koyunun kuzuladığı yer 3- İtibarlı, saygıdeğer, maharetli 
DÖLEN: Muti, sevgi gösteren 
DÖNDER: (Döne, döndü gibi “dönmek” fiilinden türetilmiş, çocukları ölen ailelerin, yeni 
çocukları olduğunda kullandıkları adlardan) 
DÖNDÜ: Dönüş yapan (Reenkarnasyon) çocukları ölen ailelerin verdiği adlardan 
DÖNGEL: Saat 
DÖNGÜ: Dönüşüm, başa dönüş 
DÖNGÜN: Dargın, gönlü kırık 
DÖNMEZ: Kararlı, cesur, azimli 
DULAK: Dolu, olgun, tecrübeli 
DUMAN: 1- Sis, kırağı 2- ateşten çıkan gaz 
DUMLU: 1- dumanlı, sisli bölge 2- Soğuk ve ayaz alan yer 
DUMRUL : 1- Okun sivri ucu 2- Başı dumanlı, efkarlı
DURA: (Durak) 1- yaşam, hayat 2- Sağlamlık, dayanıklılık, kalıcılık 3- ev, yaşanılan yer, barınak (Bu ad, 
çocukları ölmüş ailelerin yeni çocukları olduğunda yaşamda kalıp uzun yaşaması ve sağlıklı olması dileğini 
içeren adlardandır ve çok eskilere dayanan bir gelenekle bu gün de sürdürülmektedir.Durak, Dursun, 
Durmuş, Durdu, Yaşar, Tokta, Tok, Toka, Toktamış, Turan vb. adlar da hep aynı psikoloji ve geleneğin 
ürünüdür. 
DURAK: (Dura) Yaşam, hayat 
DURAN: (Turan) Durucu, kalıcı, yaşayan, canlı 
DURCU: Durucu, kalıcı canlı 
DURDU: 1- Duran, kalıcı, canlı, yaşayan 2- Yaşam, hayat 
DURGAÇ: Durak, durulan, yaşanılan yer 
DURGUN: 1- Durulmuş, süzülmüş, arınmış 2- Sakin, sükuna ermiş, kendi halinde 
DURMUŞ: 1- Duran, yaşayan, canlı 2- Yaşam, hayat 
DURSUN: Durması, yaşaması istenen 
DURU: 1- saf, sade, berrak 2- Duran, durgun 
DURUK: Duru, durucu 
DURUL: 1- Sükun bulmak, huzura kavuşmak 2- Günahsızlık, arınmışlık 
DURULCA: Masum, günahsız 
DURULMAZ: Afacan, yaramaz 
DURULMUŞ: Tatminkar, sakin 
DURUM: Yaşam, hayat, süreğenlik, duruş 
DUVA: (Düve) 
DUVAK: Örtül kapanmış, gelin başı 
DUVAN: (Doğan) 
DUYAN: Duyucu, hissedici 
DUYAR: Duyarlı, hisli, duygulu 
DUYARI: Duyarlılık, hislilik 
DUYGU: His, duyum 
DUYUŞ: Duyum, hissediş, duyarlılık 
DUYUŞAN: Duyan, hisseden 
DÜĞÜN: (Töğün, Toygün) Toy günü, yemekli eğlence 
DÜŞ: Rüya, aniden ortaya çıkış 
DÜŞELGE: Pay, hisse 
DÜŞERGE: Miras, pay 
DÜŞÜNGÜ: Düşünerek üzülme, kafaya takma, üzülme, teessür 
DÜVE:1- Genç inek, dananın büyüğü 2- Döven, dövüşçüDÜVECİ: Dövücü, dövüşçü 
DÜVEHAN: birl. Düve/Han 
DÜVEN: (Döven) 
DÜYECİ: Dövüşçü, döğüşçü 
DÜZ: (Tüz) 1- Doğru, doğruluk, gerçek 2- Soy, kök, döl 3- Kural,kaide 
DÜZE: Düzen, uslup, tarz 
DÜZEN: Kural, kurallar bütünü 
DÜZGE: Süs, makyaj 
DÜZGÜN: 1- Düzülü, düzenli, muntazam 2- Gidişat, teamül 
E harfi ile başlayan isimler 
EBİN:(Evin) Tane, öz 
EBİNÇ: Refah, huzur 
EBİRİ: Erim, erdem, fazilet 
EBREK: Dayanıklı, sebatkar 
EBREN: 1- Evren, kainat 2- Felek, talih 
EBRET: Ayrılım, ihtilaf 
EBRÜK: Dayanıklı, sebatkar 
ECE: (Eçe) 
ECEVİT: 1- Çalışkan ,, aktif 2- haşarı, yaramaz 
EÇE: 1- Dahi, çok akıllı, çok zeki 2- Saygıdeğer, görgülü hanım 
EÇİNE: Doğru sözlü, sözüne güvenilir 
EDE: (Edi, Ata) Atalık, hatırı sayılan, sözü dinlenen kişi 
EDERKON: birl. Ede/Kon (Konmaktan can, ruh) 
EDGÜ: 1- İyi, güzel, hoş 2- Adil, adaletli 3- Eğitmen, öğretmen 
EDGÜDİ: 1- Eğitici, öğretici 2- İyi, ala 
EDİ: Eda, ata, saygıdeğer ulu kişi 
EDİGE: 1- İyi, iyi kalpli 2- öğretmen 
EDİK: Kısa konçlu çizme 
EDİL: (İdil,etil, atil) iyilik, güzellik 
EDİZ: 1- Kıymet, kıymetli 2- Yüksek, Yükselmiş 
EGE: (Eke,Öke)1- Dahi, çok akıllı 2- Egemen, sahip 3- Bakıcı, eğitici 
EGEMEN: 1- Hakim, sahip, kendinden başkasını dinlemeyen, buyrukçu 2- bilge kişi, dahi 
3- ağa, ağabey 
EGİT: Göz değmesi ve nazara karşı göz kenarlarına sürülen bir ot 
EĞBER: Eğri, eğrilmiş 
EĞİLMEZ: Gururlu, mağrur, dik başlı 
EĞİN: Eğirilmiş 
EĞİR: 1- Sarış, çeviriş, kuşatma 2- bükme, kıvırma 
EĞNEZ: Narin, zayıf, ince 
EĞREK: Sık, bol 
EĞRİ: Eğik, bükük mec. Saygılı, alçak gönüllü 
EĞRİM: Pınar, göze, küçük çağlayan 
EKE:1- Dahi, çok akıllı 2- Sahip, egemen 3- bakıcı, eğitici 
EKEÇ: Cana yakın ve çekici kız 
EKELİK: Deha, kıymet 
EKİM: 1- Ekin ekme eylemi 2- Yarım, ziraat 
EKİN: 1- Mahsul, tarla ürünü 2- tarlaya ekilip olması beklenen her türlü bitki 
EKİNCİ: 1-İkinci (erkek, ya da kız) 2- Rençber, çiftçi 
EKSÜK: Azlık, yokluk, yoksulluk 
EKŞİ: Eksi,eksik, azlık, yokluk 
EL: 1- İl, Ülke, Memleket 2- İlgi, bağlantı 3- Barış, Sukunet 4- Kolun, bilekten aşağısı 
ELA: (Ala) Renkli alacalı 
ELBAN: (İlban) Devletçi, devletine bağlı, sadık 
ELBİR: birl. El/Bir mec. Elbirliği, işbirliği, imece 
ELCEK: 1- Ekin biçme aracı 2- Munis, sessiz 
ELÇİK: Eldiven 
ELÇİ: 1- Devletine bağlı, devletçi 2- Devleti adına aracılık eden, haberci, temsilci 
ELÇİM: Demet, tutam 
ELÇİN: 1- Demet, bağ, buket 2- Ekin biçerken kullanılan bir alet 3- Devlet görevlisi, devletine bağlı 
ELDEK: 1- basiret, kabiliyet, eylem gücü 2- Yedek, elde bulunan 
ELDEM: 1-Alışkın, yetişkin 2- Sevimli, cana yakın 3- evcil koyun 
ELDÜZ: birl. El/Düz Yurtsever ELEZ: (Eliz)Arı,duru, temiz, munis, uyumlu 
Yakut destanlarında bekaret tanrıçası (Ulu Tuyun’un kızı) 
ELGAY: Yurtsever 
ELGİN: 1- Konuk, öncelik verilen kişi 2- Gurbetçi, yurdundan uzak 
ELGÖRMÜŞ: Gezgin, seyyah 
ELGÜN: Halk, avam, halktan kişi 
ELİBOL: Cömert, eli açık, sahi 
ELİK: Usta, eli yatkın 
ELİŞ: Usta, maharetli 
ELİTAŞ: Cimri, eli sıkı 
ELİTEZ: Becerikli 
ELKATMIŞ: birl. El/Katmış Ülke fethetmiş, algan 
ELKİN: 1- konuk 2- Yolcu 
ELÖVER: Yurtsever 
ELTUTAR: birl. 1- El/Tutar mec. Yardımsever, hayırşinas 2- Fatih, Algan 
ELVEREN: Olgunlaşan, yeterlilik kazanan 
EMÇİ: Doktor,eczacı 
EMEÇ: Amaç, gaye 
EMEK: 1- Gayret, cehd, zahmet 2- Güç, enerji 
EMEN: 1-Can, ruh, hayat 2- Ağaç dikmek için açılan çukur 3- meşe ağacı 
EMET: Sınır, mesafe 
EMGEK: Emek, zahmet, güçlük 
EMLEK: Duygulu, merhametli 
EMRE: (İmre) Düşkün, aşık, hayallerle yaşayan 
EN: (Yen)1- Derinlik, genişlik 2- Av 3-Kıyı 4- Arka
ENÇU: Sükun,huzur,ruh derinliği 
ENDEŞ: Eşit, müsavi 
ENEÇ: Meyil, meyilli 
ENİK: (enük, enek)Genişçe, yayık 
ENGİN: 1- Genişlik, derinlik, yayıklık 2- ufuk, ufuk çizgisi 
ENİCUK: Hısım, kavim- kardeş 
ENİŞ: (Enuş) 1- İniş, yokuşun karşılığı mec. Rahata ve huzura erme 2- Uçlarda, ekstrem 
ENKİŞ: Tecrübeli, deneyimli, olgun 
ER: 1- Olgun,olmuş, ergin, yetişkin erkek 2- Asker, çeri 
ERÇE: birl. Er/Çe…Erkeğe yakışır biçimde 
ERÇİN: Ülkenin idari bölümlerinden her biri (İl, ilçe, kasaba vb.) 
ERDEM: ( Ertem) Fazilet, bilgelik, yücelik, hünerlilik 
ERDEMÇİ: Erdem sahibi 
ERDEMLÜ: Erdem sahibi 
ERDEN: Er parçası, erden olma 
ERDİN: Ermiş, olgun 
EREK: Erişilmek istenen, ülkü, hedef 
EREKLİ: (Ereğli) Ereği olan 
EREM: Müjde, iyi haber 
EREN: 1- Olgun, 2- Hür, bağımsız 3- Din ile bütünleşmiş 
ERENTÜZ: birl. Eren/Düz 
T…Tuva ve Çuvaş Türklerinde, “Terazi Yıldızı” 
EREZ: 1- Erişilen, mutlu olunan 2- Cesur, gözü kara, dayanıklı 
ERGEN: Olgun, deneyimli 
ERGENE: 1- Güçlülük, egemenlik 2- Maden dağı 3- Dağlar arasındaki geçit 
ERGENEKON: 1- Maden dağı 2- Dağlar arasındaki yurt 
ERGİ: Eriş, olgunluk, deneyim 
ERGİL: 1- Bilgili, deneyimli, yetişkin 2- Savaşçı, cengaver 
ERGİN: 1- Ermiş, olgun, irfan sahibi 2- Savaşçı, cengaver 
ERGUN: 1- Yumuşak huylu kişi 2- Hızlı koşan at 3- Argun 
ERİK: Ermiş, olgun, bilge, filozof, becerikli 
ERİKEN: Ermiş, olgun, bilge 
ERİM: 1- Müjde, iyi haber 2- Felsefe, derin bilgi 3- Vade, zaman 
ERİNCİK: Mahçup, utangaç 
ERİNÇ: 1- Olacak, olması gereken, kaçınılmaz sonuç 2- Nimet, bolluk 
ERİŞ: Gaye, erişilmesi istenen 
ERİŞEK: Ülkü, gaye 
ERİŞEN: Ulaşan, vasıl olan 
ERİŞKİN: Olgun, kamil, ermiş 
ERK: 1- Güç, kudret 2- İktidar, erklik, hükümranlık 3- Bağımsızlık,egemenlik 
ERKE: 1- Egemen, güç 2- İşve, naz, cilve 3- Çekicilik, çekiciliği kullanma istek ve yeteneği 
Türk mitolojisinde, Ülgen’in dokuz kızından biri ve namus tanrıçası ERKELİ: Egemen 
ERKEM: Nazlım, işvelim, edalım 
ERKİ: 1- Güçlü, egemen, erke 2- Atik, çevik 
ERKİN: 1- Bağımsız, otorite tanımaz 2- Başına bıuruk, kendi bildiğini okuyan 3- Sürekli, süreklilik 
ERKİNDİK: Erkinlik, bağımsızlık, hürriyet 
ERKLİG: Egemen, kuvvetli, şevkatli 
ERKMEN: 1- Bağımsız, başına buyruk 2- Bekar, evlenmemiş 
ERLİK HAN: birl. Erlik/Han 
Şamanist gelenekte “Cezalandırma Tanrısı” 
ERMAN: 1- Erdemli, güç, mert 2- Kutsal, mukaddes 
ERMİŞ: Olgun, müdrik 
ERNEK: Küçük parmak, serçe parmağı 
ERSE: Ermesi, olgunlaşması istenen 
ERSİN: 1- Uzun ömürlülük dileği 2- Olgunluk, bilgelik dileği 
ERSÜ: Fazla, çok fazlalık 
ERTE: 1- Seher, şafak 2- Yarın, gelecek, sonraki, halef 
ERTEGİ: Destan, lejant 
ERTEN: Tan, şafak 
ERTİK: Meslek, sanat 
ERTİM: Olgun, erişkin, bilge 
ERTİN: 1- Mahsun, hüzünlü 2- Kendine yeten 
ERTİNGÜ: 1- Olağanüstü, fevkalade 2- Efsane, mit 
ERZENE: Doruk, zirve, en üst 
ERZİ: Veli, vasi, yönetici 
ERZİK: 1- Asıl, ana, temel 2- Soylu ve yiğit 
ESBOL: birl. Es/Bol …Çok zeki, çok akıllı (Usu-bol) 
ESE: 1- Mutluluk, sağlık 2- Yel, esinti 
ESELİK: Selam, selamet 
ESEN: 1- Sağlık, selamet 2- Yel, yumuşak yel 
ESENLÜ: Esenli, sağlıklı 
ESER: Esinti, yel 
ESİ: Yel, esinti 
ESİM: Esinti 
ESİN: 1- Esinti, yel 2- soluk, sağlık, nefes 3- İlham 
ESİNTİ: Yel, hafif yel 
ESİRGEN: 1- Arkadaş, dost, yaren 2- korunan, yakınlık duyulan 
ESİRGENÇ: Nazlı, nazenin 
ESİRKİŞ: Merhamet, acıma duygusu 
ESKİN: Yel, yel alan 
ESLEK: 1- Yumuşak başlı, uysal 2- Selam, selamet 
ESNEK: Uzayan, genişleyen, esen 
ESRİGÜN: birl. Esri/Gün…fırtına 
ESRİK: Mecnun, kendinden geçmiş 
ESRİMİŞ: Kendinden geçmiş 
ESTELİK: Yadigar, hatıra 
ESTİ: Yel, esinti 
EŞİM: Çalışkan, becerikli 
EŞİNGEN: 1- Çalışkan 2- Eşit, müsavi 
EŞİTGEN: İşitken, işiten, dikkatli 
EŞKİN: 1- Hızlı, atik 2- Dayanıklı, metin 3- Rüzgarlı bölge, rüzgar alan bölge 
EŞLİK: Dost, yaren, refik 
ETGÜ: 1- İyi, iyilik 2- Etki, şiddet 
ETİGE: Öğretmen, mürebbiye 
ETİL: İtil- idil 
ETİNGÜ: Olağanüstü, fevkalade 
ETİZ: Yüksek, ulu 
EVCİL: Evine bağlı, evcimen 
EVCİM: 1- Evcimen, evcil 2- İşgüzar, hamarat 
EVCİMEN: Evine bağlı 
EVCİMİK: Ekonomist, muktesit 
EVDEŞ: Hanım, erkeğin eşi 
EVGİ: İvedi, acele 
EVGİN: 1- Aceleci, telaşlı 2- Evcil, evine bağlı 
EVİN: Cevher, öz, nüve 
EVİRGEN: 1- Tedbir, tedbirli 2- Dönüşüm, çevirim 
EVREN: 1- Kainat 2- Ejderha, canavar 3- Baht, talih
EVRENSEL: Evreni kaplayan, evreni içine alan EYGİ: İyi, salih, temiz 
EYGİŞ: İyi kişi, iyi insan 
EYGÜ: İyi, iyice 
EYİN: Vücut 
EYİNÇ: Refah, mutluluk 
EYLEM: 1- İş, iş görme, çalışma 2- Etkileyici davranış 3- Durdurma, önünü kesme 
EYLETMEZ: Amansız, aman vermez 
EYLETÜR: İyilik sahibi, cömert 
EYLİK: İyilik, yardım, iane 
EYMEN : 1- Alçak gönüllü, mütevazı 2- Yardımsever, hayırşinas 
EYMÜR: (Eymir) İyilik sahibi, hayırşinas 
EYTEMİŞ: Güzel konuşan, tatlı dilli, hatip 
EYÜGE: İyi,iyice 
EZDİ: Ezen, ezici, baskıcı 
EZGİ: 1- İyi, iyilik, 2- Uyum, ahenk 3- Acı, üzüntü 4- Name, hoş sada 
EZGİN: Ezik, ezilmiş, acı çekmiş, mahzun 
EZİLGEN: Mazlum, zulüm görmüş 
EZİM: 1- Belirti, iz 2- Zorunluluk, mecburiyet 
EZİNÇ: 1- Belirti, iz 2- Ezginlik, mahzunluk 
G harfi ile başlayan isimler 
GALI:Kalın, Hediye, bağış, çehiz 
GALIN: Hediye, çehiz 
GAMAĞ: Bütünlük, bütün, tüm 
GARA: Kara 
GARACU: Sivil, resmi olmayan 
GARGILI: Kargılı, mızraklı 
GASPAK: Süslü, müzeyyen 
GAYIR: (Kayır) 1- Taraf, destek, kayırma 2- Lütuf, ihsan, hediye 
GAYURMUŞ: Kayırmış 
GAZAN: (Kazan) 1- Kazanma, kazanç, üstünlük 2- Kızgın, kızgınlı celallenmek 
GEÇE: Geçmiş, mazi, geçen 
GEÇEK: Geçit, köprü 
GEÇER: Geçeli, caiz 
GEÇGEL: Makbul, nafız 
GEÇGİL: Geçerli, makbul 
GEÇGİN: Geçmiş, kendinden geçmiş, feda etmiş 
GEÇİM: 1- Yaşam, dirlik 2- Anlaşma, uyuşma 3- rısk, yiyecek, nafaka 
GEÇİMLÜ: Munis, yumuşak huylu 
GEÇİMLÜK: Geçinmek için gerekli olan 
GEDEK: 1- Görev, vazife 2- Oyuk, kırılıp, yıkılarak açılan yol 
GEDİZ: Su birikintisi, gölet 
GEGEZ: Mümkün, uyumlu 
GEĞİN: Set, şiddetli 
GELBERİ: Ocaklardan,ateş çekmek için kullanılan ucu eğri demir çubuk 
GELDEÇ: Gelecek, ati, istikbal 
GELEK: (Gelik) halef, sonraki 
GELGEÇ: Geçici, kalıcı olmayan 
GELGEL: Çekim, cazibe 
GELDİ: Gelecek, istikbal 
GELİN: Gelen, dışarıdan içeriye gelen 
GELİNCİK: Kır çiçeği 
GELİK: Halef, sonraki 
GELİKLİ: Halef 
GENCE: (Gençek, genç) Taze, yavru, genişleyen, gelişen 
GENEŞ: Müşavere, meşveret 
GENGŞİ: Cengşi, mucize 
GENİŞ: Yaygın, enli, engin 
GENSU: birl. Gen/Su Deniz, büyük göl 
GER: 1- Söz verme, ant içme, bağlama, anlaşma, birleşme 2- Vahşi hayvan yavrusu 
3- Dev, devasa 
GERAY: birl. Ger/Ay Uygun, münasip, layık 
GERAYHAN: birl. Geray/Han Kırım hanlığının kurucusu ve ilk hanı. Daha sonra gelen hanlar bu adı, birer 
unvan olarak kullanmışlardır. 
GEREZ: Dilber 
GERGÖZ: 1- Zabit, zabıta 2- Geyik gözü 
GERİM: 1- Yön, cihet 2- Hicap, utangaçlık 
GEYİK: (Geyük) Yabani, vahşi, yabancıl 
GEZ: 1- Nişan, işaret 2- Giz, sır 
GEZGİN: Seyyah 
GEZGİNSU: birl. Gezgin/Su …Irmak 
GEZLER: Nişancı, iyi atıcı 
GIYIN: Gamze, çukur 
GİCİK: Taze, hoş, sevimli 
GİDİK: Uç, kenar, sınır, limit 
GİRAY: Uygun, layık 
GİRGİN: Girişken, müteşebbis, cana yakın 
GİRİK: Girişken, müteşebbis 
GİRİŞKEN: Girgin 
GILAV: Teşvik, destek 
GILIG: (Kılık) Huy, yaradılış, tabiat 
GIRGIÇ: Çalışkan, aktif, faal 
GİRÇEK: 1- Gerçek, hakikat 2- Bağlı, sadakatli 
GİRTİNE: İman, inanç 
GİZ: Sır, Gizlilik 
GİZEM: Sır, esrar 
GİZLENÇ: Hazine, define 
GONÇA: Bahşiş, hediye 
GORAL: Kısmet, nasip 
GİCİK: Minyon, sevimli 
GÖCEK: Taze, hoş, güzel 
GÖÇELGE: Konup göçülen yer 
GÖÇER: Göçmen 
GÖÇMEN: Muhacır 
GÖÇÜNCÜ: (Göçküncü) Geçici, fani 
GÖĞEN: Gök rengi, maviye çalan, mavileşmiş 
GÖĞKUTLUĞ: birl. Gök/Kutlu 
GÖĞNÜK: 1- Yanmış, kavrulmuş 2- Mavi, maviye kaçan 
GÖK: 1- Tanrı, Tanrıdan..Tanrısal, kutsal 2- Mavi ,Gök rengi 3- Yer üstü, gökyüzü 
4- Ezel-ebet, başsızlık ve sonsuzluk 5- Güzellik, göz alıcılık, üstünlük 
GÖKBEN: 1- Tanrıdan gelen, gök parçası 2- Masmavi 
GÖKBÖRİ: birl. Gök/Böri Tanrısal kurt..(Bozkurt) 
GÖKBÖRİ: birl. Gök/Böri (..Bazı kaynaklarda “Bozkurt” olarak da geçer.) 
GÖKÇE: Güzel, zarif, çekici, gözalıcı 
GÖKÇEK: Gökçe, çekici, güzel 
GÖKÇEL: Mavimsi, maviye çalan 
GÖKÇELİ: Güzel, Yakışıklı 
GÖKÇEN: Gökçe, güzel, alımlı, dilber 
GÖKÇİL: 1- Gökten gelen, göksel 2- Mavi, maviye çalan 
GÖKÇİN: Mavi 
GÖKLEN: Ulu, mübarek 
GÖKMEN: Tanrısal, Tanrıdan gelen 
GÖKTÜRK: birl. Gök/Türk Tanrıdan kut almış. Kutsanmış Türk…(Tanrısal Türk, 
Tanrı tarafından gökte yaratılıp, yeryüzüne yollanan Türk) 
GÖL: Göl, deniz mec. Ululuk, geniş gönüllülük 
GÖLEĞEZ: birl. Göl kenarında yetişen bir su çiçeği 
GÖLET: Küçük göl, gölcük, yapay göl 
GÖMEÇ: Kuyuda (Toprak fırında pişirilen ekmek) 
GÖMEK: Kömek, yardım, inayet 
GÖMÜÇ: Hazine, define, mücevher 
GÖNDEM: İtaatkar, muti, sadık 
GÖNDER: Mızrak, direk 
GÖNE: Onur, iftihar 
GÖNEN: 1- Feyz 2- Onur, iftihar 3- Bolluk, bereket 
GÖNENÇ: Açık, talih, mutluluk, iftihar 
GÖNÜL: 1- Can, ruh, duygu merkezi 2- Kalb, vücudun kan pompası 
GÖNÜLDAŞ: Gönül birlikteliği, aynı inanç, duygu ve düşünceleri paylaşıp 
savunan bireylerin her biri 
GÖRCEĞİZ: Ufuk çizgisi GÖRÇEK: Ufuk, ufuk çizgisi 
GÖRÇÜM: Geçici, fani 
GÖREGEN: Görgülü, görüp geçirmiş, deneyimli 
GÖREK: Görüntü, peyzaj, manzara 
GÖREZ: Meltem, hafif yel 
GÖRGÜ: Terbiye, muaşeret 
GÖRGÜÇ: Dürbün 
GÖRGÜLÜ: Terbiyeli 
GÖRGÜN: Görgülü, deneyimli 
GÖRK: İhtişam, olağanüstü güzellik ve çekicilik, ihtişam, debdebe 
GÖRKEM: İhtişam, debdebe, heybet, olağanüstülük 
GÖRKEN: Hürmetli, Hürmete layık 
GÖRKLÜCE: İhtişamlı, heybetli, yakışıklı, güzel 
GÖRKLÜĞ: Çok güzel, çekici, ihtişamlı 
GÖRÜMCÜK: Görülmesi, ilgilenilmesi gerekli olan 
GÖRÜK: Gözetleyici, casus 
GÖRÜN: Görüntü, Açıklık, netlik 
GÖRÜNDÜK: Aşikar, gizlisiz, saklısız 
GÖVEL: Gök rengini almış, göğe ermiş 
GÖVERİ: Yeşermiş, gururlu 
GÖVEZ: Mağrur, gururlu 
GÖY: Taze, genç 
GÖYMEN: Yanık, yanık tenli 
GÖYNÜK: Yanık, kavrulmuş 
GÖZ KAMAN: birl. Göz/Kaman Gözde, seçkin, göz kamaştırıcı 
GÖZAL: Göz alıcı, farklı, seçkin, el üstünde 
GÖZBAY: birl. Göz/Bay Sihirbaz 
GÖZBAYCI: Sihirbaz, illüzyonist 
GÖZDE: Beğenilen, göze girmiş, el üstünde tutulan, emsallerinden daha üstte bulunan 
GÖZE: (Gözek, Köze) Kaynak suyu, menbaa 
GÖZEBE: Tahmin, beklenti 
GÖZEGER: Çekici, cazibeli 
GÖZEGÜ: Gözde, çekici 
GÖZEĞEN: Ufuk, ufuk çizgisi 
GÖZEĞİR: birl. Göz/Eğir Çekici, cazip, göze hoş gelen 
GÖZEK: Göze 
GÖZEN: Cazibeli, çekici, göze hoş gelen 
GÖZERİ: Dürbün 
GÖZGEÇ: Ayna 
GÖZGÖR: Ayna 
GÖZGÜ: Ayna 
GUNA: Kına 
GONCUK: (Göncük) Kısa gün, kış günü 
GUR: (Gür,Kür) 1- Şiddet, kızgınlık, öfke 2- Ateş, ateşlilik 
GURSAÇTI: birl. Gur/Saçtı (Kızgın, celalli, hiddet ve öfke saçan) 
GUVA: Geyik 
GUYUK: Canavar, ejderha, vahşi ve yırtıcı hayvan 
GUYULDAR: Uyumlu, ahenkli, geçimli 
GUZ: 1- Güzel, çekici, yakışıklı 2- Oğuz 
GÜCENİR: Alıngan, mahçup 
GÜCENMİŞ: Alıngan 
GÜÇ: (Güçü, küç, küçlük) Enerji, kuvvet 
GÜÇEYÜ: Çok güçlü, yenilmez 
GÜÇLÜK: Güç, zorluk, meşakkat 
GÜDEK: Güdülenme, motivasyon 
GÜDER: Murat, emel, beklenti 
GÜDÜL: 1- Saç üzerinde pişirilmiş mısır ekmeği 2- Kısa, kalın 3- Gözü pek 
GÜDÜR: Hayal, kurgu 
GÜLEÇ: Güler yüzlü, mütebessim 
GÜLEGEN: Güler yüzlü, mütebessim 
GÜLEK: 1- Handan, mütebessim 2- Gölcük, küçük göl 
GÜLEN: Mutlu, mütebessim 
GÜLER: Mütebessim, güler yüzlü mec. Talihi açık 
GÜLESİN: Mutlu, sıkıntısız, tasasız olma dileği 
GÜLGÜN: Gülen, mütebessim 
GÜLSÜN: Mutlu, sıkıntısız olma dileği 
GÜLÜK: Gülen, mütebessim GÜLÜMSER: Mütebessim, sevimli 
GÜMÜL: Demet, buket, deste 
GÜMÜŞ: Gümüş madeni 
GÜN: Güneş, gündüz, afitap 
GÜNANA: birl. Gün/Ana 
Sogay Türklerinde eski dönem, güneş tanrıçası 
GÜNÇE: Güneşlik, şemsiye 
GÜNÇEK: Güneşlik 
GÜNÇÜ: 1- Güneşe benzeyen, güneş gibi 2- Güneşi seven 
GÜNDAŞ: Gün/Daş ..Aynı güneşi paylaşan, gün ortağı 
GÜNDEM: Ağır başlı, mülayim 
GÜNDEN: El üstünde tutulan, revaçta.. 
GÜNDER: birl. Gün/Der (..Derlemekten..) 
GÜNDÖNDÜ: birl. Gün/Döndü bir çiçek türü 
GÜNDÜ: Gündüz, gün ortası 
GÜNDÜZ: Gün içi, gün ortası, güneşli gün 
GÜNEŞ: Güneş 
GÜNEY: (Küney) Güneşe bakan, güneş gören 
GÜNGEN: Takvim, vakit 
GÜNGÖR: birl. Gün/Gör “mec. Bahtı açık olsun, mutlu olsun” 
GÜNGÖRMÜŞ: birl. Gün/Görmüş “mec. Deneyimli, dolu yaşamış 
GÜNLÜK: Güneşlik, şemsiye 
GÜNTÜLÜ: birl. Gün/Tülü (…Gündüz düşü) 
GÜNÜÇ: Nafaka, günlük 
GÜNYELİ: birl. Gün/Yeli ..doğudan gelen yel, doğu rüzgarı 
GÜR: (Kür) 1- Sağlam, sıkı 2- Sık, yoğun 3- Yiğit, korkusuz 
GÜRBOĞA: (Kürboğa) birl. Gür/Boğa 
Türkistan’ın Araplarca işgal edildiği dönemlerde, özellikle o sıralarda 
Genel vali olan, “ İbni-kuteybe” adlı çapulcuya karşı, kahramanca direnen ve her 
defasında 
Yeni direnişler örgütleyerek, Türkleri işgallere karşı uyanık ve diri tutmaya çalışan bir Türk beyi 
GÜRBÜZ: Sağlıklı, kuvvetli, dayanıklı 
GÜRE: Güç, enerji 
GÜRELİ: 1- Enerjik, çalışkan 2- Haz, doyum 
GÜRGEN: Bir ağaç türü 
GÜRÜZ: (Gürz) Topuz 
GÜVEN: İtimat 
GÜVENÇ: Güvence, garanti 
GÜYÜK: Canavar, vahşi hayvan 
GÜZ: Sonbahar 
GÜZEL: (Gözel) Yakşı, alımlı, çekici, göze hoş gelen 
GÜZEY: 1- Taze, körpe, yeni 2-Destek, fırsat 3- Sonbahar 4- Kuzey yönü 
GÜZİN: (Güzün) Güz vakti, güz vaktinde doğan 
GÜZLEK: Güz döneminde kalınan yer 
H (K Türkçe’de H harfi yoktur) harfi ile başlayan isimler 
Türkçe’de h harfi yoktur. Ancak zamanla “K” harfi ile başlıyan bazı kelimeler H harfi ile başlamıştır.
HAN:1- Devlet başkanı 2- Kağana bağlı, özerk devlet başkanı 3- beylik başkanı, yönetici 
HANIM: 1- Han’ın dişisi 2- Soylu kadın 3- Han’ın evdeşi (Hatun) 4- Türk töresinde, kadınlara 
olan saygıyı ifade eden genel bir sıfat 
HANLI: Yurttaş, Bir Han’a bağlı kişi, Bağımsız bir devletin mensubu 
HATUN: (Katun) 1- Kağan’ın evdeşi, kraliçe 2- Saygı duyulan, görgülü hanım 
Türkçe’deki, kadın sözcüğü buradan gelir. 
HOMAR: (Humar) Yakışıklı, çekici, güzel, süslü, fiyakalı 
HUN: (Kul) Koyun, koyunlu 
HUŞ: Bir çam ağacı türü I harfi ile başlayan isimler 
IDAÇU: Muhafız, koruma 
IDUĞ: (Iduk) Kutsal, tanrısal 
IĞAÇ: 1- Ağaç, ağaçlıklı bölge 2- Fersah 
IĞAR: Kıymetli, ağır 
IĞDIR: 1- İyi, hoş, hoşluk 2- Yetkin, ehil 
IĞIRCIK: Fecir 
ILAÇIN: Laçin, şahin kuşu 
ILANKU: 1- Kıvrak, atletik 2- Ulu, Ululanmış, yüce 
ILDIR: 1- Ürküt, ürkütücü 2- Berk, sert 
ILDIRIM: Yıldırım, berk 
ILDUZ: Yıldız, necm 
ILGAR: 1- Gayret, cehd 2- Atın, dört nala gitmesi hali 
ILGAT: Kapalı, müphem, belirsiz 
ILGIM: Serap 
ILGIN: Hoş kokulu bir bitki 
ILGIT: Ilık, tatlı, sakince, yumuşakça 
ILICA: 1- Ilımlı, ılık, ılıkça 2- Yunak, hamam 
ILIK: Soğukla sıcak arası 
ILIMAN: 1- Ilık, ılık hava 2- Uyumlu, sakin, mutedil 
ILKI: 1- At yavrusu 2- At sürüsü 
ILKICI: At çobanı 
IMIRGI: Taze, körpe 
IMRAĞ: (Imrak, İmre, Emre) Aşık, şayeste, geçkin 
INAÇ: Yar, canan 
INAK: 1- Han ve Kağanlara yakın olan kişi “Hasbey” 2- Gamsız 3- Canan, yar 
IRAZ: (Irıs, uraz) 1- Baht, talih, mutluluk 2- Cesaret, gözü pek olma 
IRGA: Talihli, şans, şanslı 
IRIM: 1- Büyü, efsun 2- İçinden su akan toprak, arazi 
IRLAYU: Irlayan, yırlayan, akarak uzaklaşan, ırmak 
IRMAK: Akarsu 
ISIK: (Issıg-Issık) Isı, sıcaklık, hararet 
ISIYEL: birl. Isı/Yel…meltem 
ISRIK: Okşayıcı, sarıcı, ısıtıcı 
ISSIK: Isık, ısı 
ISSIZ: Soğuk, tenha, cansız, kimsesiz 
ISTIK: Sıcak, ılıman 
IŞBARA: 1- Çalışkan, hamarat 2- birl. Isı/Bora 
IŞIK: Aydınlık, nur 
IŞIL: Yarul, nur, ziya, ışık parıltısı 
IŞILTI: Işık parçası 
IŞIN: Güneş parıltısı, ışık parıltısı, yansısı 
IYIŞ: Armağan, hediye, ihsan 
i harfi ile başlayan isimler 
İBAR: Parfüm, koku, misk 
İÇ: 1- Öz, görünmeyen yan, bir nesnenin öz yapısı 2- İçerde kalan kısım, iç kısım 
İÇBUYRUK: birl. İç/Buyruk 
Saraylardaki iç hizmetle görevli kişi 
İÇEN: (İçin) İçli, duygusal 
İÇER: İçeride, kapalı, mahfuz 
İÇERGE: (İçergu) İçten, samimi 
İÇGE: İçeri, içerde, dahili 
İÇGELİK: birl. İç/Gelik ..İçten gelen, doğal davranış, samimiyet 
İÇGER: İçe alan, içe bağlayan, tabi kılan 
İÇGİN: İçli, içten, samimi 
İÇİGEN: 1- İç geçiren, içli 2- Sabırsız, aceleci 
İÇİK: 1- İçli, duygulu 2- İçerde, dahilde, devlete tabi İÇİM: 1- Duygu, hassasiyet 2- Yudum, yudumluk 
İÇİNGİR: İçli, hassas 
İÇİT: İçilecek nitelikte, içimi güzel 
İÇKUR: Savaş meydanı 
İÇLEK: İçli, narin, hassas 
İÇLİ(K): Duygulu, hassas 
İÇTEN: Samimi,açık, dürüst 
İÇTENLÜK: Samimiyet 
İDE: (Ede, İdi) Ululuk, nüfuz, kudret 
İDEGE: Ulu, nüfuz sahibi, edici, yapıcı 
İDEGER: Eder, yapar 
İDEKLİ: Yapıcı, edici, güçlü 
İDER: 1- İzci, takipçi 2- Yapan, yapıcı, edici 
İDGÜ: 1- İyi, güzel 2- Tanrısal, mübarek 
İDİ: (İdik) 1- Tanrı, rab, sahip, efendi 2- Tanrısal, Tanrıdan gelen, mübarek, kutlu 
İDİKUT: birl. İdi/Kut…Kut sahibi, Tanrıdan gelen, Tanrıya yakın, Tanrıya benzer, Tanrı tarafından 
görevlendirilmiş vb. anlamları içeren ve Uygur kağanlarının büyük çoğunluğunun kullandığı bir unvan 
İDUK: İdi, Tanrısal, mübarek 
İGAN: Yıkan, yıkıcı, deviren 
İGİT: 1- Yiğit 2- Bakıcı, eğitici 
İĞDİ: (İğdir) Yetkin, ehil, iyice 
İĞREK: Saf, temiz, duru, arı 
İĞSEN: Kayıtsız, ilgisiz 
İĞSİZ: Salim, selametli 
İKİNÇ: İkinci 
İKİZER: İkizlerden her biri, benzer 
İKŞİT: Yürekli, bagatur 
İL: 1- Doğuş, oluş, oluşum 2- Bitişme, bütünleşme, doku 3- Devlet 4- Yurt, yer, konak, memleket,diyar 
5- Halk, ahali, insan topluluğu 6- Barış, sulh 
İLAÇAN: birl. İl/Açan ..İl almış, fatih, algan 
İLAÇİN: Laçin, şahin 
İLBAY: birl. İl/Bay .. Vali, bakan, beylerbeyi 
İLBEY: birl. İl/Bey 
Otmanlılar döneminde asker toplayıp, onların eğitim ve lojistiğini sağlayan kişilere 
verilen bir unvan 
İLBİ: Büyü, sihir 
İLBİLGE: birl. İl/Bilge ( Devlet yönetiminde bulunmuş ve devlet tecrübesi olan) 
İLBİLİG: 1- Devlet bilgisi ve deneyimi 2- Devlet arşivi 
İLBİLMİŞ: birl. İl/Bilmiş Yurtsever, yurduna bağlı 
İLÇİ: Devlete hizmet eden, devletin hizmetinde olan
İLÇİN: Devlet görevlisi, devlete iş gören 
İLDAŞ: Yurttaş, hemşehri 
İLDEM: Pişman, nadim 
İLER: Oluşum, bitişim 
İLEY: Civar, etraf 
İLGEN: Kanıt, delil, ispat 
İLGERÜ: 1- İleri, ileride 2- Doğu, doğudan 3- Bolluk, refah 
İLGEZDİ: birl. İl/Gezdi, Gezgin, seyyah 
İLGEZER: birl. İl/Gezer, Gezgin 
İLGİ: Bağlantı, bitişim, alaka, özen 
İLGİK: Barışsever, barışçı 
İLGİNÇ: İlgi çeken, ilgi duyulan,enteresan, sıra dışı 
İLGİR: Barışçı, barışsever 
İLGÖRMÜŞ: birl. İl/Görmüş, Gezgin 
İLGÜ: Amaç, hedef 
İLGÜY: Nazlı, nazenin 
İLHAN: birl. İl/Han…Bölge Hanı, Kağanlığa bağlı özerk han 
İLİDİ: Yarar, fayda 
İLİG(ğ): 1- Ünlü, tanınmış, meşhur 2- İlk, birinci, başlangıç, ortaya çıkış 
İLİK: İlk, birinci, önce 
İLİNGİ: Devletine bağlı, devletinin hizmetçisi 
İLİŞ: Bitişik, yakın 
İLK: Başlangıç, doğuş, çıkış, öncelik 
İLKE: (Ülke) Kurucu, yapıştırıcı, oluşturucu..(Günümüz Türkçe’sinde,”prensip, düstur” anlamında) 
İLKİ: ilk, ilkin, birinci 
İLKİN: Birinci, öncelikli 
İLKUŞ: birl. İl/Kuş Kartal türü bir avcı kuş İLLİ: Bağımsız, özgür, devleti olan 
İLMEN: Devletç devletine sadık 
İLSİRET: birl. İl/Siret ..Düşmanın devletini yıkıp, esir eden, devletsiz bırakan 
İLTEMİŞ: birl. İl/Demiş ..Yurtsever 
İLTER: Yurt koruyucusu, yurduna sahip çıkan, yurtsever, yurdunu toparlayan 
İLTERİM: birl. İl/Terim 
İLTERİŞ: birl. İl/Teriş, Yurdunu ve budunu derleyip, toparlayan, bir aya getiren ve yücelten 
İLTÖRE: birl. İl/Töre, ..Devlet geleneği 
İLTUTMUŞ: birl. İl/Tutmuş, Algan, fatih 
İLUN: 1- Ulu,yüce 2- Soylu 3- Genç, cıvan 
İLYIĞDI: birl. İl/Yığdı, Algan, fatih 
İME: Em, çare, derman 
İMEÇE: Birliktelik, emek ortaklığı 
İMEN: 1- Emen, can, ruh 2- Kayın ağacı 
İMER: Hayırsever, iyilik sahibi 
İMGE: 1- İyi, yararlı 2- İz, belirti 3- Tasavvur, zihinsel sembol 
İMİŞÇİ TUNGATAR: birl. İmişçi/Tunga/Tar..Kaplanlarla dövüşen cesur kişi 
İMRAG (imrağ-İmrak): Aşık, derviş, dost 
İMRE (Emre-İmrağ): 1- Ağabey,ağa 2- Beylerbeyi 3- Aşık, derviş, dost 
İMREN: İmrenmekten…imrenilen, iç geçirten 
İNAK: 1- Kardeş, kardeş çocuğu 2- Han ve beylerin en güvenilir adamı ve yardımcısı 
İNAL: 1- Soylu, Kağan yada Hanların ana tarafından akraba 2- Anası Kağan yada Han soyundan olup 
babası kara budundan, halktan olan kişi 3- Avrupa’daki, kont, baron vb. unvanların Türkçe’deki karşılığı 
4- Emin ve güvenilir kişi 
İNALÇIK: Küçük İnal 
T…1- Uygur kağanlığı dönemi bey ve komutanlarından 2- Haverezmler devleti bey ve 
İNAN: İman, inanç 2- Kural, akide 3- Emniyet, güvenlik 
İNANGU: İnanılan, güvenilen, mutemet 
İNANIR: İmanlı, inançlı 
İNCE: Hafif, yeğni, nazik 
İNCESEN: Huzur ve güvenlik, sükunet 
İNCİ: (Yinçi, yinçgü) 1- işve, naz,eda 2- Sessizlik, ıssızlık 3- İstiridye türü deniz 
kabuklusundan çıkan tane, takı 
İNÇGÜ: İnce, narin 
İNER: İnmek…den mec. Alçak gönüllü, mütevazı 
İNERBAŞ: birl. İner/Baş mec. Alçak gönüllü 
İNİ: Kardeş, karındaş,kayın birader 
İNİSİ: Küçük erkek kardeşi 
İPAR: Parfüm, misk 
İPEK: (Yipek) İpek böceğinin ipeği (İp…kökünden) 
İRÇİ: 1- Yırcı, halk ozanı 2- İr.ik, iricik 3- Yirçi, yerci, toprak sahibi 
İRÇİK: 1- İricik 2- Er, küçük er 
İREN: 1- Sert, katı2- Araç, vasıta 3- Ürek, yürek 
İRENÇİN: 1- Bağımsız, başına buyruk 2- Güçlü, dayanıklı 
İRGE: 1- Yırlama, söyleme, okuma 2- Ergin, olgun 
İRGİN: (İrge) Uygurlar ve Karluklar dönemi memuriyet unvanlarından 
İRİK: Sert, katı, iri 
İRİM: Müjde, iyi haber 
İRİS: 1- Kurtuluş, hürriyet 2- Iras, ıraz 
Türk mitolojisindeki tanrıça adlarından “kötü ruhları kovup, tamuya gönderen tanrıça” 
İRKİL: 1- Ululuk, heybet, cesaret 2- Aksakal,kam, baksı 
İRKİN: Olgun, bilge, ulu 
İRKİT: Ürküt, ürkütücü, heybetli 
İRKLİ: 1- Güçlü, muktedir 2- Yüksek dereceli memur 
İRNEK: (Emek) Serçe parmak 
İRŞİ: Peri, peri kızı 
İRTEGÜN: birl. Erte/Gün Sabah 
İRTEM: 1- Erdem, fazilet 2- Marifet, hüner 
İRTİŞ: Hüner, hünerlilik 
İRTÜK: Değer, kıymet 
İSEN: 1- Esen, yel, rüzgar 2- Doğa, tabiat 3- Açık, net, sahih 
İSTEK: İsteyiş, arzu 
İSTEM: İrade, dileme erki 
İSTEMİ: İstem, irade, dileme ve buyurma erki 
İŞBARA: (iş, devinme, davranma) Bara /Var, varlık) birl. İş/Bara 
İŞÇEN: İşgüzar, hamarat 
İŞGÜN: (İçgün) Kızıl yapraklı bir yayla çiçeği İŞİM: (İçim) İçtenlik, samimiyet 
İŞİTGEN: İşitici, dinleyici,öğüt dinleyen 
İŞLEK: 1- İdmanlı, eğitimli 2- İşgüzar, çalışkan 
İTBARAK: birl. İt/Barak (Barık, baraka) 
Türk mitolojisinde adı geçen köpek 
İTGÜÇİ: İteleyen, itici, yapıcı, destekçi 
İTİK: Yetik, yetkin, uzman 
İTİMGEN: İteleyen, itici, destekçi 
İTMAÇ: Alet, edevat, takım 
İTMİŞ: (Etmiş) Yapıcı, uzman, uzmanlaşmış 
İVECEN: Aceleci, telaşlı 
İVGİN: (Evgin) Ateşli, sabırsız, telaşlı 
İYBA: Utangaç 
İYE: Güç, kudret, erklik, sahip olma 
İYEUZA: birl. İye/Uza, Güçlü, egemen ve uzman 
İYİ: İyi, yararlı ve uğurlu 
İYİK: 1- İyi, uğurlu 2- Heves 
İYİM: 1- Güzellik,hüsn-i niyet 2- Dost, canan, yaren 
İYİMSER: Olayları iyi gözle gören ve yorumlayan 
İYNEM: Dost, ahbap, yaren, canan 
İZ: Basma, ezme, sıkıştırma, kesmek, yarmak…bildiren kökten; yarık, yara, kalıntı, belirti 
İZGİ: (İZGÜ) 1- İyi,kutlu 2- Akıllı, zeki 3- Adil, adaletli 
K harfi ile başlayan isimler 
KAAN:(Kagan) Kagan sözcüğünün Moğol ağzındaki söylenişi 
KABA: Büyük, iri, şişkin 
KABAK: 1- Kapalı, kabuklu 2- Kabarık 
KABAL: Kapalı, zindan, mahpus 
KABAMIŞ: Kapalı, güçlü, mahfuz 
KABAN: 1- Kapan, kapıcı 2- Kabarık, asi, isyankar 3- Dik yokuş 
KABAR: 1- Kabarık, asi, kabadayı 2- Kapan 
KABARTU: Şişik, kabarık, kabarcık 
KABIŞ: Kavuş, kavuşma, birleşme, toplanma 
KACIR: Kaçır, kaçırıcı, korkutucu, ürkütücü 
KAÇ: (Kaçı, kaş) Kaçan, koşan 
KAÇAĞLI: Kaçaklı, kaçıcı, koşucu 
KAÇAN: 1- koşan, kaçan 2- Vakit, saat, vade 
KAÇGAR: (Koçgar,kaşgar) 1- Koç gibi, koç yiğit 2- koç başı 
KAÇIR: Kaçıran, kaçırtıcı 
KAÇIRA: (Kaçır) 1- Kaçıran, ürküten 2- Çalışkan, aktif 
KAÇMAS: 1- Kaçmaz, ürkmez, korkmaz 2- Evcil, munis 
KAÇUT: 1- Savaş, dövüş 2- Kısa mızrak, kargı 
KADAGAN: Buyruk, ser, emir, komut 
KADAK: (Katak,Katık) 1- Katı, sert 2- Mıh, çivi 3- Armağan, hediye 
KADAŞ: Arkadaş, yaren, yakın 
KADIR: (Katır) mec. Güçlü, dayanıklı, metin, inatçı
KADIRCA: Katır gibi 
KAGI : (KAKI) Öfke, şiddet 
KAĞAN: İmparator, hanların hanı 
KAĞANLI(G) : İmparatorluk, imparatorluğa mensup olma 
KAĞBA: Koruyucu, muhafız 
KAKIĞAN: Öfkeli, gözü kara 
KAKINÇ: 1- Kılıç ve kargı hamlesi 2- İhtar, ikaz 3- Hiddet, öfke 
KAKIZ: Gözü pek, hiddetli 
KAKŞA: Seri, aceleci, hızlı 
KAKUMAKLU: Gazaplı,şiddetli 
KAL: Ulu, saygıdeğer, hatırı sayılır 
KALABA: 1- Ulu, saygıdeğer 2- Sayıca çok, kalabalık, bolluk 
KALAKLI: Ulu, yüksekte 
KALANÇA: Bakiye, arta kalan, artık 
KALÇAV: Şakacı, nüktedan 
KALDUN: Kalan, artan, bakiye KALGAN: (Kalkan) Ok, kargı, kılıç gibi savaş aletlerine karşı koruma sağlayan siperlik 
KALGAY: Veliaht, şehzade 
KALIN: 1- Sert, dayanıklı 2- Mal, servet, varlık 3- Çeyiz 4- Yararlılık, fayda 
KALINGU: (Kalın) Kalıng, güçlü, dayanıklı 
KALISIZ: Şüphesiz, kararlı 
KALMUK: Güç gösterisi, güçlülük, kabadayılık 
KAM: Şamanist gelenekte, ulu kişi (Hekimlik, filozofluk, büyücülük, duacılık dahil olmak üzere, oba ya da 
oymakların, her türlü sorunuyla ilgilenen kişi) 
KAMALAG: Sedir ağacı 
KAMAN: 1- Kuman, kumanlı 2- Gözü kara, cesur, aman vermeyen 
KAMAŞIG: Melez, karışmış 
KAMAZ: Sarsıcı, sallayıcı,ürkütücü 
KAMÇI: Kırbaç 
KAMDU: Para yerine geçen eşya, emanet 
KAMŞAT: Şaşırtıcı, ürkütücü 
KAMU(Ğ): 1- Bütün, tam, hep 2- Halk, ahali 3- Destek, dayanışma 
KAN: 1- Soy, sop, kaynak, can, canlılık, soyluluk 2- Damarlardaki sıvı 3- Kağan, han 
KANAT: 1- Tüy, telek 2- Taraf, yön, cenah 
KANCI: 1- Kan güden soylu 2- Kanıcı, kanmış, inanıcı 
KANDI: İnançlı, kanık 
KANDUK: (Kanduk) Kandı, kanık 
KANDUKYURT: birl. Kanduk/Yurt Gurbet 
KANG: (Kang, kan) Kan, soy, ata 
KANGSIK: 1- Kardeş gibi..kardeş yakınlığında 2- Üvey kardeş 
KAYNAK: (Kanak) mec. Soylu 
KANIĞ: 1- Kanmış, kanık 2- Sevinç, neşe 
KANIK: 1- Kanma, inanma, kabul, ermek 2- Sevinç, neşe 
KANIŞ: Kandırış, cilve, işve 
KANITGAN: Şevk veren, kan kaynatan 
KANK: 1- Kan, soy 2- Ata, baba 
KANKLI: Soylu, soyu sopu belli, kanlı 
KANLI: Soylu 
KANTIK: 1- Kandırıcı, işveli 2- Uzakta, gurbette olan 
KANYUMAZ: birl. Kan/Yumaz (Yumak, yıkamak…dan) 
KAPALAN: Kaplan 
KAPAR: 1- Akıl, can, ruh 2- Kalkan, zırh 3- Kapan, tuzak 
KAPGAN: 1- Kanlı, soylu 2- Kalkan, zırh 3- Algan, fatih 4- Kaplan 5- Kapan, tuzak 
KAPGIŞAY: Saf, sade, halis 
KAPKIR: Hassas, imtizaçlı 
KAPLAN: Kapan, kedigillerden bir yırtıcı hayvan 
KAPURTU: Kabartı, kabarık, kabadayı 
KAR: Kar tanesi 
KARA: Siyah renk, ak’ın karşıtı Ancak…Bu sözcükte de Türkçe ad ve sıfatlar arasında özel bir yere 
sahiptir. Çünkü birçok mecaz anlamı içinde barındırması ilgi çekicidir. Birçok birleşik adın, başında ya da 
sonunda kullanılabildiğinden, çeşitli anlam değişiklikleri de ortaya çıkabilmektedir. Bu yüzden, içerdiği 
tüm anlamları açıklamakta yarar vardır. Bu durum,ayrıca Türklerin, sosyal yaşamlarında, renklere ne 
derece önem verip, ne derece zengin anlamlarla bezediğinin de önemli ipuçlarını verecektir. Örneğin: 
Ak:Temizlik, güzellik, soyluluk, merkez. Gök(mavi): Kutsallık, özgürlük, Kızıl(kırmızı): Dikkat, 
özen,tedbir, değişiklik, devrim, şiddet. Yeşil: Doğum, tazelik, huzur, sükun anlamlarını içinde 
barındırmaktadır. Renklerle yönler de anlatılabilir. Ak: güney, Kızıl: Doğu, Sarı: Batı, Kara: Kuzey 
yönlerini anlatır. Kara’nın öteki anlamlarına gelince: 
1- Güç, şiddet 
2- Olağanüstülük, harikuladelik 
3- Ululuk, büyüklük, ulaşılmazlık 
4- Cesaret, atılganlık, yiğitlik 
5- Yas, keder, üzüntü, ölüm 
6- Fakirlik, sıradanlık, (soylu olmamak) 
7- Kötülük, bela, uğursuzluk 
8- Esmer ten, yanık ten 
9- Aşırı soğuk, kış 
KARAALMAZ: birl. Kara/Almaz..Namuslu 
KARABAŞ: birl. Kara/Baş 1- Evlatlık 2- Kul, köle 
KARABATAK: birl. Kara/Batak…Bir deniz kuşu 
KARACA: 1- Karaya çalan, esmer 2- Gözü kara, cesur, şiddetli 3- Bir ceylan türü 
4- Halktan soylu olmayan 
KARACIK: 1- Esmer, kar tenli 2- Gözbebeği 
KARAÇIL: Kumral, karaya çalan KARAGA: Karga, kuzgun 
KARAĞLI: 1- Yaslı, matemli 2- Bakışları etkileyici 
KARAHAN: birl. Kara/Han 
1- Türk mitolojisinde “Tanrılar Tanrısı” 2-Devletlerinde, soylu 
olmayıp, kara budundan (halktan) biri olarak devlet kuran kişilerin takındığı unvanlardan 
KARAK: 1- Kara/Ak 2- Gözbebeği 3- Bakış, nazar 
KARAKÇI: 1- Gözlemci, bakıcı 2- Karakeçi 
KARAKIRK: birl. Kara/Kırk (..Kırk sayısı da, üç ve dokuz gibi, Türklerin uğurlu sayılarındandır.) 
KARAKITAY: birl. Kara/Kıtay (Çinliye benzeyen, Çinlilerle kanı karışıp, melez olmuş) 
KARAKOL: birl. 1- Kara el 2- Gözetleme yeri, gözetim alanı 
KARAKUŞ: birl. Kara/Kuş (Mizan Yıldızı) 
KARAKÜNE: Kara gün 
KARAL: Vade, müddet 
KARAMIŞ: Bakmış, görmüş, açık göz 
KARAMAN: 1- Kara tenli 2- Yiğit, gözü kara 
KARANÇI: Bakıcı, gözlemci 
KARAOTAĞ: birl. Kara/Otağ 
Eski dönem, toy ve şölenlerde, çocuğu olmayan beylerin oturduğu kısım, tribün (…oğlu olanlar,Ak otağa, 
kızı olanlar kızıl otağa, konuk edilirlerdi.) 
KARAOZAN: birl. Kara/ozan (halk ozanı) 
KARASAGU: ağıt, mersiye 
KARASÜYÜK: birl. Kara/Süyük (kemik) (avam, halktan)
KARAŞAMAN: birl. Kara/Şaman 
T…Şamanist gelenekte, kötü ruhlarla uğraşan şamanlar 
KARAŞIN: Esmer, karaya çalan 
KARAUL: Bakış, gözlem yeri (Karakol sözcüğü buradan gelir) 
KARAÜREK: birl. Kara/Yürek Cesur, korkusuz 
KARAV: Bakış, nazar, bakan 
KARAVUL: (Karaul) 1- Gözcü, keşif kolu 2- Muhafız 
KARAY: yardımcı, yararlı, yardımsever 
KARAYIŞ: bakış, bakan 
KARAYİR: birl. Kara/Yer (kara toprak) 
KARÇAK: 1- Pençe 2- Büst, yarım heykel 
KARÇIGA: Bir şahin türü 
KARDAŞ: Kardeş, kardeş yakınlığı 
KARGI: Mızrak 
KARGIN: Meşbu 
KARGUY: 1- Bir atmaca türü 2- Gözetleme kulesi, dağ başlarına yapılan yüksek yapı 
KARIK: Karışık, melez 
KARIKSIZ: Saf, temiz, karışık olmayan 
KARIMIŞ: karışık, karışmış 
KARINÇIK: Bakış, nazar, göz kaçamağı 
KARINDAŞ: 1- Kardeş, kardeşlik 2- Kız kardeş, bacı (Kazak ve Kırgızlarda) 
KARLIGAN: karlar eriyince açan bir dağ çiçeği 
KARLIK: Karlı arazi, karlı dağ 
KARLU: Karlı, kar almış 
KARLUGAÇ: Kar çiçeği 
KARMAS: Karıştırmaz (Soyunu, neslini) 
KARŞI: Karşıt, zıt 
KARŞIT: Karşı 
Türk mitolojisinde, Ülgen’in yedi oğlundan biri ve Temizlik Tanrısı 
KARTAL: İri kanatlı avcı kuş (Karatal) 
KARUÇ: 1- Karış, karışık 2- Kara uç 
KARYAĞDI: birl. Kar/Yağdı (…Doğumu, kar yağdığı sırada olan) 
KASAR: 1- Keser 2- kasıntı, afili 3- Fırtına 
KASMIŞ: Afili, fiyakalı, kasıntı 
KAŞ: Kaş, korkusuzluk, cesaret 
KAŞGAR: Cesur, üstün vasıflı 
KAŞKA: 1- Yiğitlik, mertlik 2- Üstün vasıflılık 3- Dayanıklılık, metanet 
KAŞUK: Dayanıklı, metin 
KATAK: Katı, sert 
KATAN: 1- Sert, katı 2- Saplayan, (Kargı, ok) 3- Ekleyen, artıran 
KATGI (katkı): 1- Katı, sert, haşin 2- Yarar, yararlılık 3- Neşe, şenlik 
KATGIÇ: Katı, sert, dayanıklı, haşin 
KATI: sert, dayanıklı, haşin, güvenli, adamakıllı, etraf 
KATLICAK: Katıca,sertçe,şiddetli 
KATIGU: Çalışkan, gayretli, azimli KATIĞDI: Çok katı, şiddetli, kuvvetli 
KATIK: 1- Katı, sert, güçlük, şiddet 2- Katılan, katılım 3- Ekmek, yemek 
KATILGAN: Dayanıklı, metin, sert 
KATILIK: Güçlük, sertlik, dayanıklılık, haşinlik 
KATIRAK: Katıca, haşince 
KATIYEL: birl. Katı/Yel (Kuru rüzgar) 
KATIZ: 1- Ağaç kabuğu 2- Tarçın 
KATLAV: Zırh, siper 
KATLIG: Katılık, sertlik 
KATMIŞ: 1- Saplamış 2- Katılaşmış 3- Eklemiş 
KATUN: (Hatun) İmparatoriçe, Kağan eşlerine verilen bir unvan. (Kadın sözcüğü buradan gelir) 
KAVAN: Kovucu, defedici 
KAVÇIN: Konuk, kısa süreli misafir 
KAVŞIT: 1- Kavuşma, vuslat, kavuşulan yer 
KAVURT: 1- Kurt 2- Haşmet, ihtişam 3- Dayanıklılık, kalıcılık 
KAVUŞ: 1- Menzil, kavuşulacak yer 2- Buluşma, buluşma yeri 
KAY: 1- Tipi, kar fırtınası 2- Masal, hikaye 
KAYA: Taş bloğu mec. 1- Sertlik, sağlamlık, yıkılmazlık, dayanıklılık 2- İhsan, inayet 
KAYAK: Kayık, sandal 
KAYALAK: 1- Kayık, sandal 2- kaya, kayalık 
KAYAN: 1- Çığ, çığ kümesi 2- Sel, sel suyu 
KAYAR: 1- Sel, sel suyu 2- Gurur, onur 
KAYAŞ: Hısım, akraba, kavim kardeş 
KAYÇI: Masalcı, destancı 
KAYDU: 1- Katı, sert, şiddetli 2- Kaygı, hüzün 3- Sel, sel suyu 
KAYGAÇ: Kayık, sandal 
KAYGAŞ: Mucize, olağanüstülük 
KAYGIN: 1- Üzgün, kaygılı 2- İsyankar, isyan halinde 
KAYGU: Kaygı, endişe, titizlik 
KAYGULU: Kaygılı, mahzun 
KAYGUN: Mahzun, üzgün, müteessir 
KAYGUSUZ: Vurdumduymaz, gailesiz, umursamaz 
KAYI: 1- Sel 2- Kar fırtınası 3- Muhkem, iyi korunan 
KAYIR: 1- Kayırma, hamilik, destek 2- Heybet, gösteriş 3- Azim, kararlılık 
KAYIRGAŞ: 1- Deste, demet 2- Kayırıcı, koruyucu 
KAYIRMIŞ: Kayıran, kayırıcı, destekçi 
KAYIRŞI: 1- İçli, merhametli 2- Karşı, muhalif, hizip 
KAYITGAN: Dik başlı, boyun eğmeyen 
KAYITMAS: Adil, adaletli 
KAYMAS: Adaletli, düzenli 
KAYNAK: Pınar, göze 
KAYNAR: 1- Pınar, göze 2- Ateşli, kızgın 
KAYNARCA: 1- Kaynak, pınar, menbaa 2- Ilıca, banyo 
KAYRA: Yardım, inayet 
KAYRAL: Yardım, destek 
KAYRALDIĞ: 1- Destekli, torpilli 2- Eli açık, cömert 
KAYRIM: Arka, destek, inayet 
KAYRU: Geri, arka, destek 
KAYTAG: Aldatıcı, adaletsiz, hilebaz 
KAYTBAY: Adil, adaletli, hakkaniyetli 
KAYTMAZ: Adil 
KAYTUN: Yardımsever 
KAYURTAR: Kurtarıcı, yardımsever 
KAZAK: 1- merkezden uzak kalan 2- Otoriteye bağlı olmayan,başına buyruk 3- Gezgin 
KAZAN: 1- Kazanç, kazanım, birikim, artı değer, bolluk 2- Kızan, kızgın 
KAZANCUK: 1- Kazanç, kar, getiri 2- Yemek kazanı, tencere 
KAZANÇ: Gelir, kar, artı değer, getiri 
KAZGAN: Kazan, kazanç 
KAZILIK: 1- Kazık 2- Kazma aleti 3- Kızgın, celalli
KAZIRGAN: Şamanist gelenekte, kötü ruhların, doğruluğa gelmesi için,geçici bir süre için kaldığı ateş 
çukuru. Bir nevi cehennem 
KAZU: Nimet, kazanç 
KAZUK: (Kozu, Kazık) 1- Kazma 2- Kazık, sırık 
KEBEK: Kabuk, ağaç kabuğu 
KEBENÇ: İtimat, güven, hoşnutluk 
KEBENÇÜ: Hoşnut, bahtiyar 
KEÇİG: 1- Geçit, köprü 2- Mutlu, sevinçli KEÇİKLİĞ: Mutlu, sevinçli 
KEÇİR: Bağışlayıcı, affedici 
KEÇÜRGEN: Bağışlayıcı, affedici 
KEDİMLİG: 1- Zırh, demir ağ 2- Giyimlik, giysi 
KEKMEN: Olgun, ergin, ermiş 
KELEŞ: Alımlı, yakışıklı, cıvan 
KELEZTİ: Hayal, serap 
KELGİN: Gelgin, suyu kabaran ırmak 
KELİŞTÜ: Olgunluk, gelişim, suhulet 
KELTEÇİ: Gelici, gelecek olan, halef 
KEMEÇ: Asker, askeri görevli 
KENÇEK: (Gençık, Genç) 
KENÇLİYÜ: Oğuz beylerinin, özellikle güz kurultayların dan sonraki toy ve şölenlerde, kendi mallarını 
yağmalatıp, halka dağıtılması için kurdukları büyük sofra. Yağma sofrası 
KENDÜZ: Nefs, can, ruh 
KENEŞ: İstişare, müşavere 
LENGEŞ: Keneş 
KENGEŞLÜ: Danışık, anlaşık, dayanışmalı 
KENDİL: Gönül, gönüllü, temiz yürekli 
KENİ: (Kuni) Adaletli, adil, dengeli 
KEPKE: Örnek, numune 
KEPTİK: 1- Latif, şakacı 2- Eşit, müsavi 
KERAMUN: Karaman, esmer tenli 
KERAYET: Sahil, kıyı, plaj 
KEREGÜ: Ev, çadır, barınak 
KEREKLİ: Gerekli, elzem, ihtiyaç 
KEREKTÜ: İhtiyaç, lüzum, zaruret 
KEREKÜLÜG: Çadırlı, göçebe 
KERELTİ: Tanıklık, şehadet 
KEREN: Ulu, kebir, kadir 
KEREŞ: Kiriş, yay kirişi 
KERİ: 1- Eski, kadim, geride kalan 2- Germekten, gerilmiş, gergin 
KERİNÇSİZ: Eşsiz,emsalsiz 
KERKİ: Balta, nacak 
KERKİT: Nacak 
KERTÜK: (Kertik) 1- Ağaca bıçakla çizilen çizgi 2- yapay, suni 
KESEN: 1- keskin, kesici 2- Bölüm, ara 
KESİ: Keskin, kesen, kesici, sert 
KESİK: Kesi, keskin 
KESKİN: 1- Sert mizaçlı, asabi 2- Uç, ekstrem 3- Kesici 
KEŞİKÇE: 1- Muhafız, koruyucu 2- Defa, sıra, adet 
KEŞİKÇİ: 1- Israrlı 2- Nöbetçi 
KET: 1- Darbe 2- Yılmaz, azimli, kararlı 
KETÇİK: Darbecik 
KETE: Ulu, büyük 
KEYİK: Baht, mutluluk 
KEZEGEN: Gezgin, çapkın 
KEZGEN: Gezgin, çapkın 
KEZGİÇ: Gezgin 
KEZİK: Cesaret, atılganlık, cüret 
KEZİR: (Kizir, keser) Cesur, cüretkar 
KIBI: Keşif, buluş 
KICIR: Öç duygusu, intikam 
KICURGAN: Gösterişli, mağrur 
KIDIK: Gedik, güdük 
KIĞILCIM: Kıvılcım, şerare 
KIĞITDUK: Davet, ikram 
KILAĞI: Kılıç ve bıçakların bilendikten sonra ağız kısmında meydana gelen çizgi 
KILAĞUZ: Kılavuz, rehber 
KILAVUN: Düğün hediyesi 
KILDI: 1- Yaratıcı, yapıcı 2- Etken, amil 
KILGI: 1- İstem, irade 2- Yaratılmış, kılınmış 
KILICI:Yaratıcı, yapıcı, halik, kadim 
KILIÇ: (Kıl-Uç) Silah 
KILIG: 1- yaradılış, huy, karakter 2- Beceri, iş, yapıcılık 
KILIGLI: 1- İyi huylu, ahlaklı, görgülü 2- Becerikli, çalışkan, işgüzar 
KILIN: 1- Huy, yaradılış 2- Naz, işve KILINÇ:Kılınış, huy, karakter 
KILIVAN: Hediye, bahşiş, ödül 
KILUÇ: Kılıç 
KIMAÇA: Engel, mania 
KIMAR: Komar, homar, yakışıklı, cezb edici 
KIMIRTU: Kıpırdanış, devinim, jest 
KIMIZ: Ekşi, mayhoş anlamına gelen ve kısrak sütünden yapılan bir içki 
KIMNA: Sürekli, daima, her zaman 
KIN: 1- Silah muhafazası 2- Gayret, çalışma 3- Suç, cürüm, ayıp 
KINAGU: 1- Ceza, cezalandırma 2- Çalışma, aktivite 
KINAY: Aktif, çalışkan 
KINCAL: İnce, narin, zayıf 
KINÇAK: Bıçak kılıfı 
KINGAL: İnce, narin 
KINGIR: Metin, dayanıklı, sebatkar 
KINIK: 1- Gayret, gayretli, çalışkan 2- Muhterem, şerefli, hakim 
KIP: Baht, talih 
KIPÇAK: 1- Merkezde kaçmış, uzaklaşmış ve bir otoriteye bağlı bulunmayan 2- Çayırlık, geniş 
toprak,sahipsiz boş ve geniş arazi 3- Ağaç kovuğu 4- Bahtı açık, talihli 
KIR: 1- Kırmak…dan Kırış, kesiş, kırma, yarma eylemleri 2- Ak’a yakın kirli beyaz renk 3- mec. Olgunluk, 
tecrübe 
KIRAÇ: 1- Kırlaşmış, kıra çalan, kır gibi 2- Kırıcı, kırık, yarık 3- Verimsiz toprak, yaşlı toprak 
KIRAN: 1- Bozgun yapan, düşmanı yok eden 2- Dağ yamacı 3- Yön, kenar, kıyı 
KIRAY: 1- Genç, delikanlı 2- Kıran, kan dökücü, vurguncu 
KIRCA: Kıra çalan, ,kırlaşmış mec. Olgun, bilge 
KIRCI: 1- Kırıcı, sert mizaçlı 2- Kenar, uç, sahil 
KIRGI: 1- Kırım 2- Bir atmaca türü 
KIRGIL: Kırık, üzgün, kırgın 
KIRGIN: 1- Gönül kırgınlığı 2- Bozgun 
KIRGIZ: 1- Kırgıncı, bozguncu, geçimsiz 2- Kırk/Uz 3- Numune, örnek 
KIRICI: 1- Kıran, bölen, yaran mec. Sert mizaçlı, gönül kırıcı 2- Kenar, sahil 
KIRIK: Kırılmış, bölünmüş 
KIRIM: 1- Kırış, bozgun, katliam 2- Kırgınlık, küskünlük 3- Uç nokta, kenar 
KIRIY: Sahil, kenar 
KIRKIN: Bahşiş, hediye 
KIRKLI: Eski, Şamanist gelenekten, bazı değişiklikler yada dinsel motiflerin de eklenmesiyle,
bugünlere kadar gelen bir inanca göre; gerçek anlamı “kırk ünlü ata ruhunun koruması altındaki kişi” 
KIRMAN: Kırma yeri, Kırman, harman 
KISIG: 1- Hapis, dar yer 2- Kısıtlı, bağımlı 
KISIGLU: Hapis, mahpus, kıstırılmış 
KISRIK: Utangaç, mahçup 
KISTAVUL: Acele, aceleci, telaşlı 
KIŞIL: Kışlık, kış için ayrılmış 
KIŞLAK: Kışın kalınan yer, ez, kışlık ev 
KITAY: 1- Çinliye benzeyen , Çinliye karışmış 2- Kutay 
KIVANÇ: Gurur, kıvanma, sevinme, öğünme, mutlu olma, kendine güvenerek ve öğünerek 
sevinme hali 
KIVAM: Olgunluk,yeterlilik 
KIVANDUK: Kıvançlı, mutlu 
KIVIK: Ara, fasıla 
KIVILCIM: Ateş parçası, şerare 
KIVLIK: Kıvanç ve mutluluk nedeni 
KIVRAK: 1- Kıvançlı 2- Hareketli, dayanıklı 
KIVRIM: Hare, iltiva 
KIYAK: 1- gaddar, acımasız 2- Kayak, kaydıraç 3- Çekicilik, cazibe 
KIYAL: İmge 
KIYAN: 1- Dağdan hızla akan sel suyu 2- Gaddar, acımasız, kıyıcı 
KIYAT: Çekici, cazibeli 
KIYGA: Zeki, çok akıllı 
KIYGI: Zeka, deha 
KIYIK: 1- Zeka, dahi 2- Çekici 3- Kaçak, kapçak 
KIYIKSIZ: Kaçmaz, sözünden dönmez, düz 
KIYIN: 1- Akit, sözleşme, anlaşma 2- Güç, kudret, otorite 
KIYIŞKAN: 1- Sözünün eri, sözünde duran 2- Cesur, gözü pek 
KIYMAÇ: Gamze 
KIYNAK: 1- Ünlü, meşhur 2- pençe, kartal pençesi 
KIYUK: 1- Mutluluk 2- Geyik KIZARIK: 1- Kızıl, kızıllaşmış 2- kızgın 
KIZGAN: Kızgın, kızışmış 
KIZGIN: Kızıllaşmış, asabi 
KIZI: Şiddet, asabiyet, kızama, kızgınlık 
KIZIK: 1- Kızgın, asabi 2- Kısık, hapis 
KIZIL: 1- Kırmızı, al 2- Altın 3- Kızmış, kızarmış, kızgın 
KIZILALMA: birl. Kızıl/Elma 
Olgun, kızarık elma anlamı, bir sembol ve imgedir. Ülkü’yü motivasyonu içerir. Bazen, 
fethedilmesi gereken illeri ifade eder, çoğu kez ise bütün Türklerin, tek bayrak altında toplandığı devletin, 
“Birleşik Türk devletleri”nin imgesi 
KIZILGU: Kızarmış, kızgın 
T… Kırgızların, Mürdi oymağı, dip dedelerinden. 
KIZILHAN: birl. Kızıl/Han 
Şamanist gelenekte Tanrı sıfatlarından 
KIZILOTAĞ: birl. Kızıl/Otağ 
Kağan ya da Han’ların verdikleri, toy ve şölenlerde, kız çocuk sahiplerinin oturduğu, şeref tribünü 
KIZIMTAY: birl. Kızım/Tay (Kızmaktan kızgınlık) Tay
KIZIRAK: (kızarık, kızrak) Nadir, ender rastlanan 
KİÇİ: 1- Kişi, adam, insan 2- Küçük, minyon 3- Geçmiş, geçik, eski 4- Keçi 
KİÇİCİK: 1- Kişicik, insancık 2- Küçük, minyon 
KİÇİK: 1- Küçük, minyon, Geçik, geçmiş 
KİÇİN: Zincir 
KİÇKİ: 1- Eski, kadim 2- Kişi, insan 
KİÇKİNE: (Giçgine) Geçkin, geçmiş kadim 
KİDGÜ: Giyim, giysi, elbise 
KİLÜKEN: Gülen, güleç, güleryüzlü, mütebessim 
KİNDİK: Orta, odak, merkez 
KİNEŞ: Şura, meşveret, kongre 
KİRİŞ: Sinirden ve bağırsaktan yapılan sicim. Ok yayı olarak da kullanılır. 
KİRTİ: Doğruluk, gerçekçilik 
KİŞİLİK: Karakter, şahsiyet, insan olma özelliği 
KİŞKEN: (Kiçgen) 1- Küçük, minyon 2- Geçen, geçmiş 
KİÇKENTAY: birl. Kiçken/Tay …minyon, minik 
KİYE: Kut, talih, ululuk 
KİYELİ: Mübarek, saygıdeğer, ulu 
KİZEK: 1- Kesik 2- Nöbet 3- Seyran, gezinti 
KİZİR: 1- Keser, kesici 2- Gever, gezgin 3- Atılgan, cesur 
KOBRAT: (Kubrat) Derlemek, toparlamak, örgütlemek 
KOBU: (Kovu) Buket, demet 
KOBURCUK: Kabarcık, kabarık, kabadayı 
KOCA: 1- Ulu, saygıdeğer, hürmete layık 2- Bilgili, tecrübeli, görüp geçirmiş 3- Gösterişli, azametli 4- 
Mert, düz, koç gibi 
KOCABAŞ: birl. Koca/Baş …Koruyucu, muhafız 
KOCAMAN: 1- Akıllı, bilge 2- İriyarı, cüsseli, heybetli 
KOÇ: Erkek koyun mec. Düz, mert, yüz yüze dövüşen, hilesiz, yiğit, dayanıklı, yılmaz 
KOÇA: 1- Koç gibi..2- Kibar, centilmen 
KOÇAK: Koç gibi, cesur yürekli 
KOÇAN: 1- Centilmen, kibar 2- Koşan, koşucu 
KOÇAŞ: Rehber, yol gösteren, önde giden 
KOÇGAR: (Kaçgar,kaşgar) 1- Koç başı 2- Koç gibi, koç yiğit 
KOÇİ: Koç gibi, koç yürekli 
KOÇLUĞ:( Koçluk) Koç olacak kuzu 
KOÇO: Kibar, mert 
KOÇU: 1- Koç gibi 2- Kibar, centilmen 
KOÇUM: 1- Yiğit, mert 2- Koşum, koşma 
KOÇUN: Düz, hilesiz, temiz yürekli 
KOÇUGAR: Mert, yiğit, özü sözü bir 
KODAR: Mağrur 
KODAZ: Mağrur 
KOKLUĞ: Koku, parfüm 
KOKULUG: Koku, Parfüm 
KOKUM: Parfüm 
KOKUŞ: Dalları, ok yapımına elverişli bir ağaç türü
KOLAN: 1- Hediye, bahşiş 2- Kollayan, koruyan 3- At, eşek,katır gibi hayvanların, eyerini 
bağlamaya yarayan kemer 
KOLBAG: Kadınların, aksesuar olarak bileklerine taktıkları, boncuklu halka 
KOLBAŞ: Askeri birlik başı, komutan, askeri koruyup kollayan kişi KOLBAY: Askeri danışman 
KOLCUK: Kolcu, muhafız, koruyucu 
KOLÇAK: Kolcu, koruyucu, kollayıcı 
KOLÇU: Muhafız, bekçi 
KOLDAGÜÇ: Hami, koruyucu, şefkatli, merhametli, yardımsever 
KOLDAŞ: 1- Silah arkadaşı 2- Arkadaş, birbirini kollayan 
KOLGAK: İstek, heves, talep 
KOLGAY: Veliaht, şehzade (Kırım ve Kazan hanlıkları döneminde kullanılan bir aksesuar 
KOLKA: 1- Kolgu, kol takısı 2- Refika, hanım, eş 
KOLTAG: Arka, himaye, destek 
KOLUÇ: Kolcu, kolbaşı, komutan 
KOLUNÇUĞ: Yakarış, niyaz 
KOMAN: (Kaman,kuman) 1- Yurduna yabancı sokmayan 2- Aman vermeyen 3- Kumral 
KOMAS: Komayan, bırakmayan, aman vermeyen 
KOMUK: 1- Kabuk, ağaç kabuğu 2- Hazine, define 
KOMUR: Cesur, gözüpek 
KON: 1- Yurt, vatan 2- Konak, yerleşim, mekan 
KONAÇ: Aşiyan 
KONAG: 1- Konuk, misafir 2- Konuk ağırlanan ev 
KONALGA: 1- Konuk yeri, baş köşe 2- Menzil, konulacak, varılacak yer 
KONAT: 1- Cana yakın, munis, sokulgan 2- konuk ağırlayıcı, konuksever 
3- Birlikte göç eden oba birliği 
KONCA: 1- Armağan, bahşiş 2, Gül 
KONÇUK: 1-Aşina, tanıdık 2- Konuk 
KONÇUY: Kağan kızı, prenses, soylu kız 
KONDU: Yerleşik, yerli 
KONDUR: Konuksever, cömert 
KONGAR: 1- Koyu kırmızı renkteki at 2- Kızıla yakın renk tonu 
KONIK: Can, ruh, yaşam 
KONŞUK: 1- Konşu, komşu 2- Yerleşim yeri 3- konuşma, laf 
KONUK: 1- Misafir 2- Can, ruh 3- Varılacak yer, menzil 
KONUL: 1-Kerevetlerin altındaki, yük konan boşluk, yüklük 
KONULGA: 1- Konuk yeri, baş köşe 2- Konuğa verilen yemek, değerli yemek 
KONUR: 1- Yakışıklı, civan 2- Gururlu, onurlu, mağrur 3- Kara ve kızıl karışımı renk, 
at rengi, doru at 
KONUŞ: 1- Yerleşim, karargah 2- Menzil, varılacak yer 
KOPAN: 1- Galip, utkan 2- Ulu, yüksek 
KOPTURU: Saygı duruşu, tören duruşu 
KOPU: Kop, çok, çokluk 
KOPUN: Çoklu, bereket, bütünlük 
KOPUZ: Saz, bağlama (Kop_Uz) 
KOR: 1- Öz, maya, asıl 2- Ateş parçası, ateş 
KORBA: Filiz 
KORCU: Korucu 
KORGAN: Korunan yer, kale, kurgan 
KORGAVUŞ: Savunucu, müdafi 
KORIÇI: Korucu, koruyucu, bekçi, yasak bölgeleri bekleyen ve koruyan kişi 
KORIG: 1- Koru, ağaçlık, yeşil bölge 2- korunan, yasak bölge 
KORKMAZ: Korkusuz, cesur 
KORKUNÇ: Korkutucu, ürkütücü 
KORKUT: 1- Heybetli, korkutucu, korku salan 
KORUĞ: 1- koru, koruluk, ağaçlıklı bölge 2- Koruma bölgesi 3- Yasak bölge, askeri bölge 
KORUKÇU: Koruyucu, korucu, muhafız 
KOŞ: 1- Koç 2- Dizi, sıra, dize 
KOŞAK: 1- Koşulan, koşturan 2- Neşide, destansı şiir 
KOŞAR: 1- Emredici, buyurucu 2- Koşucu, çalışkan, hareketli 3- Dizen, düzenleyen 
KOŞMA: Ölçülü, uyaklı söz 
KOŞUK: 1- Yan yana, birlikte, yaren, dost 2- Koşma, şiir 
KOŞUL: Hüküm, şart 
KOŞULGAN: Koşul koyan, buyurucu 
KOŞUM: 1- Koçum 2- Bağlı, yan yana 3- Atın, eyer, kulan, üzengi vb. malzemelerinin tümü
KOŞUN: 1- Asker, savaş birliği 2- Halk, ahali 3- Dizi, dize 
KOTKU: Alçak gönüllü, mütevazı 
KOY: 1- Koyun 2- Merhamet, acıma duygusu 
KOYLU: 1- Merhametli 2- İstikamet, yön, yönünü bilen 3- Koyunlu 
KOYU: Merhamet 
KOYULDAR: 1- Merhametli 2- Hürmetli KOYULMUŞ: 1- Merhametli 2- Çalışkan 
KOYUNLU:Merhametli 
KOYURGA: 1- Hürmet, lütuf 2- Acıma duygusu, merhamet 
KOYURTANG: Özgürlük, Hürriyet 
KOZAN: Kozalak 
KOZALAK: Çam, selvi gibi ağaçların sert çiçeği 
KOZAN: Kazan 
KOZGAV: Kıyam, isyan, başkaldırma 
KÖPÜRGE: 1- Köprü, geçit 2- Savaş davulu 
KÖÇET: Filiz, sürgün 
KÖÇMEN: Göçmen, göçücü 
KÖDÜRGÜ: Kurban, adak 
KÖGMEN: (Gökmen) 1- Tanrısal, ilahi 2- Sayın, saygıdeğer 3- Gücünü Tanrıdan alan 
KÖĞÜZ: 1- Göksel, Tanrısal 2- Göğüs, sine 
KÖK: 1- Gök 2- Aile, soy 
KÖKDAŞ: Emsal, örnek 
KÖKEN: Göğen, gelen, 2- Köken, soy, aile 
KÖKİM: 1- Göğüm 2- Soyum, ailem 
KÖKLÜ: 1- Tanrıdan gelen 2- Soylu 
KÖKTEM: 1- Bahar 2- Gençlik 3- Deha, akıl 
KÖL: Göl mec. Ululuk, sonsuzluk, derinlik, bilgelik
KÖLMÜK: Halk, ahali 
KÖLÜK: Yük hayvanı 
KÖMEK: 1- Yardım, arka, destek, inayet 2- Ahali, halk 
KÖMEN: 1- Hayal, düş 2- Irk, soy 3- Cevher, damar 
KÖMEY: Gerdan, döş 
KÖMÜÇ: Hazine, define 
KÖNG: (Könk) Cariye, odalık 
KÖNGÜL: Gönül, can 
KÖNİLİK : Adalet, doğruluk 
KÖNKAŞ: Künkaş, kenkeş, meşveret 
KÖNÜ: Adalet, doğruluk 
KÖNÜL : Gönül , can 
KÖP: Çok, gür, çokluk, bolluk 
KÖPTÜK: 1- Bereket, bolluk 2- Kalabalık 
KÖPÜK: Kabarcık, köpürcük, çoklu, artış 
KÖREGEN : Gören, görücü 
KÖREM: 1- Körpe, taze 2- Görgülü, terbiyeli 
KÖRGEN: Gören, görücü 
KÖRGÜZ: Görgülü, centilmen, beyefendi 
KÖRKE: Ağaçtan yapılmış tabak 
KÖRKEM: 1- Görkem, ihtişam 2- Hoş, güzel, latif 
KÖRKLÜĞ: Güzel, alımlı, cemile 
KÖRPE: Taze, cıvan 
KÖRÜ: (körüg) Gözcü, haberci, casus, gözlemci 
KÖRÜM: 1-Bakış, nazar, gözlem 2- Düş, rüya 3- Zeka, fehm 
KÖRÜMÇİ: Astronom, rasat, gözlemci, yıldızları inceleyen kişi. 
KÖRÜMDÜK: Bakıcı, nezaretçi 
KÖRÜNÇ: 1- Görgü, muaşeret 2- Bakan, nazır 
KÖSEMEN: Tas artan koç. 
KÖŞÜK: Dilek, temenni 
KÖTÜZ: Kıymetli 
KÖVENÇ: 1- Güvenç, güvence, teminat 2- Azamet, gurur 
KÖVEZ: Afi, çalım, fiyakalı. 
KÖYMEN: 1- Yanıcı, yanık 2- Hayal 
KÖYMEZ: Yanmaz, ateş almaz. 
KÖZLÜK: At kuyruğundan yapılan, göz kamaşması ve göz ağrılarının tedavisinde kullanılan bir dokuma. 
KUANÇ: Kıvanç, sevinçli gurur 
KUANÇI: Kıvanç 
KUBAL: Gürz, demir topuz. 
KUBAN: Kapan 
KUBAT: Kapalı, gizli 
KUBAY: birl. Kubi/Ay 
Yakutların eski dönem “Temizlik Tanrıçası” 
KUBİ: (Kubil) Gökyüzü, feza, sema. Mec. Başsızlık ve sonsuzluk. 
KUCAN: Göçen, göçer 
KUCAR: Göçer, göçücü KUÇAM: Deste, demet, bağ 
KUÇAR: Göçer, göçmen 
KUDA: Sihir, büyü 
KUDAGAÇI: Büyücü, doktor 
KUDAK: Kadak, katı, sert 
KUDEKAN: Buyruk, sert, emir, azar 
KUKUN:kıvılcım, ateş parçası 
KUKUŞ: 1- Gonca, gül 2- Şaka, latife 
KUL: Bağımlı, bağlı, köle mec. Bağlılık, sadakat 
KULA: 1- Kızıl ve karışımı renk, doru, bordo 2- Yelesi, ve kuyruğu kara, gövdesi kızıla çalan at 3-Yabani 
at 4- Gözü kara,atılgan 
KULAÇ: 1- Açıklık, mesafe 2- İki kol arasındaki ara
KULAGU: 1- Yaratıcı, kılıcı, hükmedici 2- Kula gibi 3- Korkusuz, gözü kara 
KULAN: 1- Galip, utkan 2- Vahşi at 3- Yaban eşeği 
KULANŞI: 1- At terbiyecisi 2- Musikişinas, müzisyen
KULBAK: Merhametli, yardımsever 
KULDAM: Sadık kul 
KULGA: Güvercin 
KULGU: 1- Müfettiş, murakıp 2- Güvercin 
KULİ: (kulıg) Cesur, gözü kara 
KULPU: 1- Kilit 2- kulluk, kulluk eden 
KULUGA: Güvercin 
KULUN: Tay, süt emen çağdaki at yavrusu 
KUMAÇ: Solgun, soluk 
KUMAK: 1- Yardım, kömek 2- Sevda, aşk 
KUMAN: 1- Solgun 2- Kumral, sarı ile kahverengi arası renk 3- Aman vermeyen, dirayetli 
KUMANDI: Mutlu, sevinçli 
KUMARAL: Kumral, buğday tenli 
KUMARGA: Kuşatma, muhasara 
KUMRAL: Buğday tenli 
KUL: 1- Koyun 2- Can, ruh 3- Uçurum 4- Adalet 
KUNAN: 1- İki yaşına gelmiş kısrak 2- Adaletli, adil 
KUNAR: Bereket, bolluk 
KUNARLI: Bereketli, münbit 
KUNDUZ: Dere kenarlarında yaşayan, kürkünden börk yapılan bir hayvan 
KUNİ: Adalet, hakkaniyet, adaletlilik 
KUNT: 1- Dayanıklı, metin 2- Sade, gösterişsiz 
KUNUK: 1- Mahzun, elemli 2- Konuk 
KUPÇI: İnce, zarif 
KUPTAN: Niyaz, dua, yakarış 
KUR: Düzen, sıra, hiyerarşi, düzenleme 
KURAL: Düzen, düzenlilik, kaide 
KURALAY: Ceylan, ahu 
KURAR: Organizatör, düzenleyici 
KURAY: Bir çeşit bozkır bitkisi ot 
KURÇ: (kuruç) Kılıç yapımında kullanılan, iyi bir çelik türü 
KURÇAK: Heykel, yontma taş 
KURÇI: 1- Kürçü 2- Kurucu 
KURÇIK: Kurum, kuruluş, yapılanma 
KURGA: 1- Tecrübeli, bilge 2- İnce, narin 
KURGAN: 1- İstihkam, kale 2- Anıt, anıt mezar 
KURIDIN: Batılı, batı bölgesinden 
KURUM: Figür, dans 
KURIMLAK: Cilveli, hareketli, kıvrak 
KURIKAN: 1- Kürkan, damat 2- Hisar, kale 3- Ağaçlık bölge 
KURLAS: Düzen, işleyiş, ahenk 
KURMAN: Düzgün, düzenli, düzenleyici 
KURMUŞ: Planlı, düzenli, örgütlü 
KURT: Bağımsızlığına olan düşkünlüğü, evcilleşmeyen tek hayvan oluşu, mücadeleciliği, 
hareketliliği,gururlu ve zeki oluşu, özellikle de sosyal ve örgütçü oluşu ve daha bir çok özellikleriyle, 
Türklere benzeyen ve Türklerin de çok eskiden beri kutsayarak, sembolleştirdiği hayvan 
KURTAK: Kurulu, ayarlı 
KURTAR: Kurtarıcı 
KURTARAN: Kurtarıcı 
KURTGA: Tecrübeli, gün görmüş 
KURTUL: Haraç, vergi, cizye 
KURTULGU: 1- Vergi, haraç 2- Kurtuluş, istiklal KURTULMUŞ: Özgür, bağımsız, azade 
KURTUN: Batılı, batıdan 
KURUĞÇIN: Kurşun 
KURUK: Koru, park, koruluk 
KURULTAY: birl. Kurul/Tay Kongre, divan, oturum 
Gerek seçim, gerekse devlet için önemli kararların alındığı seçkinler meclisi 
KURUM: 1- Kuruluş, düzen, düzenleme 2- Çalım, jest, afi 3- Kaya parçası 
KURUT:1- Kurt 2- Kale burcu 3- Kurutulup, suyu alınmış peynir topağı 
KUSKUN: Atın kuyruğundan geçirilip, eyere bağlanan kayış 
KUŞ: Kuş 
KUŞÇAK: Kuşçu, kuş eğiticisi 
KUŞÇU: Kuş eğiticisi 
KUT: 1- Uğur, talih, baht 2- Tanrısal, mübarek 3- Can, ruh, dirilik, yaşam kaynağı, yaşam gücü 4- kader, 
yazgı 5- Erk, iktidar 6- Bereket, nasip 
KUTADGU: Kutsanmış, kutlu, değerli, yararlı 
KUTALAN: birl. Kut/Alan mübarek 
KUTALDI: birl. Kut/Aldı kutlu, mübarek 
KUTALMIŞ: birl. Kut/Almış kutlu, mübarek, kutsanmış
KUTAMIŞ: Kutsamış, değer vermiş, mübarek eylemiş. 
KUTAN: 1- Dua, yakarış, niyaz 2- Bir avcı kuş 3- Saban, pulluk 
KUTAR: Kutsar, kutsayan, kut veren 
KUTAŞ: Kutlu, mübarek 
KUTAY: birl. Kut/Ay T… 1- Ateş parçası,ateş 2- Şamanist gelenekte,” Ateş Tanrısı” 3- İpek, ipekli kumaş 
4- Tanrıça 5-Paha biçilmez, değerli 
T… İlhanlı hanlarından, Argun Han’ın evdeşi ve Keykatu Han’ın anası. 
KUTGARU: Buyruk, fermen 
KUTKU: Ağırbaşlı, alçak ,gönüllü 
KUTLU: 1- Mübarek, Tanrısal 2- Bahtiyar 3- Kabul görmüş, saygıdeğer 
KUTLUCA: Uğurlu, bahtı açık 
KUTLUĞ: Kutlu, mübarek 
KUTLUĞ İNANÇ: (Kutluk İnanç) Kutlu/İnanç 
KUTLUK: Kutlu 
KUTLUK : (Kutluğ) Kutlu, mübarek 
KUTSANDI: Kutlu, mübarek 
KUTUN: 1- Mesut, mutlu, nurlu 2- Mukaddes, kutsal 
KUTUNMUŞ: Kutlu, mübarek 
KUTUR: Kutlu, mübarek 
KUTUZ: birl. 1- Kut/Uz 2- Yaban öküzü 
KUVANÇ: Kıvanç, gurur, mutluluk, iftihar 
KUVANDUK: Kıvanç, mutluluk, iftihar, gurur verici 
KUVART: 1- Kurt 2- Dayanıklı, kavi, metin 
KUVAT: Sevinç, mutluluk 
KUVRAG: Toplum, toplumcu 
KUYAK: Zırh, demirağ 
KUYAN: Tavşan, bozkır tavşanı 
KUYAŞ: Güneş ışığı 
KUYDUNG: Beden, vücut 
KUYMU: Sevinç, neşe 
KUYTAK: Mahfuz, siper 
KUYTURKA: Bağış, ihsan, lütuf 
KUYULDAR: Saygıdeğer, saygıya layık 
KUYUM: Aksesuar, küpe, bilezik 
KUZ: Dağın, güneş görmeyen yamacı 
KUZAY: Kuzey yönü, güneşin az olduğu yer,Karanlık ve soğuk yer 
KUZLAK: Bebe, yavru 
KUZU: 1- Koyun yavrusu 2- Yavru, bebe 
KÜÇ: Güç, dirayet, kudret 
KÜÇKARA: birl. Küç/Kara (Acı kuvvet) 
KÜÇEM: 1- Güç, kudret 2- zorba 
KÜÇEY: Güçlü, gücü yeten 
KÜÇİ: Güç, güçlük, zorluk 
KÜÇİN: An, kısa zaman parçası 
KÜÇKEY: Güçlü, zorlu 
KÜÇLÜK: Güç, güçlük, zorluk, kudret 
KÜÇÜK: Ufak, minyon 
KÜÇÜLÜ: Güçlü, zorlu 
KÜÇÜLÜK: Güçlük, güç, zorluk KÜÇÜM: Güç, kudret 
KÜKLER: Müneccim, yıldız falcısı 
KÜKREK: 1- Onur, gurur 2- Kükreyiş, kükreyen 
KÜL: 1- Ateş, ateşlilik, yakıcılık, yok edicilik 2- Yenilmezlik 3- Ulu, ünlü 4- Cesaret, gözü karalık 5-Göl, 
göl gibi geniş ve büyük 
KÜL TİGİN: birl. Kül/Tigin Birkaç anlam: 1- Ateş prensi 2, yenilmez prens 3- Ulu prens 4- Yok edici prens 
KÜLÇUR: Ululuk, yüksek mevki, saygıdeğerlik. 
KÜLE: 1- Güle , gülüş 2-Demet,bağ, deste 
KÜLEGEÇ: 1-Güleç, güler yüzlü 2-Name, melodi 
KÜLEGEN: Gülen, güler yüzlü 
KÜLEK: 1- Fırtına, kum fırtınası 2-Bakraç, tahtadan yapılmış yoğurt kabı 
KÜLEM: Bereketli, münbit 
KÜLER: birl. Kül/Er ..Ulu, saygın kişi. 
KÜLTEM: Deste, demet, buket 
KÜLÜG: (Külük) 1-Ünlü, meşhur, çok tanınan 3-Hızlı,seri 
KÜLÜNK: Kazma 
KÜMÜŞ: Gümüş 
KÜN: Gün, güneş 
KÜNANA: birl. Gün/Ana 
Şamanist gelenekte, göğün yedinci katına bakan tanrıça 
KÜNÇEK: Güneşlik, şemsiye 
KÜNDEŞ: 1- Gündeş, güneşe eş değerde 2- İzci, takipçi, halef 
KÜNDÜN: Gün ışığı 
KÜNDÜZ: Gündüz 
KÜNEŞ: Güneş 
KÜNGERÜ:Arzu, dilek, temenni 
KÜNG: Cariye, dişi köle 
KÜNİ: 1- Adil, adaletli, hukukçu, yasalara bağlı 2- İtaatkar, muti 
KÜNKAŞ: Danışma, nasihat 
KÜNTEM: Günlük, gündelik 
KÜNÜÇEN: Muti, itaatkar, saygılı 
KÜNÜLÜK: 1- Şemsiye, 2- Günlük, yevmiye 
KÜR: 1- Gür, sık, bol, bolluk 2- Canlı, diri, sağlam, sarsılmaz 3- Gürleyen, kükreyen, kabadayı, gözü 
kara, yürekli 4- Öz, maya, özünü yitirmemezlik 5- Düzen, düzenlilik 6- Çare, çözüm, deva 
KÜRÇE: Esas, asıl, maya, öz 
KÜRÇİ: Kabadayı, gözü kara 
KÜRHAN: (Gürhan) birl. Kür/Han 
Türk mitolojisinde, Kara Han’ın oğullarından 
KÜRİ: İç geçiren, imrenen, kıskanç 
KÜRKAN: birl. 1- Kür/Kan (Gür/Kan) 2- Damat (Körekan) 
KÜRMEN: Özlü, soylu 
KÜRÜGEN: 1- Gürgen 2- Köregen, damat 
KÜRÜM: Basiret, meleke 
KÜRÜNÇ: 1- Özlü, soylu 2- Düzen, düzenli 3- Kıskanç
KÜŞLİK: 1- Güçlük, güç, zorluk 2- Mutlu, mutluluk 
KÜŞÜM: 1- Ar, edep, hicap 2- Güç, güçlülük 
KÜVENÇ: Güvenç 
KÜVENÇİ: Güvence, garanti 
KÜZ: Güz, sonbahar, hazan 
KÜZNEK: Işık kırılması 
M harfi ile başlayan isimler 
MAMAK:Sakin, kendi halinde 
MAMAY: Sakin, munis 
MAMIŞ: 1- Saygılı, söz dinler 2- Saygı 
MANAS: 1- Huy, mizaç 2- Heybet, heybetli 
MANAY: Saha, bölge, mıntıka 
MANÇO: Mengü, sonsuz 
MANÇU: Mengü, sonsuz 
MANGALAY: 1- Alın, yüz, cephe 2-Süvari, iyi ata binen 
MANGU: Mengü, bengü, sonsuz 
MANGUR: Mangır, bakır para 
MANGUT: Ölümsüz, sonsuz MARAL: Ceylan, ahu türü bir hayvan 
MAYDA: Narin, ince, ince yapılı 
MENÇİK: Mülkiyet, mal varlığı 
MENDEŞ: (Menteş, mintaş) Acele, aceleci 
MENGİ: Mengü, bengi, bengü 
MENGİLİK: Sonsuzluk 
MENGÜ: Ebedi, sonsuz, sonsuza kalan, sonsuzluk, ölümsüzlük 
MENGÜÇ: Sonsuzluk, sonsuzluğa ulaşmış, ermiş, ulu, saygıdeğer 
MENGÜÇ ATA: birl. Mengüç/Ata 
Bilgi ve tecrübesine başvurulan ulu ve bilge kişi 
MENGEN: 1- Nişancı, iyi ok atan, okçu 2- Becerikli, mahir 
METE: 1- Soylu, saygıdeğer 2- Bütün, bütünlük, bütünlükçü 
METEHAN: birl. Mete/Han 
Hun kağanlarının en ünlüsü. Aynı soy ve kökten gelen boylar arasında, kan dökülmesini 
yasaklamış hepsinin tek bir devlet çatısı altında toplanması gerektiğini,bunun aynı zamanda Türk 
Tanrısı’nın bir emri olduğuna inanarak bu yolda mücadele etmenin ve bunun getireceği sonuçların,en 
büyük ve paha biçilmez bir mutluluk olduğuna inanmış, bunu da ayrıca,devlet politikası biçimine 
getirmişti.Türk töresine devlet idaresine sokan,ilk düzenli ve sınıflı kara ordusunu kuran,”Birleşik Türk 
Devletleri ülküsünü devlet siyaseti olarak ve bunu gerçekleştiren ilk Türk büyüğü. 
MİN: 1-Bin,bin sayısı. 2-ben,gamze 
MİNG:1-Ben,gamze 2-Huzur,refah 3-Bin sayısı 
MİNGAN: Benli,gamzeli 
MİNGİLİK: Rahat,huzur,refah 
MİNGİR: Çok külliyetli. 
MOĞOL:Kaygı,endişe,hüzün 
Oğuz’un amcası ve ilk kayın atası 
MOKAN: Büken, güçlü 
MONGUÇ: Atik, çevik, hamleci 
MOTUN: Bütün, bütünlük ( Mete Han’ın asıl adının bu olduğunu söyleyen tarihçiler de var.) 
MUGLU: Üzgün, hüzünlü 
MUNAR: Serap, algın 
MUNCUK: Boncuk, takı, mücevher 
MUNÇUĞ: (Boncuk) 
MUNG: 1- Hüzün, elem, üzüntü 2- Ming, ben, gamze 
MUNGLUĞ: (Mungluk) Üzgün, bunalmış, hüzzam 
MUNGUL: Hüzünlü, elemli 
MUTLU: Mutlu, mesut, bahtiyar 
MÜÇEK: öpücük, buse 
MÜGE: İnci çiçeği 
MÜLDÜZ: Berrak, saf 
MÜREN: Irmak, akarsu 
O harfi ile başlayan isimler 
OBA:1- Yurt, mekan, mesken,diyar, çadır, mahalle 2- kabile, aşiret 
OBAR: Ev, baraka 
OBEN: 1- Genç aygır 2- Erkek deve yavrusu 
OBULAZ: (Oblas, oflas) 1- Gözü pek, atılgan 2- Alicenap, yüce gönüllü. 
OBUT: Şeref, haysiyet 
OBUZ: Kaynak, menba 
OCAK: (Otak, odak) Ateşlik, ateş olan yer, ateş tüten yer. Mec. Ev, yuva, insan eğitiminin, başladığı,
insanın pişmeye ve biçimlenmeye başladığı yer. 
OCAKLI: Ocak sahibi. 
OD: Ot, ateş 
ODAK: Ocak, yanma, yansıma merkezi 
ODAKAN: Hanım ozan 
ODANA: birl. Od/Ana 
Şamanist gelenekte, “Dişi Melek” 
ODATA: birl. Od/Ata 
Şamanist gelenekte “erkek melek” 
ODÇU: Ateşçi 
ODGURMUŞ: 1- Oturmuş, oturaklı, sakin, kendinden emin 2- Yuva kuran, birlik kuran 
ODHAN: birl. Od/Han 
Şamanist gelenekte, “Ateş Tanrısı” OG: Ok (Doğma, doğum, yaratılış) 
OGAN: (Okan, Ugan) 1- Tanrı, Tanrılık vasıfları, yaratma, yaratış, doğuş, halik 2- Anlayış, zeka,bilgelik 3- 
Eski Türklerde, kan davalarına karşı çıkan, oba ve oymaklar arasındaki geçimsizliklerde,arabuluculuk 
yapan, “Barış Tanrısı” 4- Altay ve Tuna Türklerinde “ Ateş Tanrısı” 
OGLAĞU: Körpe, genç kız 
OGRAK: 1- Azim, kararlılık 2- Niyet 
OGRAŞ: Uğraş, mücadele, meşgale 
OGSAT: Benzer, benzerlik, benzeyiş 
OGTADURMUŞ: birl. Okda/Durmuş ( Bu ad, iki anlamda da yorumlanabilir. Akıllı, zeki Durmuş. Zor 
durumda kalan, zor koşullarda olan) 
OGUR: 1- Gizlilik, gizem 2- Uğur, baht, talih, mutluluk 
OGURLU: Uğurlu 
OGURMUŞ: Gizemli, ağzı sıkı 
OGUTUR: Gizli, gizemli 
OGÜN: birl. O/Gün (..Eski bir Türk geleneği olan, tarihin önemli ve özel günlerinin anısına verilen, o gün 
ya da o günlerin yıldönümüne denk düşen günlerde doğanlar için kullanılan bir ad. 
OĞÇU: Okçu, haberci, ulak 
OĞIRCIK: Uğurcuk 
OĞLAGU: Körpe kız 
OĞLAK: Keçi yavrusu 
OĞLAMAN: Bir yaşında doğum yapan, koyun ve keçi 
OĞLAN: Oğul, erkek çocuk, genç erkek 
OĞRAMIŞ: Uğurlu 
OĞRUN: 1- Gizli, gizemli 2- Yavaş, ağır 
OĞUL: 1- Oğlan, erkek çocuğu 2- Evlat, genel olarak, kız yada erkek çocuğu 
OĞULÇA: 1- Oğulcuk, biricik oğul, biricik evlat 2- En küçük oğul 
OĞULGANMIŞ: Oğlu olmayan 
OĞUR: 1- Uğur, talih, bahtiyarlık 2- Vakit, zaman, devir 
OĞUŞ: 1- Bolluk, bereket 2- Hısım, akraba, nesil 
OĞUZ: 1- Ok-Uz 2- Ağuz, ağız 3- Olağanüstülük 4- Çağrı, davet, toparlama 
birleştirme, yaratış 
OK: 1- Doğum, doğuş, yaradılış 2- Akıl, us 3- Dokunma, el sürme 4- Söyleyiş, çağırış, haber verme 5- 
Silah, yay ile kullanılan ok 6- Örgüt, teşkilat 
OKAN: 1- Ogan 2- Anlayış, fehim 
OKATMIŞ: (Okutmuş) Haberci, ulak 
OKÇI: 1- Okuyucu, haberci 2- Ok atan, okçu 3- Örgütçü 
OKIÇI: Davetçi, davetkar, çağırıcı 
OKİ: Çağrı, davetiye 
OKLAMIŞ: Ok atmış, savaşçı 
OKLU: 1- Akıllı, zeki 2- Örgütlü 
OKŞAK: Benzeyen, andıran, tanıdık, bildik 
OKŞAN: Benzeyen, okşayan 
OKTA: Akıllı, zeki, dahi 
OKTAR: 1- Okçu, iyi ok atan 2- Bilgili, akıllı, yaratıcı 3- Davetçi, davetkar 
OKUKLU: Alim, bilgin 
OKUMAGAN: Arif, eğitimsiz ama kendini yetiştirmiş, olgunlaşmış 
OKUNÇ: Toy ve düğün davetiyesi 
OKUŞ: 1- Bilgi, bilgelik 2- Bereket 
OKUŞLUĞ: 1- Alim, bilgin 2- Bolluk, bereket, bereketli 
OKUTGAN: Okutan, eğitmen 
OKUTAN: Eğitmen, öğretmen 
OKUV: Okuyuş, kıraat, çağırış 
OLAGAN: Olan, doğal, olumlu 
OLAM: Debdebe, gösteriş, tantana 
OLBAK: Oluş, oluşum 
OLCA: Ganimet, bolluk 
OLCAŞ: Tören, seremoni, tazim 
OLCAY: Tanrı sıfatlarından. Baht, talih, açık talih, ululuk 
OLCAYTU: Açık talih, bahtı açık, bereketli 
OLÇA: Ganimet, bereket 
OLÇAM: Ganimet, nimet, bolluk 
OLÇAR: 1- Saldırı komutu, saldırı 2- haber, havadis 3- Uygun, muvafık 
OLÇUM: 1- Olgunluk, olgun, yetişkin 2- Hüner, marifet 
OLGAÇ: Olgun, olmuş 
OLGUN: Yetişkin, olmuş, kamil 
OLUM: Oluş, doğuş, olmaya elverişli. 
OLUN: 1- Oluş, olgunluk, ağırbaşlılık 2- Genç, taze 3- Soyluluk OLUŞ: Oluşum, düzen 
OMAÇ: Amaç, gaye 
OMAK: 1- Soy, kan, soyluluk 2- Aile, akraba 
OMAY: (Umay) Seçkin, güzide 
OMRAK: Sevilen, maşuka 
OMUR: (Umur) 1- İlgi, heves 2- Güç, dayanıklılık, dayanıklı 
OMURCA: Sağlam, dayanıklı 
OMURTAG: Kartal yavrusu 
ONAK: 1- Onanmış, kabul görmüş 2- Sevgili, el üstünde tutulan 
ONAL: 1- Doğuş, ortaya çıkış 2- Sağlam, dayanıklı 
ONANLI: Sağlam, meyin, mütehammil 
ONANMIŞ: Sağlam, bayındır, destekli 
ONAT: 1- Sağlam, dayanıklı 2- Yakışıklı 3- Terbiyeli, iyi davranışlı 
ONATÇA: Makbul, hatırşinas 
ONAY: 1- Sağlam, dayanıklı, uygun 2- Makul, kabul,tasdik 
ONG. 1- Sağlamlılık, kalıcılık, dayanıklılık 2- İyilik, rahmet, bereket, bolluk 3- Sevinç, neşe, mutluluk 
ONGAN: 1- Uğurlu, mutlu, bahtiyar 2- Verimli, gelişkin 3- Bayrak, simge, totem 
ONGU: 1- Kar, kazanç 2- Set, sütre 
ONGUÇ: Karlı, kazançlı, verimli, uğurlu 
ONGUDAY: Karlı, kazançlı 
ONGUN: 1-Bolluk ve bereket tanrısı. 2- Uğurluluk, verimlilik, kalıcılık 3- Av totemi, kutsanmış av hayvanı 
4- Totem, sembol, bayrak, flama 
ONGUR: Kurtuluş, salah 
ONGUT: Koruyucu, muhafız, kale muhafızı 
ONUK: 1- Sağlıklı, dayanıklı 2- Uğurlu, aziz, saygıdeğer 3- Usul, yol, teamül 4- Yararlı, faydalı 
ONUŞ: 1- Bereket, bolluk, verim 2- Uğur, talih 
OPAK: (Apak) Temiz, bakımlı 
OPAN: Mağara, delhiz 
OPÇIN: (Apçın,afşın) Zırh, demirağ 
OPUR: Obur, iştahlı 
OPUZ: Katı,sert 
OR: 1- Yer, durak, bölge 2- Doğramak, biçmek 3- Mevki, mertebe 4- Düzen, kuruluş 
ORAK: Doğramak, kesmek, doğrayıcı, biçici 
ORAN: 1- Taht, şeref makamı 2- Yüksek mevki, yüksek derece 
ORAY: birl. Or/Ay 1- Aynı, eşit, eş değerde (Kırgızlarda) 2- Fırsat, hamle 
(Kazaklarda) 
ORAZ: (Uraz, uras, ıraz) Şeref, onur, talih 
ORÇUN: 1- Kesici, keskin, doğrayıcı 2- Bölge, vilayet 3- Onurlu, ahlaklı, iyi huylu 
ORDA: Orta, merkez (Kağan veya Han otağının bulunduğu yer) 
ORDU: (Orda) 1- Orta, çekirdek, merkez 2- Silahlı ve düzenli topluluk 
ORDUCA: 1- Ordu ile ilgilenen 2- Ortaca, ortanca 
ORGA: Bayrak, flama 
ORGARUN: 1- İstihkam 2- Bayraklı, bayrak sahibi 
ORGİR: Kesici, biçici 
ORGUN: Sırdaş, sır saklayan, ketum 
ORHUN: Sır saklayan, sırdaş, gizli, gizemli 
ORMAG: Doğramak, biçmek 
ORMAN: Ağaçlık, bölge 
ORMUŞ: Doğrayan, biçen 
ORNAK: 1- Taht, tahtırevan 2- yer, yöre 
ORPAG: Menşe, kök, nesep 
ORTAÇ: 1- Ortadaki, ortanca 2- Ilımlı, dengeli 
ORTAÇI: Ilımlı 
ORTAĞ: Ortak, ortalama, ortada buluşma 
ORTUG: Ortak, pay sahibi 
ORUK: 1- Yol, eylem, gidişat 2- Çare, çözüm, imkan, uygunluk 
ORUM: Mera, otlak 
ORUN: 1- Makam, mevki, özel yer, şerefli yer, taht 2- Karargah, görev yeri 
ORUNÇ: Hediye, bahşiş 
ORUNÇAK: 1- Oya, işleme 2- Rehin, emanet 
ORUNDUK: Koltuk, iskemle 
ORUNGULUK: Bayrak, flama 
ORUNLUG: Taht, makam 
ORUNTAG: Yüksek mevki, makam 
ORUS: 1- Talih, uğur, baht, mutluluk 2- Amaç, hedef
OSKAY: 1- Hamarat, işgüzar 2- Neşeli, şen 
OT: 1- Ateş, ocak, ev 2- Nebat, bitki OTACI: (Utacı) 1- Doktor 2- Eczacı, ot ve bitkilerden ilaç yapan kişi 3- kam, baksı 
OTAĞ: 1- Oda, içinde ateş yakılarak oturulabilen büyük ve geniş çadır 2- Yeni evlenenlere armağan 
edilen ev, çadır 
OTAĞA: birl. Ot/Ağa ..evin reisi, aile reisi, evde sözü geçen kişi 
OTAK: Yeni evlenenlere armağan edilen ev, çadır, oda 
OTAMIŞ: Doktor, hekim 
OTANCAK: İlaç, merhem, deva 
OTAR: Geçici, fani 
OTÇİGEN: birl. Ot/Çigen (“Ot/Tigin” adının , Moğol ağzındaki söylenişi.) 
OTGUN: Kabadayı. 
OTKUN: Kabadayı. 
OTLUĞ(K): Ateşli 
OTMAN: Ailenin en küçük oğlu .Ocağın ateşini yakıp ısıtacak ve devamlılığı sağlayacak olan, Çok 
eskilerden beri süregelen,Türk töresince çocuklar arasındaki paylaşımlarda ev , en küçük çocuğa kalır. Bu 
yüzden ilerde evin yada mülkün idaresi küçük oğlandadır. Yani, ocak,onunla yanmaya devam edecek,aile 
oba yada oymağın yaşamı onun sayesinde sürecektir. Bu çocuklara içeren ”Otman,Ot Tigin,Othan” vb. 
adlar verilir. 
Otmanlı devletinin kurucusu ve ilk hanı. Ertuğrul Beğ’in en küçük oğlu. Daha Ertuğrul Bey 
ölmeden,Töreye göre,birçok mal mülk, büyük çocuklara, beylik, en küçük olan Otman’a geçmişti. 
OTMAR: Ateşli, ateş saçan 
OVAT: Düzgün, muntazam 
OVLAZ: Gözü pek, atılgan 
OVMAÇ: El ile yoğrularak yapılan yiyecek 
OY: 1- Düşünmek, düşünce, fikir 2- Çukur 
OYA: 1- Oyularak yapılan elişi, işleme 2- Emanet, rehin 3- Sempatik, minyon 
OYAN: 1- İman, inanç 2- Düşünce, efkar 
OYAZ: Çukur, kuyu 
OYBAK: Çukurlu vadi 
OYBAT: Oyuk ve çukurlu yer 
OYGAK: 1-Oya, rehin 2- Uyanık, müteyakkız 
OYGUR: Dere yatağı, dere oyuğu 
OYINLI: Düşünceli, efkarlı 
OYLUM: 1- Çukur, kuyu, boşluk 2- Kurucu, kuruntu, yormak 
OYMAK: Yığın, kitle. Türklerin sosyal birimleri içindeki sıralamada, Obadan büyü Boy’dan küçük olan 
akrabalar topluluğu 
OYMUR: Dere, dere yatağı 
OYNAK: Maral, ceylan, vb. Hayvanların bir arada olup su içtikleri kuyu, su birikintisi 
OYRAM: Girdap, anafor 
OYRAT: Derin, oyuk, derinleşmiş 
OYTUN: Kutsanmış, mübarek 
OYUR: Vücut, endam 
OZ: İleri, ön, önde 
OZA: Kadim, eski, ezeli, hep var olan 
OZAĞI: Tecrübeli, bilgili, uzman 
OZAMIŞ: Uzamış, uzman, usta işinin ehli 
OZAN: (Uzan) Öncü, herkesin önünde olup hitap eden, şiir yazan ve okuyan, kopuz çalarak şiir okuyan 
ve yazan. Usta, işinin ehli 
OZAR: Uzman, usta, bilir kişi 
OZGAN: Kademeli, dereceli, öncelikli 
OZMAN: Uzman 
OZMUŞ: Uzmanlaşmış, yetik 
OZUL: Esas, kaide 
OZUT: İkamet, ikametgah 
OZUTGAN: İleride, ilerici 
Ö harfi ile başlayan isimler 
ÖBEK:Küçük grup, tim, takım, parça 
ÖBGE: Ced, Ata, Soy 
ÖCAL: birl. Öc/Al intikamcı 
ÖCEK: 1- Esinti, hafif yel 2- Burç 
ÖCÜT: İntikam, öç 
ÖDEM: 1- Borç, bakiye 2- Ödül, mükafat 
ÖDEMİŞ: 1- Eczacı, doktor 2- Ricacı, yakaran 3- Borçsuz, bakiyesiz 4- Ödül veren ÖDEN: 1- Ricacı, duacı 2- Ödül 
ÖDGÜLMÜŞ: 1- Övülmüş, övülen, başarılı, ödül almış 2- Ricacı, duacı 
ÖDGÜR: Uygun, yerinde, vaktinde 
ÖDRÜM: Seçkin, mümtaz 
ÖDÜGET: Ricacı, yakarıcı, duacı 
Yakutlarda, “ Akarsular Tanrısı” 
ÖDÜK: Rica, yakarı, dua, niyaz, arzu 
ÖDÜL: 1- Usluluk, akıllılık 2- Yüceltme, ululama, mükafat 
ÖDÜN: 1- Ödeme, ödeyiş 2- Yakarış, niyaz 
ÖDÜŞ: Vakit, devir 
ÖG: (Ok) Ana, anne, yaratan, doğuran 
ÖDGÜL: Övülme, övünç kaynağı, övülme nedeni 
ÖGE: (Öke) Dahi, çok zeki, çok akıllı 
ÖGEÇ: İki yaşına gelmiş koç 
ÖGEL: 1- Zeki, akıllı, aklı başında 2- Burç 
ÖGET: 1- Akıl, zeka, akıllılık, 2- Sevgi, muhabbet 
ÖGİR: Sevinç, neşe, eğlence 
ÖGLÜ: Dahi, çok akıllı 
ÖGREDİK: 1- Mürebbiye, eğitmen, yetiştirici, öğretmen 2- İdman, talim, antrenman 
ÖGRÜ: 1- Öğrenilecek olan 2- Arkadaş, refik 
ÖGÜŞLÜ: Övülen, methedilen, övülmeye layık 
ÖGDÜ: Övme, methiye 
ÖGDÜM: 1- Övülen, methedilen 2- Önce, öncelikli 
ÖĞER: Övücü, methedici 
ÖĞLEŞ: Akıl birliği, fikir birliği 
ÖĞREK: Toplantı yeri, cemiyet , dernek 
ÖĞREN: Öğrenmekten 
ÖĞRET: Gelenek, terbiye 
ÖĞREYÜK: Gelenek, görenek, terbiye 
ÖĞRÜK: Munis, cana yakın, el üstünde tutulan 
ÖĞRÜNÇ: 1- Deneyimli, bilgili, öğrenmiş, ders almış, yetişmiş 2- Hoşnutluk, memnuniyet 
ÖĞTÜ: Metih, övme, ululama 
ÖĞTÜR: Övme, methedici 
ÖĞÜÇÜ: Övücü, methedici 
ÖĞÜLMÜŞ: Başarılı, destekli, övülmeye layık 
ÖĞÜN: 1- Öğünmek..ten öğün 2- İtina, dikkat 3- Sıra
ÖĞÜNÇ: Övünç, iftihar, övünme gerekçesi, iftihar vesilesi 
ÖĞÜNÇEK: Öğünmeye değer, öğünme nedeni 
ÖĞÜNMÜŞ: Övünmüş, övünmeyi hak etmiş, gururlu 
ÖĞÜNÜR: Gururlu, mağrur 
ÖĞÜR: Över 
ÖĞÜT: 1- Anlayış, kavrayış 2- Nasihat, tavsiye, deneyim aktarımı 
ÖK: (ög) 1- Öz, doğuş, oluş, gelişme 2- Zeka, bilme, us, yetenek, ana, doğuran 
ÖKÇİ: Okeci, çağırıcı, davet edici, davetiye veren kişi 
ÖKÇÜR: Zeki, anlayışlı 
ÖKE: Dahi, yanılmaz, bilge, çok akıllı 
ÖKER: Dahi, süper zeka 
ÖKERMAN: Dahi, bilge, yanılmaz 
ÖKLÜ: 1- Dahi, akıllı 2- Egemen, denetimci 
ÖKSÜM: Arzu, murat 
ÖKSÜZ: Desteksiz, arkasız, oluşumsuz, gelişmeye engel durumu olan, (Halk arasında, anası
olmayan, ölen ya da ayrı olan çocuklar için de bu adın kullanılmasındaki neden, ananın, çocuğun yetişme 
ve gelişimindeki önemine atfendir.) 
ÖKTE: 1- Ökeli, akıllı, dahi, yanılmaz, deneyimli, bilgili 2- Azametli, gösterişli 
ÖKTEM: 1- Akıllı, bilge 2- Asi, başına buyruk, pervasız 3- Meşhur, gösterişli 4- Bahar, ilk yaz 
ÖKTEN: 1- Akıllı, bilinçli 2- Kahraman, cesur, korkusuz, başına buyruk 
ÖKÜÇ: 1- Çok, çokluk, bolluk 2- Akıl, us, bilinç 
ÖKÜN: Kendine dönüş, öze dönüş 
ÖKÜNMÜŞ: Özüne bağlı, özüne dönen 
ÖKÜŞ: 1- Çok, çokluk, bolluk, bereket 2- Akıl, bilinç, bilinçli 
ÖKÜŞ KARA AÇKI: birl. Öküş/Kara/Açkı mec. Keskin zekalı 
ÖKÜZ: 1- Irmak, nehir, büyük akarsu 2- Uzman, bilge, ehil, dahi 
ÖLÇER: 1- Mühendis 2- ağırbaşlı, ölçülü 3- Savaş buyruğu, saldırı buyruğu 
ÖLÇÜM: 1- Adap, usul, erkan, yol 2- Ağırbaşlılık 
ÖLMEZ: 1- Dirayetli, dayanıklı 2- Çok sevilen, unutulmaz, iz bırakmış 
ÖN: 1- Doğu, güneşin doğduğu yön 2- İlk, başlangıç, doğuş, meydana geliş 4- İlke, öncelik, 
prensip,temel ÖNAL: birl. Ön/Al Öncü, lider, önde olan 
ÖNALAN: birl. Ön/Alan, lider, öncü 
ÖNALDI: birl. Ön/Aldı, lider, öncü 
ÖNCEK: Önce, önceki, selef 
ÖNCEL: 1- Selef, daha önceki 2- Önde olan, öncü, rehber 3- Öncelikli, imtiyazlı 
ÖNCELİK: İmtiyaz, torpil 
ÖNCÜ: 1- İlk, orijinal 2- Lider, yol açan, önde olan 
ÖNCÜL: 1- Öncü, önde, rehber 2- Birinci, ilk 
ÖNÇEK: Önceki, önceki, selef 
ÖNDAŞ: Aynı öncelikte, aynı imtiyazı paylaşan 
ÖNDE: Öncü, önceki 
ÖNDEGÜN: birl. Önde/Gün 1- Önemli gün 2- Önceki gün
ÖNDER: Önde olan öncü, lider 
ÖNDEŞ: Yol açan, rehber, mihmandar 
ÖNDÜÇ: Öncü, mihmandar 
ÖNDÜL: 1- En önde, en öndeki, öncü 2- Öncelik, imtiyaz 
ÖNDÜN: 1- Peşin, peşinat 2- Önde, önde gelen 
ÖNE: İleri, ileride, ötede 
ÖNEK: Dayanak, direk, destek 
ÖNEL: 1- Usta, uzman, pir 2- Vade, mühlet 
ÖNEM: Öncelik, imtiyaz, değer, kıymet, hassasiyet 
ÖNEN: 1- Önde olan, öne geçen 2- Bağlılık, sadakat 
ÖNER: birl. Ön/Er Öncü, rehber, kılavuz 
ÖNEY: 1- Öne geçen, önde gelen 2- Yükseklik 
ÖNG: İlk, birinci, başta gelen 
ÖNGEL: 1- Ağırbaşlı, olgun 2- Öncü, öncülük eden 
ÖNGEN: 1- Zafer, utku 2- Uzun boylu, levent 
ÖNGER: Hiddetli, asabi 
ÖNGİ: (Öngü) 1- Değişik, farklı, sıra dışı 2- Önce, öncelikli 
ÖNGÜÇ: 1- Öncü, kılavuz 2- Atak, atik, hareketli 3- Delil, kanıt, ispat 
ÖNGÜK: Yastıkların ucuna yapıla işleme 
ÖNGÜL: Yol gösteren, ön ayak olan 
ÖNKUZU: birl. Ön/Kuzu mec. Kurban, kurbanlık 
ÖNÜÇ: Önce, önceki, selef 
ÖNÜM: 1- Birinci, ilk 2- Hasılat, ganimet, kar 
ÖNÜR: Başlangıç, siftah 
ÖNÜRT: Önce, öncelik 
ÖNÜT: Önce, öncelik 
ÖPGİNE: Öpücük, buse 
ÖPKE: İç geçirme, öfke, hırs 
ÖPÖZ: Can, ruh, nefs 
ÖRÇÜM: Üreyiş, gelişim, büyüme 
ÖRÇÜN: İpten örülmüş merdiven 
ÖREN: 1- Örme yapan, örücü 2- Eskiden kalma kalıntı, kalıntı kent ya da mezar 
ÖRGE: 1- Örnek, motif, örgü örneği 2- Şahika, yükseklik 
ÖRGEN: 1- Örülü ip, urgan 2- Keçi kılından yapılan ip 
ÖRGÜÇ: 1- Dokuma aleti, dokuma tezgahı 2- Mevki, mertebe 3- Tümsek, tepe 
ÖRİKLİ: Şeciyeli 
ÖRKEN: 1- Urgan, örülü ip 2- Fidan 
ÖRKİN: 1- Fidan 2- Taht, tahtırevan 
ÖRNEK: Numune, standart, ölçü 
ÖRPEN: 1- Örtülü, kapalı, gizli 2- Alev, alev ışığı
ÖRS: Üzerinde metal maden dövülen demir kütle mec. Dayanıklılık 
ÖRTE: Örtü, örtülü 
ÖRTGÜN: Samanı ayrılmış, harmanlanmış tahıl 
ÖRTÜN: Omuz üstüne alınan örgülü giyecek, pelerin 
ÖRÜÇ: Örgü malzemesi, dokuma tezgahı 
ÖRÜM: Çit, ağıl 
ÖRÜN: 1- Saç örgüsü, belik 2- Beyazlık, temizlik 3- Gökyüzünün bulutsuz hali 4- Ürün, hasılat 
ÖRÜNDÜ: Arı, temiz, saf, pakize 
ÖRÜNDÜL: 1- Seçkin, güzide 2- Saf, temiz, pak 
ÖS: Gerçek, hakiki 
ÖSRÜK: 1- Mert, özü sözü bir 2- Esrik, kendinden geçmiş 
ÖSTERİŞ: Fantezi, hayal, fantastik 
ÖTER: 1- Ricacı, yakaran 2- İleri, ileri geçmiş 3- Çığırıcı, ötücü, okuyucu 
ÖTGEN: Geçmiş, aşmış, ötede olan 
ÖTGÜR: Delici, delip geçen ÖTİLİG: İtibarlı, saygıdeğer, muhterem 
ÖTKER: 1- Ricacı, duacı 2- Geçici, fani 
ÖTNÜ: Rica, yakarı, istirham 
ÖTÜG: (Ötük) Arz, niyaz, rica, dua, dilek 
ÖTÜGEN: (Ötüken) 
ÖTÜKEN: 1- Ricacı, duacı, niyazcı, Tanrıya yakaran 2- Geçmiş, mazi, onurlu ve övünçlü mazi 
ÖTÜN: 1- Ödün, verme, bağış, mağfiret 2- Yakarı, yalvarış, niyaz 
ÖTÜNÇ: 1- Rica, dilek, maruzat, istirham 2- İltimas, tarafgirlik 
ÖVET: Övüş, övgü 
ÖVGÜ: Övme, methetme 
ÖVGÜN: Övülen, övülmeye layık 
ÖVÜÇ: Övünç, iftihar 
ÖVÜL: Övülen, övülmeye layık 
ÖVÜNÇ: Övülmeye yol açan davranış, gurur ve onur kaynağı 
ÖVÜT: Öğüt, nasihat 
ÖYKE: Öfke, hiddet, hınç 
ÖYKÜ: 1- Taklit, benzeme, benzetme, 2- Hikaye 
ÖYKÜNÇ: Eğilim, benzeme, taklit etme eğilimi 
ÖYLEK: Zaman, devir 
ÖYÜK: Coşku, coşkunluk, tezahürat 
ÖZ: Kişinin “ben” derken, anlatmak istediği, tinsel varlık. 1- Ben, tin, can, ruh, gönül 2- Asıl, esas,temel, 
unsur 3- Şahsi, kişisel, kendi, kendine aitlik 4- Uz, uzluk, ustalık 5- Dere, ırmak 
ÖZAK: birl. Öz/Ak mec. Soylu 
ÖZBEK: birl. Öz/Bek mec. Cesur, kendine güveni tam 
ÖZBİR: birl. Öz/Bir mec. Soylu 
ÖZDEK: 1- Madde, temel, asıl, yapı, kuruluş, oluş, oluşum 2- Beden, vücut 3- Ağacın, köküne yakın olan
kısım 
ÖZDEL: 1- Soylu 2- Armağan, hediye 
ÖZDEN: 1- İçten, samimi 2- Ender rastlanan, olağanüstü 3- Akraba, hısım 4- Armağan, hediye 
ÖZEK: 1- Temel, asıl, üs, merkez 2- Can, ruh, gönül
ÖZEL: 1- Ayırt, fark, farklılık 2- Uzman, usta, kalifiye 3- Kişiye özgü, kişisel 
ÖZEN: 1- İçten, samimi 2- Dikkat, itina, emek, heves 3- Irmak, küçük akarsu 
ÖZENÇ: 1- Gıpta, heves 2- Direnç, gayret, dik başlılık 
ÖZERK: birl. Öz/Erk Kendine egemen, kendine sözü geçen 
ÖZGE: Ben’in karşıtı. Başka, öteki, yabancı, ,gayrı
ÖZGEL: Öze ait, özden gelen, samimiyet 
ÖZGERİŞ: 1- Hayal, kurgu, fantezi 2- Devrim, başkaldırı 
ÖZGÜ: Öze ait, özle ilgili, ait, has, mahsus 
ÖZGÜN: Öze ait, özüne ait, orijinal, kendine has 
ÖZGÜR: Hür, bağımsız, kendinden başkasını dinlemez 
ÖZGÜVEN: birl. Öz/Güven Cesaret, kendine güvenme, kendinden emin olma, kendinden bilgi, beceri ve 
konumundan kuşku duymama 
ÖZİ: Fert, Şahıs 
ÖZİÇ: Varlık, şahsiyet 
ÖZİL: birl. Öz/İl mec. Anayurt 
ÖZKER: 1- Ulu ruhlu kişi 2- İyilik sever, hayırsever 
ÖZKONUK: Can, ruh 
ÖZLEK: 1- Üretken, münbit 2- Felek, talih 3- Özel, şahsi, kişisel 
ÖZLEM: 1- Öz’ün ilgisi, ilgi duyarak yönelişi, hasret 2- Özel, hususi, kişisel 
ÖZLEN: 1- Özlenen, aranan 2- Dürüst, özü sözü bir 3- özel, hususi, kişisel 
ÖZLEŞ: Kendine dönüş, kendinden veriş 
ÖZLÜ: Orijinal, sağlam 
ÖZLÜK: Şahsi, özel, kişisel 
ÖZMEN: Dürüst, özü sözü bir 
ÖZRÜM: Seçkin, seçilmiş 
ÖZÜÇ: Vücut, gövde, endam 
ÖZÜM: Kendine katma, kendine çekme, kendinden yapma
ÖZVEREN: birl. Öz/Veren mec….Fedakar, fedai 
ÖZVERİ: birl. Öz/Veri …Fedakarlık 
P harfi ile başlayan isimler 
PARS:Leopar 
PARSAK: 1- Acıma duygusu, merhamet 2- Porsuk PAŞA: Baş komutan, general. ( Bu sözcük, bazı dilbilimcilerimize göre, Baş-Şad, bazılarına göre de Baş- 
Ağa birleşimi ve zamanla ağız değişimiyle bu biçime gelmiştir. 
PEÇEN: Çayır, çimen, çayırlık, otlak 
PEÇENEK: 1- Otlak, çayırlık 2- Bacanak 
PEK: 1- Berk, katı, sıkı, sert, kuvvetli, dayanıklı 2- Bey sözcüğünün, değişik ağız ayrılığı Bek, beg,beğ, 
bey vb. 
PEKİŞ: Sıklık, sertlik, pekişmişlik 
PELEN: İyi, ehven 
PELİN: Acı ve keskin kokulu bir yayla çiçeği 
PELİT: Meşe ağacının çiçeği 
PERİNÇEK: (Berincek) 1- Sadık, içten bağlı 2- Fedakar 
PINAR: Kaynak, kaynarca, göze 
PIŞGAN: Olgun, pişkin 
PİŞKİN: Olgun, pişmiş 
PUSAT: (Busat, basat) 1- Silah 2- Zırh, koruyucu 
PUSUG: Pusu 
PUSUN: Pusu, pusma, sinme 
PUSUNÇ: İltica, sığınma, sinme, pusma, sığınmış, mülteci 
PÜSKÜL: Sarkık, asılı duran süs, aksesuar 
S harfi ile başlayan isimler 
SABA:(Sava) 1- (Sapa, sopa) Sopa, değnek, savma aleti, savaş aleti 2- Söz, iddia, hitap 
SABACI: 1- Sopacı, sopayla dövüşen 2- Konuşmacı, hatip 
SABAK: (Savak) 1- Sopa, cop sopa kullanan, dövüşçü, sopa ile dövüşen 2- Kımız saklamak için beygir 
derisinden yapılan tulum 
SABAR: 1- Sapar, savar, döver, sopayla döven 2- Savar, savaşır, savaşçı 3- Hatip, konuşmacı 
SABI: 1- Sopa, cop 2- Savaş, dövüş 3- Söz, sohbet 
SABU: 1- Sopa, cop, değnek 2- Savaş, dövüşçü, dövüş ustası, savaşçı 
SAÇA: Saçı, bahşiş, armağan 
SAÇAN: 1- Cömert, dağıtan, harcayan 2- Yayıncı, yayın yapan 
SAÇI: 1- Armağan, bahşiş 2- Adak, inanç gereği dağıtılan nesne 
SAÇILIK: Armağan, hediye, bahşiş 
SAÇUK: 1- Eli açık, cömert 2- Armağan, bahşiş 3- Aleni, saklısız, gizlisiz 
SADAK: Okların, içinde muhafaza edildiği torba ok torbası 
SADU: İyi, çok iyi, ala 
SAGAY: 1- Düşünceli, Düşünen, sakınan 2- Özleyen, özlemiş, özlem oymaklarından 
SAGIM: 1- Emel, arzu, Murat 2- Düşünce, fikir, düşünceli, fikir sahibi 3- Sağlamlık,dayanıklılık 
SAGIN: 1- Özlem, hasret 2- Düşünce, plan, tasarım 3- Davet 4- Kıvılcım 
SAGINÇI: Sagınan, düşünen, özleyen, sakınca duyan 
SAGU: Ağıt, mersiye 
SAGUNDU: Özlenen, düşünülen, kollanan 
SAGUNDUK: Özlenen, düşünülen, özlemeye değer 
SAGUNUR: Düşünce, tasarım 
SAĞ: 1- Sağlık, dirilik, canlılık, yeterlilik 2- Akıl, fetanet 3- Doğruluk, inanırlık 4- Halis, saf, net 
SAĞ BİLGE: birl. Sağ/Bilge Doktor, sağlık uzmanı 
SAĞAN: Doğan türü, yırtıcı avcı bir kuş 
SAĞANAK: Sağanak, sert ve hızlı yağan yağmur 
SAĞANÇIĞ: Nefs, can, ruh 
SAĞBİLİ: birl. Sağ/Bili (Bilig) Sağduyu, hikmet 
SAĞDAÇ: Sağlıklı günlerin arkadaşı, can yoldaşı 
SAĞDIÇ: Sağdaç “ Damadın en yakın, en güvenilir arkadaşı” 
SAĞIK: 1- Düşünceli, planlı 2- Sağ, diri, uyanık 3- Ateş, kıvılcım, ateşli 
SAĞIM: 1- Yaşam, sağlık 2- Serap, algın 
SAĞIN: 1- Düşünce, tasarım 2- Özlem 3- Ateş, kıvılcım 
SAĞINÇ: 1- Kurgu, hayal 2- Sakınca, mahsur, endişe 3- Özlem 
SAĞIŞ: Hesap, matematik, sayış 
SAĞLAM: Sağlıklı, güçlü, dayanıklı, dirençli 
SAĞLI: (Sağlık) Diri, canlı, sağlıklı 
SAĞLICA(K): Sağlıklı, diri, esenlikli 
SAĞMAN: Sağlıklı, güçlü 
SAĞNAK: (Sağanak) 
SAĞRAK: İçki içilen kap, kupa, kadeh 
SAĞRI: 1- Sağrak 2- Sarı SAĞUNÇAK: Ağıt, mersiye 
SAĞUNMUŞ: 1- Özlem içinde olan 2- Düşünen, düşünceli 3- Davet eden, davetkar 
SAKA: 1- Akıllı, arif 2- Düşünceli, kaygılı 3- Sakal 4- Saklı, saklayan, koruyan 
SAKAR: 1- Alnında beyaz lekesi bulunan at 2- Uğursuz, sakıncalı 
SAKÇI: Koruyucu, muhafız 
SAKIK: Çoban yıldızı 
SAKIN: 1- Düşünme, tasarım, kaygılanma, kaygıyı ortadan kaldırma eylemi 2- Saklama, 
koruma,esirgeme 3- Uzaklaşma, ayrılma 
SAKINÇ: Düşünce, kaygı 
SAKIŞ: Kaygı, endişe 
SAKLI: 1- Korunmuş, mahfuz, esirgenen 2- Zinde, dinç, sağlıklı 
SAKLICA: 1- Gizli, örtülü, korunan 2- Hazine, mücevher 
SAKLIÇAK: 1- Gizli, gizlenmiş, örtülü 2- Yaşam, sağlık, esenlik 
SAKMAN: 1- Uyanık, diri, sağlam 2- Sokman, dize kadar çıkan çizme 
SAL: 1- Saldırı, saldırmak 2- Salmak, bırakmak, azat etmek, serbestlik 3- göndermek, 
yaymak,ulaştırmak, uzatmak 
SALAÇAK: Salınan, bırakılan, salınmış 
SALACUK: Saldıran, saldırıcı, gönderici 
SALAMAN: Salınan, bırakılan, azat edilen, serbest, azade 
SALAMIŞ: 1- Saldıran, düşmana karşı hamle ve manevra yapan 2- İyi kılıç sallayan, silahşor 
3- Salmış, köle azat etmiş 
SALANÇU: Saldırgan, iyi kılıç kullanan 
SALAR: 1- Ordu sevk eden 2- İyi kılıç kullanan, silahşor 
SALÇI: 1- Salıcı, sevk edici 2- Salan, serbest bırakan 3- Karahanlılar döneminde, saray aşçılarının 
unvanlarından 
SALÇUK: 1- Salınmış, azat edilmiş, saltuk, eski köle 2- Başına buyruk, bağımsız, otoriteye karşı çıkan 3- 
Saldıran 4- Silahşor, iyi silah kullanan 5- Küçük yel, esinti 6- Haber salan, mesaj yollayan 
SALDIRAN: Hücum eden, asker sevk eden 
SALDIRGAN: Saldırıcı, hücumcu 
SALDIRI: Hücum, taarruz 
SALDIRMIŞ: Hücum etmiş, taarruz etmiş 
SALDUR: Saldırı 
SALGARA: Salınmış, azade, başına buyruk, otorite tanımaz 
SALGIN: 1- Serbest, bağımsız 2- Serap, hayal 
SALGUR: Atak, tetik, saldırmaya hazır 
SALGUT: Mebus, vekil. Eskiden bir bölgeyi temsilen, Kağan’a (Başkente) gönderilen kişilere 
verilen unvan 
SALIK: 1- Vergi, vergi borcu, haraç 2- Haber, öğüt, tavsiye 
SALIKÇU: Haberci, öğütçü 
SALIM: 1- Serin esen yel, serinlik 2- Ferman, emirname 3- Üzüm demedi, salkım 
SALIN: 1- Serbest, serbestlik, salınma, boy gösterme 2- Jest, eda 3- salıncak 
SALINMIŞ: Serbest, azade, salaman 
SALKIM: Salınmış, sarkık 
SALTUK: 1- Serbest bırakılmış, azade, hürriyetine kavuşmuş eski köle 2- Başına buyruk, bağımsız 
SALTIN: Yalnız, yalnızlık içinde, tek kalmış 
SALUK: (Salık) Serbest, azade, hürriyetine kavuşmuş
SALUM: 1- Özgürlük, azat 2- Kılış, silah 
SALUN: 1- Jest, mimik, eda, cilve 2- Boy gösterme, ortaya çıkma 
SALUNDU: 1- Özgür, hür 2- Edalı, boy gösteren 
SALUR: 1- Saldıran, saldırgan, asker salan 2- Silahşor, iyi silah kullanan 3- Saldırma, kılıç, 
silah 4- Serbest, azade 
SAMSA: Baklava türü bir hamur tatlısı 
SAMUKA: İnatçı, dirençli 
SAN: Sanmak, saymak, var kabul etmek 
SANAGA: 1- Serap, hayal 2- Niyet, maksat 
SANAĞ: Hesap, matematik 
SANAK: Matematik 
SANÇAK: Ucu sivri mızrak 
SANÇAR: Saplayan, batıran, dürten, mızrak kullanarak sançan, sançıcı, iyi silah kullanan 
SANÇI: 1- Ucu sivri demir, silah 2- Sivri bir aletin, vücuda değince verdiği acı 3- Acı duymak 
4- Hayalet 
SANÇIĞ: Ucu sivri demir, kargı 
SANÇIŞ: Hamle, kılıç veya kargıyla yapılan dürtüş 
SANDUGAÇ: Bülbül 
SANEK: Hayran, meftun 
SANG: San, düşünce var sayma 
SANGI: Hayal, serap SANIR: 1- Hayal 2- Burç 
SANKUR: Hayret, şaşkınlık 
SANLAV: Hürmet, saygı 
SANLI: 1- Sanıcı, düşünücü 2- Şüpheci 
SANSAK: Anlayış, intiba 
SAPA: 1- Sopa, değnek 2- Kılıç sapı, kabza 3- Aykırı, farklı, başka 
SAPAK: 1- Sopa 2-Aykırı, aykırılık 
SAPAR: 1- Sabar, döver, dövücü 2- Aykırı, farklı 3- Kabza 
SAPURLUŞ: Devrim, ihtilal, ayaklanma, ayrılma 
SARAR: Saran, sarıcı, sarma eyleminde olan, ören, örücü 
SARGIN: 1- Sevimli, sempatik, çekici 2- Sargı, sarılı, örülü 
SARGUT: 1- Güneş ışığı 2- Bağış, ihsan 
SARI: 1- Sarı renk, sarışın 2- Sarılı, sarılmış, saran, sarılma 
SARICA: Sarılı, sarı gibi, sarıya çalan 
SARIG: Sarılı, sarılmış, örgülü 
SARIL: Sarılmaktan…sarıl, mec. Sevgili, saygılı, cana yakın 
SARIM: 1- Suyu süzmeye yarayan, ince dokuma 2- Sarma, sarılma 
SARIP: Sarp, dik, sarılı, çıkılması güç, yalçın 
SARMAN: (Sarıman) 1- Sarışın, sarıya çalan 2- Sıcak kanlı, cana yakın 
SARMAŞIK: Sarılı, sarpa sarmış, sarılan 
SARTIK: 1- Sarılı, örgülü, örülmüş 2- Farklı, dikkat çekici 
SARU: 1- Sarı 2- Sıra dışı, farklı, dikkat çekici 3- Batı, batı yönü 
SARUCA: 1- Bir sungur türü avcı kuş 2- Sarıya çalan, sarışın 
SARUL: Sarılı, sarılmış 
SATI: 1- Satık, satuk, satılmışın dişisi 2- Pazar yeri 
(Eski Türk geleneklerine göre, çocukları sık ölen ya da olmayan ailelerin, çocuğu olduğunda, 
yaşaması ve uzun ömürlü olması için, onu Tanrı’nın sevdiği, toplumun sevip saydığı, bir ulu 
kişiye ya da onun ruhuna, çocuğu koruması, manevi bir destek vermesi bakımından emanet edilmesi 
eylemine satma-satılma adı verilir. Çocuk erkekse, “Satılmış”, kız ise 
“Satı” adı verilir. ) 
SATIÇ: 1- Satıcı, tüccar 2- Mertebe, rütbe 
SATIM: 1- Satıcığım 2- Ticaret 
SATIŞGAN: Satıcı, tüccar 
SATUK: Satı, satık, satılmış 
SATUN: Satın alma, satın alma gücü, paha 
SAV: (Sava) 1- Mesaj, haber, yeni haber 2- İddia- isnat 3- Ün, san 4- Savaş, vuruşma, dövüş 5-Öykü, 
atasözü, darbı mesel 
SAVA: (Sav) 
SAVACI: (Savcı) 
SAVAN: 1- Savıcı, savaşçı, def edici 2- Elçi, arabulucu 
SAVAR: Savaşçı, savıcı, defedici 
SAVARU: 1- Bahşiş, armağan 2- Geçici, muvakkat 
SAVAŞ: Harp, döğüş, vuruşma, savma, defetme 
SAVAŞGAN: Savaşçı, cengaver 
SAVÇI:(Savcı, savacı)1- Elçi, haberci, resul, sözcü 2- Savaşçı, cengaver 3- Ünlü, meşhur, ün salmış 
SAVDUK: Uğurlama, veda 
SAVGAT: Armağan, bahşiş 
SAVGU: 1- Haraç, vergi 2- Şifa, derman 
SAVRIN: 1- Armağan, bahşiş 2- Ahd, azim 
SAVRUK: Savrulmuş, derbeder 
SAVTUR: Veda, uğurlama 
SAVUN: 1- Davet, çağrı 2- Savunma, savaş 3- Ağıt, mersiye, ölenlerin yiğitlik ya da hayırlı işlerini 
anlatmak için verilen yemek 
SAVUNDUK: Davetiye 
SAVUNGAN: Savunucu, savaşan, direnen, müdafi 
SAVUR: Eli açık, cömert, hovarda 
SAVURKAÇ: 1- Savurgan, hovarda, eli açık 2- Fırtına, katı yel 
SAVUT: 1- Koruyucu, koruyan, müdafi 2- Zırh, çelik yelek, demirağ 
SAY: (sag, sağ, sak, sayı) 1- Saygı, sayma, geçerli kılma 2- Düşünme, ölçme, seçme, tasarım, hesap, 
ödeşme 3- Taşlık yer 4- Zırh, göğüslük 
SAYAK: Saygılı, hürmetli 
SAYAN: 1- Saygılı, saygıdeğer, saygıya layık 2- saygı gösteren, efendi, ağırbaşlı 
SAYDAM: Saf, net, berrak, sayılabilen, açık, temiz, bilinen 
SAYDUR: Saygı duruşu, ihtiram duruşu 
SAYGI: 1- Hürmet, önem, değer, edep 2- Sayı, sayım, matematik 
SAYGIN: İtibarlı, hürmet gören, saygı gören, hatırı sayılır 
SAYIL: Seçilmiş, seçkin, sayılan SAYILGAN: Sayılan, saygı gösterilen,muteber 
SAYIM: Saygı, saygı gösteriş 
SAYIN: 1- Seçkin, değerli, muteber, güzide, muhterem 2- Saf, halis, arı 3- Güzel, ender rastlanan 
SAYINDI: Saygı duyulan, itibar gören, muhterem, saygın 
SAYIR: İçinden su çıkan mağara 
SAYIŞ: Ödenek 
SAYIT: Saygın, muteber 
SAYLAK: Sayılan, takdir gören, usta, uzman 
SAYLIK: Şeref, haysiyet, onur 
SAYMAN: Sayıcı, hesapçı, hesap ve sayı uzmanı 
SAYRI: Üzgün, mahzun, yorgun ilgisiz 
SAYVAN: Gölgelik, kamelya 
SAZAĞAN: (Sazan) Soğuk yel 
SAZAK: 1- Sazlık, bataklık 2- İnce yağan kar 3- Ak bulut 4- Çok konuşan, geveze 5-Poyraz, soğuk esen 
yel 6-Sezgin, sezici, uyanık 
SAZAN: 1- Soğuk esen yel 2- Sazlık, bataklık 3- Sezen, sezici 
SEBE: Sevgi, sevi 
SEBÜK: Sevik, sevilen, sevgi gören 
SEÇEN: 1- Titiz, seçici, ayırıcı 2- Konuşkan, hoş sözlü 
SEÇİL: 1- Seçkin, güzide, seçilmiş 2- Farklı, olağanüstü 
SEÇİLİR: Seçkin, güzide 
SEÇİLMİŞ: Seçkin, güzide 
SEÇKİN: 1- Farklı, göze batan, olağanüstü 2- İtibar gören, muhterem 
SEGREK: Seyrek, ender rastlanan 
SEĞİRTGEN: 1-Koşucu, atlet 2- Afacan, ele avuca sığmaz, tez canlı 
SEĞREK: Seyrek, nadir, az rastlanır 
SEKMEN: Seviye, mertebe 
SELÇİK: (Seligcik) 1- Temiz, pakize, namuslu, bakire 2- Küçük kılıç, bıçak 3- Açık,beliğ, fesahatli 
SELEK: Eli açık, cömert 
SELEN: 1- Salınan, sallanan, kıvrılan 2- Temiz, pak, namuslu, zarif, bakire 3- Fısıltı, hafif ses 4-Haber, 
havadis 5- Yılan (Tuva ve Çuvaşlarda) 
SELENGE: Kıvrılan, kıvrık 
SELİG(Silig): 1- Namuslu, temiz, dürüst, pakize 2- Kibar, narin, zarif 
SELİGÇİK: (Selçik) Temiz, namuslu, bakire 
SELİN: 1- Selen, salınan, haber, fısıltı 2- Sülün kuşu 
SEMİZ: 1- İri yarı, şişman 2- Besili, bakımlı 
SENGER: 1- Canavar, ejderha 2- Kale, burç 
SENGİ: Sevgi, sevi 
SENGÜN: Ordu komutanı, general 
SEPİL: 1- Yaygın, yayılmış, bulaşmış 2- Kale, hisar
SEPİN: 1- Çeyiz, kalın 2- Yaygın, yayık 
SEREDAY: Yüzük, takı, aksesuar 
SERİM: 1- Gösteriş, teşhir 2- Sabır, metanet 
SERİN: 1- Gölge, gölgelik 2- Genişlik, gerilmişlik 3- Soğuğa yakın, hafif soğuk 4- Sabırlı, dayanıklı 
SERİNGEN: 1- Serince, serinleşmiş 2- Sabırlı, dayanıklı 
SEVEN: Sevmek…den sevgi sahibi, şefkatli, tutkulu
SEVERGE: 1- Dost, yakın, yaren 2- Aşk, sevgi, tutku
SEVGİ: Sevme eyleminin nüvesi 
SEVİ: Sevgi, sevgi eğilimi, sevgi yakınlığı 
SEVİGEN: Seven, sevgisini veren 
SEVİK: 1- Sevilen, sevgi gösterilen, sevgiye layık, sevgili 2- Dost, gönüldaş 
SEVİL: Sevilen, el üstünde tutulan 
SEVİLGEN: Sevilen, aşırı ilgi gören 
SEVİM: Sempati, alım, çekicilik- sevgiye yol açan 
SEVİMLİ: Çekici, sempatik 
SEVİN: Sevinç, mutluluk 
SEVİNÇ: Neşe, coşku, sevinme duygusu, mutluluk 
SEVİNÇEK: Sevinilecek şey, sevinç kaynağı 
SEVİNDÜK: Mutluluk, bahtiyarlık (Uzun süren bir çocuksuzluk döneminden sonra, çocukları olan ailelerin
sık kullandığı, geleneksel adlardan) 
SEVİNMİŞ: Sevinçli, mutlu, mutlu olmuş 
SEVİNTİ: 1- Mutluluk, mutlu olmaya değen 2- Ferahlık, gevşeme, rahatlık, huzur 
SEVÜK: Sevilen, sevgili, canan 
SEYİRTGEN: Afacan, çalışkan, ele avuca sığmaz 
SEYREK: Az rastlanır, sıra dışı 
SEZEK: 1- Hassas, duygulu, ferasetli 2- Sezgi, anlayış, kavrayış, his 
SEZEN: Anlayan, kavrayan, hisseden SEZER: Hassas, duygulu, fark edici 
SEZGİ: İdrak, seziş, hissediş, ilham 
SEZGİN: Hassas, sezici 
SEZGİR: Hassas, narin, alıngan 
SEZİGEN: Sezen, sezgin 
SEZİK: Sezgin, içli 
SEZİKLÜ: Tedbirli, sezici 
SEZİM: Hissediş, anlayış 
SEZİMTAL: Hassas, duygulu 
SEZMİŞ: İdrak eden, anlayan 
SIBAK: Sopa, değnek 
SIDAL: Muktedir, güçlü, egemen 
SIGUN: 1- Yabani geyik 2- Emek, zahmet, sıkıntı 
SIĞIN: Erkek geyik, Ala geyik 
SIĞINAK: Sıkı korunan, sığınılacak yer, yoğun ve katı olan yer 
SIĞINDIK: Bağlılık, sadakat 
SIĞLAM: 1- Sağlam, sıkı, yoğun 2- Sine, bağır 
SIK: Katı, yoğun 
SIKI: Katı, sıkılmış, yoğun 
SIKILGAN: Daralmış, daralan, sıkılaşan, utangaç 
SIKIN: 1- Keder, yas, üzüntü, sıkıntı 2- Ala geyik 
SILIV: Temiz, pakize, bakire 
SILKIM: Cesur, gözükara 
SIN: 1- Deney, deneme 2- Endam, gösteriş 
SINAÇI: Hakem, sınayıcı 
SINAĞ: Sınav, imtihan, deneme 
SINAK: Deney, sınav, imtihan 
SINAUVU: Sınav, deney 
SINAYÇI: Hakem, sınayan 
SINÇI: Hakem, sınaçı 
SINDIRAÇ: Bülbül 
SIRAY: Çehre, yüz, beniz 
SIRGA: 1- Küpe, takı, aksesuar 2- Armağan, bahşiş 3- Halka, halkalı 
SIRGALU: Küpeli 
SIRMA: Sırlı, boyalı, gümüş tel 
SIYKIM: Sevgili, canan 
SIYLI: 1- Sevimli, sempatik, muteber 2- Armağan 
SIYLIK: Armağan, bahşiş 
SIYURGAL: Armağan 
SIZGIÇ: Kalem, yazgaç 
SIZIM: Sızı, yakınma, hüzün 
SİBEL: 1- Buluttan ayrılıp henüz yere düşmemiş yağmur tanesi 2- Buğday, buğday tanesi 
SİLGİ: Arınma, temizlik, parlaklık 
SİLİG: 1- Temiz, namuslu, dürüst 2- El değmemiş, bakir, bakire 3- Tatlı dilli 
SİNÇE: Çehre, beniz 
SİNGİL: Küçük kız kardeş 
SİNGİN: Mahçup, sıkılgan 
SİNKEL: İmtiyazlı, ayrıcalıklı 
SİNKİL: İmtiyazlı 
SİR: 1- Şeciye, soy, kök 2- Birleşik, birleşmiş 
SİREK: Zeki, akıllı 
SİTACU: Nazlı, narin, alıngan, hassas 
SİYAVUŞ: Sevimli, sempatik, sevgiye layık 
SİYENDİ: Sevilen, sevilmiş, sevgiye layık 
SİYREK: Az rastlanır, seyrek bulunur 
SİYUN: Sevim, sevimlilik, sempati, beğeni 
SİYURAN: Utkan, muzaffer 
SİYURGAL: 1- Ödül, armağan, ödül alma 2- Madalya, askeri nişan 
SİYURGATMIŞ: 1- Düşmanı bozguna uğratmış 2- Başarılı, ödül ve övgü almış 
SİYÜNÇ: Sevinç, mutluluk 
SİZGEK: Zeki, sezgin, müdrik 
SİZÜÇEN: Hassas, zeki, uyanık, akıllı 
SOBAY: 1- Bekar, yalnız, münferit 2- Silahını iyi kullanan, deneyimli asker, savaşçı 
SOĞAY: Sağlıklı, zinde, dinç 
SOKMAN: 1- Mert, dürüst 2- Diz kapağına kadar gelen uzun bir tür çizme (Türkmen çizmesi) 
SOKULAG: 1- Adak, kurban 2- Sokulgan, munis, cana yakın 
SOKULGAN: Cana yakın, munis SOKUM: Kurban, adak 
SOLAGAY: 1- Solak 2- Ters, hiddetli, öfkeli 
SOLAK: 1- Asker yöneten, asker sevk eden (Sulag) 2- Sol el ve ayağını kullanan 
SOLAŞIGLI: Yararlı, çok yararlı, iş bitirici 
SOLGUN: Rengi kaçmış, yıpranmış, hüzünlü 
SOLGUR: (Salgur) Atak, saldırı 
SOLIN: Araştırmacı, meraklı 
SOLMAGAN: Canlı, ölümsüz, solmaz 
SOLMAZ: Canlı, diri, çekici 
SOLTU: Soludu, soluklu 
SOLUK: Nefes, can 
SONGAR: Sungur, şahin 
SONUÇ: 1- Son, bitim, kıyı 2- Uç, sınır, limit 
Otmanlı ve Salçuklular döneminde, sınır karakollarında görev yapan kişiler verilen bir ad 
SORGUÇ: Başa takılan çelenk 
SORGUN: Söğüt türü bir ağaç 
SOYÇA: Soylu, soyluca 
SOYDAM: 1- Soylu, soyunu düşünen 2- Ailesine bağlı, yuvasına bağlı 
SOYDAN: 1- Soylu, soylu bir aileden gelen 2- Hanedan, hanedanlık 
SOYDAŞ: Aynı soydan gelen, aynı soyun kişileri 
SOYLAMIŞ: 1- Soyunu çoğaltıp, kutsayan, örgütleyen 2-söz, söyleyen, konuşmacı, hatip 
SOYLU: Asil, asalet sahibi 
SOYLUHAN: birl. Soylu/Han 
SOYON: (Sayın) 
SOYSAL: birl. Soy/Sal 1- Ünlü, meşhur 2- Soylu, asil 3- Medeni, uygar 
SOYURGAL: 1- Ödül, askeri ödül,madalya, nişan 2- Armağan, bağış, ihsan 
SOYURGAT: İhsan, bahşiş 
SÖKE: Diz üstü çöküş, çökme 
SÖKMEN: 1- Yiğit, gözü kara, düşmana diz çöktüren, dize getiren, buyruğunu 
dinleten 2- Sokman, uzun çizme 
SÖKÜR: 1- Kızgın, hiddetli, kabarmış 2- Dize getiren, diz çöktüren,buyruğunu dinleten 
SÖKÜRMÜŞ: Dize getirmiş, baş eğdirmiş 
SÖN: Güçten kesilme, azalma 
SÖNMEZ: 1- Canlı, enerjik, ateşli, iddialı 2- Parlak, göz alıcı 
SÖNÜ-k- : Sönük, pasif, cansız, heyecansız 
SÖYKEM: Sempati, sevim, sevimlilik 
SÖYLEM: Anlatım, hitap, hitabet, demeç, izah 
SÖYLENCE: Efsane, mit, destan, lejant 
SÖYÜ: 1- Aşk, sevda 2- Sevinç 
SÖYÜÇEN: 1- Aşık, sevdalı 2- Sevinçli, mutlu 
SÖYÜNDÜK: Sevindik 
SÖZBAY: birl. Söz/Bay Söz zengini, hatip, söz cambazı 
SÖZBİR: birl. Söz/Bir mec. Doğruluk, dürüstlük, söz birliği, sadakat 
SÖZEÇEN: (Sözen) 
SÖZEN: Hatip, konuşmacı 
SÖZER: birl. Söz/Er, mert, sözünün eri 
SÖZERİ: birl. Söz/Eri, mert, sözünün eri 
SU: 1- Sıvı 2- Asker, er, erat 
SUBAK: Sopa, değnek, cop 
SUBAY: birl. Su/Bay 1- Bilgili ve deneyimli asker 2- Hafif süvari, atlı asker 3- Bekar evlenmemiş (Anadolu 
ve Azerbaycan’da) 4- Çocuksuz, çocuğu olmayan ( Kazak ve Kırgızlarda) 
SUGAY: Aya benzer, ay parçası 
SUĞUNÇAK: Sığınak, sığınılacak yer, sine, bağır 
SUKTA: Sıkıcı, ezici, acı kuvvete sahip 
SULAK: 1- Asker sevk eden, sefere çıkan 2- Sulu, verimli 
SUN: 1- Çağrı, davet 2- İncelik, nezaket 3- Vermek, ihsanda bulunmak 
SUNA: 1- Emsalsiz güzellik 2- Yeşilbaş ördeği 
SUNAK: Adak, kurban 
SUNAR: 1- Davetkar 2- Cömert, abadan 
SUNAYAN: Çığırıcı, davetkar 
SUNÇA: Sunak, adak 
SUNÇAK: Adak, kurban 
SUNGU: Bağış, ihsan, ikram 
SUNGUN: 1- Yetenek, yetenekli 2- Sunulan, adak, hibe 
SUNGUR: 1- Kartal 2- Şahin 
SUNGURCA: Sungur yavrusu, küçük sungur 
SUNKA: Sunak SUNKAK: Sunak 
SUNKAR: Sungur 
SUNKUR: Sungur 
SUNTAY: birl. Sun/Tay 
SUNU: İkram, davet, bağış, armağan 
SUSKUÇAK: Küçük, körpe 
SUSÜ: Sağlık, şifa 
SUTU BOĞDA: Mübarek, Tanrısal, Tanrıdan gelen (Eski dönem Tanrı sıfatlarından) 
SUVAN: Savaşçı, cengaver 
SUVAR: Bolluk, bereket 
SUVAT: 1- Su kanalı 2- Suyun taksim edildiği yer 
SUYUN: (siyun, sevim) Sevimlilik, sempati, niyet 
SUYUNÇUK: 1- Sevinç, sevimlilik 2- Müjde 
SÜÇÜG: (Süçig) Tatlı, lezzetli, hoşa giden 
SÜDÜN: birl. Süt/Ün, Soylu, temiz 
SÜLEDİ: Saldırgan, akın yapan, akıncı 
SÜLEK: Saldırgan, akıncı 
SÜLEMİŞ: 1- Akıncı, saldırgan, düşman üzerine asker yollayan 2- İyi silah kullanan, silahşor
SÜLÜN: Uzun kuyruklu, renkli bir kuş 
SÜNE: Ruh, can 
SÜNGÜ: (Süngük) 1- Kesici ve delici, uzun bıçak 2- Kemik, kemik parçası, kemikle yapılan mızrak 3-
Eskiden, mezar başlarına dikilen sırık 
SÜNGÜK: Süngü 
SÜNGÜŞ: Süngü darbesi, süngü hamlesi, süngüleme, savaş 
SÜRÇEK: Yemek, oyun ve eğlence için yapılan, gece toplantısı 
SÜREN: 1- Asker sevk eden, savaşa asker yollayan 2- Haykırış, nara, savaş narası 
SÜRER:Asker sevk eden 
SÜRGİT: 1- Payidar, kalıcı 2- Ulak, postacı 
SÜRÜN: Süs, makyaj, makyaj malzemesi 
SÜSÇEN: Kargı ve kılıç saplamada usta olan kişi 
SÜSMEN: 1- Süslü, süsü ve süslenmeyi seven 2- Tos atan, toslayan 
SÜSÜN: Süslü, işveli, sempatik, çekici 
SÜVERCE: Canan, aşık olunan, maşuka 
SÜYEK: Kemik, soy, sop 
SÜYGEN: Sevgili, canan 
SÜYÜK: Kemik, soy, oymak 
SÜYÜM: 1- Sevim, sempatik 2- Görüş, kanaat 
SÜYÜN: Sevim, sempati 
SÜYÜNÇ: 1- Sevinç,mutluluk 2- Müjde 
SÜYÜNÇÜ: (Süyünç) müjde 
SÜYÜRGE: Toy, şölen, ziyafet 
SÜYÜŞ: Buse, öpücük 
SÜZEM: Diksiyon, söz söyleme ve konuşma ahengi 
SÜZGE: Tarak, çok ince dişli saç tarağı 
SÜZGÜ: 1- Tarak 2- Süzgeç 
SÜZGÜN: 1- Arınmış, süzülmüş 2- Mest, mahmur, kendinden geçmiş 3- Göz alıcı, alımlı 
Ş harfi ile başlayan isimler 
ŞAD:(Şat) 1- Ordu komutanı, general 2- Tigin, prens 3- Cesur 
ŞADAPIT: Şad’a bağlı birlik ve beyliklerin genel adı 
ŞAKAR: 1- Şakır, bülbül gibi öter 2- Çakar, cesur 
ŞAKIR: 1- Öter 2- Çakır 
ŞAKRU: Çağrı, mesaj, davet 
ŞAMAN: Kam, baksı 
ŞANÇI: Saplayıcı, iyi ok ve kargı kullanan, silahşor 
ŞANDA: Alçak ve rutubetli yer 
ŞANYU: (Tanyu) Sonsuzluk, genişlik 
ŞARA: (Çara) Ufuk, ufuk çizgisi 
ŞAŞ: 1- Şiş, sivri uçlu, et pişirme aracı 2- Taş 3- Dış kısım, dışarı dışarıda kalan, taşra 
ŞAŞLIK: Şiş, şiş kebabı 
ŞAYBAL: Şımarık, nazlı 
ŞAYLAN (çaylan): Nazik, kibar, neşeli, güler yüzlü 
ŞAYLIĞ: Şeref, onur ŞEYBAN: (Şeban, şıban, çıbın, zıbın) Sinek, haşarat
ŞIMGA: Acele, aceleci 
ŞORAMUN: (Çoramun, çuramun) Ruhlarla ilgilenen, kötü ruhları kovan 
ŞORLAK: Şorul, şorul akan su, çağlayan 
ŞÖLEN: Yalnızca fakir ve kimsesizlere verilen toy, yemek ziyafeti, Bey yemeği 
ŞUMGA: Aceleci, tez kanlı 
ŞURLAK: Çağlayan 
ŞURLAYU: Çağlayan 
ŞÜYÜN: Müjde 
T harfi ile başlayan isimler 
TABAN:1- Tapan, tapınan 2- Temas, dokunma, vurma 3- Dizi, sıra, kafile 
TABAR: 1- Tapan, tapınan 2- Vuran, döven, dövüşçü 
TABGAÇ: 1, Dövüşçü, kavgacı 2- Ulu, saygıdeğer, muhterem 3- Tapıcı,tapınıcı 
TABIN: (Tapın) İbadet 
TABKI: Vicdan 
TABU: (Tapı, tapu) Kutsanmış, kutlu yapılmış, tapılacak duruma getirilmiş 
TABUK: 1- Tabu 2- İnayet, yardım, hizmet 
TABUN: Tapın, ibadet 
TAÇA: Tasarı, kurgu, plan 
TAÇAM: Tasarı, plan, kurgu, senaryo 
TADIK: Tat, lezzet, damak 
TAG: (Tak, tağ, dağ) 
TAGA: 1- Silah 2- Kural, kaide 3- Saygıdeğer, hürmet edilen 
TAGAY: 1- Saygı duyulan kişi 2- Dayı, ana tarafından gelen akraba 
TAGI: 1- Dindar, inançlı 2- Takı, aksesuar 
TAGUK: Tavuk 
TAĞ: Dağ 
TAĞAN: Üç ayak, saç ayağı 
TAĞAŞAR: birl. Dağ/Aşar mec. Azimli, kararlı 
TAĞLUK: Dağlık, dağlık bölge 
TAĞMA: 1- Dağ eteği 2- Elçi, devlet temsilcisi, devlet görevlisi 
TAĞUDAR: 1- Heybetli, dağ gibi 2- Dağıtıcı, yok edici, yıkıcı, şiddetli 3- Kısmet, nasip 
TAKAK: Ucu, ateşli ok 
TAKAY: 1- Dayı, ana tarafından akraba 2- Dolunay 
TAKIĞ: Takı, ziynet, aksesuar, mücevher 
TAKIR: Takı, ziynet 
TAKIŞ: Takı, süs, aksesuar 
TAKİ: Dindar 
TAKSUK: Harika, olağanüstü, anormal 
TALA: 1- İri cüsseli, heybetli 2- Seçkin, güzide 
TALAKAN: Yağmacı, yağmalayan 
TALAN: Yağma, yağmalama, üşüşme, saldırı 
TALAS: 1- At yarışlarındaki, başlangıç ve bitiş çizgisi 2- Fırtına, kum fırtınası 3- Dalga 
4- Tartışma, münakaşa 
TALAY: (Taluy, Tulay, Toluy,Tolu) 1- Okyanus, derya, büyük deniz, büyük göl 
mec. Ululuk, büyüklük, sonsuzluk 2- Gelecek, ikbal 3- Seçkin,güzide 
Şamanist gelenekte Deniz ve göllere bakan Tanrı 
TALAZ: Dalga 
TALI: Güzide, seçkin 
TALIKU: Seçkin, güzide, beğenilen 
TALIMAN: Seçkin, güzide 
TALKILIÇ: (Dalkılıç) Zırhsız, korumasız 
TALKAN: Kızartılmış tahıl 
TALPIN: Faal, aktif, çalışkan, himmetli 
TALŞIK: İtimat, teminat, güvence 
TAMAN: Duman, sis 
TAMAR: 1- Damla, damlayan 2- Demir, demir cevheri 
TAMGAÇ: Memur, devlet memuru, damgacı, devlet görevlisi 
TAMIŞ: 1- Demiş, söylemiş, bilgili, deneyimli, sözüne değer verilen, sözüne güvenilen 2-Damla 
TAMİR: Temir, demir 
TAMİZ: Damla 
TAMTUK: Büyük ve kuvvetli ateş TAMU: (Tamuğ) Yerin dibi, yer altı, cehennem 
Şamanist gelenekte, kötü kişi ve ruhların, öldükten sonra gittikleri yer 
TAN: (Tang) 1- Gün açımı, gün doğumu, şafak 2- İlginç, acayip, şaşkınlık yaratan 3- Tatlı, tat 
veren,huzur veren 
TANA: (Dana) dana, iki yaşındaki inek yavrusu 
TANDU: 1- Tan vakti, tan vaktinde doğmuş 2- Alev, alevli büyük ateş 
TANG: 1- Mucize, olağanüstülük 2- Tan vakti 3- Giriş, antre 
TANGAK: Kaygı, endişe 
TANGSUK: Mucize, şaşırtıcı olay, olağanüstülük 
TANGUT: (Tankut) Savaşlarda, mızrak ve tuğların yanına ya da ucuna takılan ipek kumaş, flama 
TANIK: 1- Tanuk, şahit, gözlemci 2- Tanıdık, dost, yaren 
TANIL: Ünlü, meşhur, tanınan 
TANIP: Tanınmış, ünlü 
TANIR: Ünlü, tanınmış 
TANIŞ: 1- Tanınan, bilinen, aşina, tanıdık 2- Danışılan, bilgi ve deneyimine başvurulan, danışman 
TANIŞIK: Yakından tanınan, tanıdık, bildik, dost, yaren 
TANIŞMAN: (Danışman) Tanış, danışılan, bilgili kişi
TANIT: Tanınacak nitelikte, belirgin, tanınabilen 
TANJU: (Tanyu) Sonsuz genişlik, ululuk,olağanüstülük, mucize gibi 
Hun imparatorlarının unvanlarından 
TANLA: 1- Şaşılası, ürkütücü, olağanüstü, mucize 2- Suçlayan, yargılayıcı 3- Doğuş, tan vakti 
TANLAĞI: Mucize 
TANMAN: Tan vakti doğan 
TANRIDAĞ: birl. Tanrı/Dağ “ Tanrı Dağı” 
Çok eski dönemlerden beri, kutsanarak, Tanrı tarafından yalnızca Türklere tahsis edildiğine 
inanılan ve halen kutlu kabul edilen sıradağların genel adı 
TANRIKUT: birl. Tanrı/Kut 
Tanrısal, Tanrıdan gelen, Tanrının Kutunu üzerinde bulunduran, haşmetli, Hun 
imparatoru Mete Han’ın unvanı 
TANSIĞ: (Tansık,Tansu) hayret verici, şaşırtıcı, olağanüstü 
TANSU: 1- Tansık, mucize 2- Yadigar, armağan 3- Birleşik 
TANTIK: 1- Çok konuşan, konuşkan 2- Tanıdık, hısım, ahbap 
TANUĞ: Tanı, teşhis, kanıt, tanınan, tanınmaya yol açan 
TANYU: (Tanju) Ulu, ulaşılmaz, hükümran 
TAP: Dilek, istek, umut, yardım ve bunları içine alan beklentilerle dolu inanç 
TAPAĞ: 1- Tapma, tapınma, saygı 2- Görev, iş 
TAPAR: Tapan, seven, uman 
TAPARLU: 1- Mutlu, umutlu 2- Sofu, dindar 
TAPDUK: 1- Çocuğu uzun süre olmayanların, çocuğu olduğunda verdiği adlardan 2- Saygı ve sevgiye 
layık, saygıdeğer 3- İbadet, tapınma 
TAPI: Tapınma, ibadet 
TAPIK: Önde, önde olan, önde gelen 
TAPIN: Tapınma, umma, beklenti 
TAPINGU: Tapınılacak nitelikte sevilen 
TAPIR: Buluş, yenilik, icat 
TAPKI: Vicdan 
TAPKIR: Ayak altında kalıp, katılaşan toprak 
TAPKUR: Tabur, dizi, topluluk, kafile 
TAPLAK: Rıza, kabul, teyit 
TAPUK: Tapu, Tabu 1- Tapınma, dilek, istek 2- Tabu, kör inanç 3- Hizmet, hizmetli 
TAPUKÇI: (Tapıcı) Saray muhafızı, muhafız askeri 
TAPUKSAK: Saygılı, hürmetli 
TAPUN: Kutsama, kutsal bir varlığa yönelme, beklenti, ibadet 
TAPUNMUŞ: Sofu 
TAR: Dar, darlık, zahmet, sıkıntı 
TARA: Ağaç dallarını budamak için kullanılan bıçak 
TARAGAY: Turgay, tarla kuşu, çayır kuşu 
TARAKA: 1- Tarak, eşme, ayırma aleti 2- Saygı gösteren 
TARAMAN: Tarayıcı,rençber, çiftçi 
TARAN: 1- Geniş arazi, ekinlik, ekin yeri 2- Sınır, hudut 
TARANÇI: 1- Sınır muhafızı 2- Ekinci, rençber 
TARANG: Mevki sahibi, imtiyazlı, saygıdeğer 
TARBAN: Gururlu, mağrur 
TARDU: 1- Öncelikli, imtiyazlı 2- Durdu, duran yaşam 
Göktürkler dönemi, üst düzey yöneticilere verilen bir unvan 
TARDUŞ: İmtiyazlı 
TARGAN: Savaşlarda, düşmanın geçeceği yollara, onların gidişini ağırlaştırmak ve güçleştirmek için bırakılan, kaya ve kütük parçaları 
TARGUN: Mahçup, sıkılgan 
TARHAN: (Tarkan) İmtiyaz sahibi soylu kişi. Bu kişiler, vergi vermez, suçları dokuz kereye kadar 
bağışlanır, kağan ve hanların huzuruna izinsiz girebilirlerdi. 
TARHUN: Güzel kokulu bir yayla çiçeği 
TARIK: Darı, tahıl, ekin 
TARIM: 1- Emek, enerji, zahmet, sıkıntı 2- Ziraat, rençberlik 3- Irmakların küçük kolları 
TARINÇ: Sınır, hudut, uç 
TARING: 1- Derin, derinlik 2- Ziraat 
TARKAN: İmtiyazlı ve soylu kişi (Tarhan) 
TARKANÇ: 1- Öfke, gücenme, rahatsızlık, kızgınlık 2- Darılma, sıkılma 
TARKAT: Bakan, nazır, yönetici, bürokrat 
TARKINÇ: 1- Darılma, darlanma, küsme, küskünlük 2- İsyan, başkaldırma 
TARLIG: 1- Güçlük, darlanma, sıkılma 2- Bahşiş, hediye 
TARTA: Terazi 
TARTAGAN: 1- Tartan, terazi 2- Dağınık, derbeder 
TARTIŞ: Armağan, bağış 
TARUG: 1- Darı, ekin 2- Hediye, bağış 
TASAR: Plan, tasarı, tasarım 
TASIM: Gösteriş, afi 
TAŞ: 1- Dış, dışta olan, görünürde olan 2- Kaya parçası mec. Sertlik, dayanıklılık 
TAŞAN: Taşmış, dışa vurmuş, coşkun 
TAŞAR: Taşmış, coşkun, ateşli 
TAŞGAN: Taşan, coşan, ateşli 
TAŞGARU: Dışarı, dışarıdan, taşra 
TAŞGIN: Taşmış, dışa vurmuş, coşkulu, ateşli, asabi
TAŞKI: Dışarıdan, taşralı 
TAŞKIN: Coşkun, ateşli 
TAŞRALU: Dışarıdan, yabancı 
TAŞRIK: Dışarıda, gurbet, gurbetçi, sefere giden. 
TAŞUG: Taşınabilir mal, menkul değer 
TAŞÜREK: birl. Taş/Yürek ( Cesur, gözü kara) 
TAT: 1- Yemek, damak 2- Uzak, uzakta, uzaktan, yabancılaşmış 3- Kılıç pası, paslı kılıç 
TATAR: 1- Uzakta kalmış, yabancılaşmış 2- Çayırlık, mera 3- Kent dışında yaşayan 
TATAŞ: (Dadaş) 1- Yakın dost, yaren, arkadaş 2- Uzakta kalmış, aynı uzaklığı paylaşan 
TATIG: Tatlı, hoş 
TATIR: Çayırlık, otlak, mera 
TATLI: Tatlı veren, hoşa giden mec. Güler yüzlü, sevimli, cana yakın 
TATU: 1- Barış, sulh 2-Uzağı gören, uzak görüşlü 3- Bakıcı, eğitici 4- Tatlı, tat veren 
5- Yaratılış, fıtrat 
TAV: 1- Hız, devinim, çeviklik, koşu, davranmak, harekete geçmek. 2- Dağ 
TAVAR: Hızlı hareket eden, hızlı davranan. 
TAVGAÇ: 1- Hızlı koşan, hızlı davranan, atik 2- Çekici, cezbedici 
TAVIŞGAN: Tavşan 
TAVLI: 1- Hızlı, atik 2- Dağlı 
TAY: 1- Dayak, dayanak, dayanılacak nesne 2- Soy, asalet, soyluluk unvanı 3- Ululuk, büyüklük,çokluk 
4- Mevki, yer, bölge 5- Ananın erkek kardeşi, dayı 6- Süt emen at yavrusu 
TAYAK: Baston, değnek, dayanılacak nesne. 
TAYANÇ: 1- Dayanç, dayanak 2- Hami, koruyucu, sırdaş, güvenilen kişi 
TAYANÇI: Danışman, memur. 
Uygurlar döneminde, küçük dereceli memur unvanlarından 
TAYANG: Dayak, dayanak, destek, dayanak 
TAYANGU: Danışman, aracı, sıra dışı. Han ve kağanların danışmanlarına verilen bir unvan 
TAYCU: 1- Hami, destekçi, koruyucu 2- Soylu, seçkin 3- Tay sahibi,tay eğiticisi 
TAYEÇE: birl. Tay/Eçe..Soylu, saygıdeğer hanım. (Teyze, sözcüğünün buradan 
geldiğini söyleyen dilciler var.) 
TAYGA: 1- Kavak, çam, söğüt karışımı ormanlık bölge 2- yoğurtlu sebze çorbası 
TAYGAN: 1- Karışık ağaçlı orman 2- Dayanak, destek 
TAYGANA: Kaygan, kayıcı 
TAYGUN: Yavru, çocuk, torun 
TAYGUR: Kayan, kızakla kayan 
TAYIK: Kibar ve nazik genç 
TAYLAN: 1- Beyefendi, centilmen 2- Yakışıklı, heybetli 3- Düzgün ve etkileyici konuşan 
TAYŞI: 1- Mürşit, yol gösteren 2- Hami, koruyucu 
TEBER: Balta, baltalı mızrak 
TECİMEN: İdareli, ekonomist 
TECİMER: Ekonomist, hesaplı TEDAN: Tutan, zapt eden, zabit 
TEDİK: (Tetik) 1- Usta, becerikli, bilgili 2- Öğüt, nasihat 
TEGEN: (Değen) Değerli, karşılığı olan 
TEGİN: Tigin, prens, şehzade, bey oğlu. Göktürkler döneminde, vali unvanı olarak da kullanılmıştır. 
TEGİNEK: Değnek, baston 
TEGİR: 1- Değer, kıymet, paha 2- Hücum, taarruz 3- Ulaşım, ulaşma 
TEGİŞ: 1- Değişim, değişme 2- Dövüş, temas, çarpışma, hücum 
TEGRE: Daire, çevre, civar, etraf 
TEGREK: 1- Değer, kıymet 2- Tekerlek, değirmi, yuvarlak 
TEĞME: Değme, seçkin, farklı 
TEKER: 1- Değer, kıymet 2- Çevre, yöre, daire 3- Saldırgan, mütecaviz 
TEKEŞ: Döğüş, değiş, temas, savaş, savaşçı 
TEKİN: 1- İyi, güzel, biricik, emsalsiz, uğurlu, uygun 2- Rahat, güvenli,güvenilir, 
3- Tigin, prens, bey oğlu 4- Tabi, bağlı, kul, köle 5- Boş, ıssız, toplumdan uzak kişi 6- Saldırgan 
TEKİNİK: Güvenilir, iyi, münasip, uygun 
TEKİR: 1- Değer, kıymet, paha 2- kara benli, kara çizgili 3- Hücum, saldırı, saldırganlık 
TELA: 1- Delici, delen 2- Tolu, olgun, bilge 3- Armağan, adak, sungu 
TELEK: Armağan, sungu 
TEMİR: Demir 
TEMİR YALUP: birl. Demir/Yalup …demirci ustası, silah yapımcısı 
TEMİRÇAL: birl. Temir/Çal ( kılıç darbesi, kılıç vuruşu) 
TEMİREN: Ok başlığı, okun ucundaki sivri ve delici demir parçası 
TEMİRHAN: birl. Temir/Han 
Eski dönem, “ Maden Tanrısı” 
TEMİRKIRAN: birl. Temir/Kıran mec. Acı kuvvet, acı kuvvete sahip kişi 
TEMİŞ: Demiş, söylemiş, bilgin, deneyimli 
TEMÜGE: (Temürge) demir, nüvesi 
TEMÜRKAZUK: birl. Temir/Kazık Kutup yıldızı 
TENBE: At koşumu, koşum takımı 
TENEKUR: Boraks madeni 
TENGİZ: Deniz 
TENİK: Azim, kararlılık 
TENŞİ: Eşit, adil, adaletli 
TEOMAN: Sis, duman, tuman 
TEPE: 1- Uç, sınır, doruk, yükseklik, yüksek yer 2- Yığın, kütle 3- Bir nesnenin sivri ucu 
TEREÇE: İnce, narin, zarif 
TEREK: Siper, koruyucu 
TEREKEME: Siper, siperlik, sütre 
TERİLGEN: Diri, canlı, hazır, tetik, tetikte 
TERİLGENBUDUN: birl. Terilgen/Budun 
Devletin çekirdeğini oluşturan boy merkez halk Devletin, temel, ulusal askeri gücü 
TERİM: 1- Bilim, sanat, bilim ve sanat erbabı 2- Emek, alın teri, zahmet 3- soyluluk, şeref, onur,nurlu 4- 
toplantı, dernek 5- Han soyundan gelen kızlara verilen bir soyluluk unvanı 
TERİŞ: Derleme, toparlama, birleştirme, birleştirici, derleyip toparlayıcı 
TERKEN: 1- Süs oku, süslü ok 2- Savaş arabası 3- Soylu, soyluluk unvanı 
TERNEK: Dernek, toplantı 
TESİYEMİ TANYU: (Ululuğun sınırı olmayan, en ulu ) 
TETİK: 1- Uyanık, hazır 2- Becerikli, mahir 
TEYENG: Sincap 
TEYMUR: Demir 
TEZ: 1- Hızlı, ivedi, hızlılık 2- Kaçma, ürkme, ürküntü 3- Şiddet, şiddetli 
TEZME. Çabuk kızan, canı ağzında, kızıp çekip giden
TEZÜREK: birl. Tez/Yürek Heyecanlı, ateşli 
TIBIK: Sakin, asude 
TILSIM: Büyü, efsun, sihir 
TIN: (Tin) Ruh, can, nefes 
TINGI: 1- Tin, can, yaşam 2- Kulağa gelen ses, ses dinleme (Tınlama) 
TINGLAK: Efendi, söz dinleyen 
TINGLAR: Dinler, hürmetkar 
TINGLATUR: Sözü dinlenen, sözü geçer 
TINGLAYU: Munis, söz dinleyen 
TINGLIĞ: Canlı, diri 
TINI: 1- Ruhsal, ruhla ilgili 2- İnanç, iman 3- Tıngırtı, kulağa gelen ses 
TİGİN: Prens, şehzade, han oğlu, bey oğlu 
TİGREK: Çevre, daire 
TİKE: Parça, bölüm, lokma, tıkım 
TİKEN: Dikili, dik, dikmiş TİKİM: Parça, lokma 
TİLBE: Dilek, dilenen şey, murat 
TİLBİ: Dilek 
TİLEK: Murat, istek, dilek 
TİLKİ: Tilki, kürkü için avlanan hayvan 
TİLMAÇ: Çevirmen, tercüman 
TİLMEN: (Dilmen) Konuşkan, hatip, çenebaz 
TİLTAY: Etken, amil, neden 
TİLUN: Dolun, tolun, dolu, tam, eksiksiz, kusursuz 
TİMAGUR: Merhametli, vicdanlı 
TİMUÇİN: (Temuçin, temurçin, timurçine) 
Çengiz Kaan’ın ilk adı. Ancak doğrusu, Timurçin’dir. Demir ucu, sivri demir anlamındadır. 
TİMUR: Demir 
TİMUR KÜRKAN: birl. Timur/Kürkan 
Türk dünyasının en ünlü simalarından. Yalnızca Türk tarihi değil, dünya tarihinin de başta gelen 
liderlerinden. Çengiz Kaan’dan sonra, dünyanın ikinci büyük fatihi. Yaşamı hep çetin mücadelelerle 
geçmiş, koca bir imparatorluğu adeta yoktan var etmiştir. Kürkan (Damat) lakabını, evliliğinin ilk 
yıllarında, kayın eçesi olan Buhara Emir’ in himayesinde oluşu nedeniyle almış, daha sonraları,İranlılar 
ona “ Timurleng”, Otmanlılar “ Aksak Timur” lakabını takmışlardır. Bu ulu kişi zamanında,Türk dünyası 
üçüncü ve son kez olarak, tek devlet çatısı altında toplanmış, “ Birleşik Türk devletleri” ideali, bu ulu 
kişinin döneminde son kez gerçek olmuştur. 
TİN: 1- Can, ruh, öz 2- Soluk, nefes, yel 3- Dinmiş, dingin, sakin, bitik 4- Gök, göksel, Tanrısal 
TİRGEÇ: Diri, canlı, dirilik veren 
TİRİG: Diri, canlı, güçlü 
TİRİGLİĞ: Dirlik, yaşam, geçim 
TİRİL: 1- Can, ruh, yaşam 2- Dirilik, canlılık, derlenip toparlanma 3- Derlenme, derleniş 
TİRİM: Yaşam, geçim, hayat yolu 
TİRKİŞ: Kervan, kafile 
TOGA: 1- Doğa, tabiat, hilkat, yaratılış, huy 2- Kalın, katı, yoğun, doymuş 3- Usul, yordam, teamül 
TOGAY: 1- Toga 2- Dolunay 3- Koruluk, küçük orman 
TOGU: 1- Doğu, doğuş 2- Vuruş, darbe 
TOĞAÇ: (tokaç) Topuz, çamaşır yıkarken kullanılan tahta topuz 
TOĞAN: 1- Doğan, doğan kuşu 2- Canlı, doğmuş olan, yaşayan 
TOĞMA: 1- Dokuma, dokumadan yapılan giysi 2- Yerli, yerli halktan olan kişi 
TOĞMAK: (Tokmak) 
TOĞMUŞ: Doğmuş, ortaya çıkmış, canlı, yaşayan 
TOĞRUL: 1- Tuğrul 2- Doğrulmak, ayağa kalkmak 
TOĞRULÇA: Doğan kuşu, doğan yavrusu 
TOĞSIK: Doğuş, doğum, ortaya çıkış 
TOĞUL: 1- Doğulu, doğudan 2- Doğum, doğuş, ortaya çıkış 
TOĞULGA: Tolga, tulga, savaş başlığı, miğfer 
TOK: 1- İrilik, katılık, dayanıklılık, yoğunluk 2- Vuruş, darbe, dövüş, savaş 3- Yol, yöntem, yordam 
TOKA: 1- Tok, sert, katı 2- Usul, yol, yordam, teamül 3- Dövüş, vuruş, vuruşma, 4- Huy, hilkat,yaratılış 
TOKAÇ: (Togaç) Topuz, çamaşır topuzu 
TOKALIG: Tokluk, katılık, sertlik 
TOKAY: 1- dolunay 2- Dere kenarlarında yetişen bir çiçek, çalı 
TOKLU: 1- Yol, yordam, bilen, bilge 2- Bir yaşını geçmiş kuzu 3- İri, dolgun, besili 
TOKMAK: Vurma, ezme, dövme aracı 
Kalın, geniş, ağaçtan yapılmış çekiç 
TOKOL: Kuma, ikinci hanım 
TOKTA: 1- Durma, yaşama, direnç, dayanıklılık 2- Tedbir, tedbirlilik 
TOKTAK: Tedbir, tedbirli, temkinli 
TOKTAMIŞ: Durucu, kalıcı, dirençli, dayanıklı, uzun ömürlü, dirayetli 
TOKTAR: Dayanıklı, dirayetli, uzun ömürlü 
TOKU: 1- Doğu 2- Dövüş, temas, savaş 
TOKUM: 1- Doğum, doğuş 2- Yaşam, direnç, dayanıklılık 
TOKUMAK: Tokmak 
TOKUR: 1- Gözü pek, cesur 2- Dokur, dokumacı 
TOKURGAK: Dokuma aleti, dokuma tezgahı 
TOKUŞ: 1- Dövüş, savaş, vuruşma 2- Doğuş, direnç, yaşam, dirayet 
TOKUZ: 1- Dokuz sayısı (..Türklerin uğurlu ve kutlu saydıkları sayılardan) 2- sıkça ve kalınca 
dokunmuş bir kumaş 
TOLAN: Eşsiz, emsalsiz 
TOLAY: Bir tavşan türü 
TOLDI: Doldu, dolu, doluluk, bütünlük, olgunluk, irilik, bilgelik, erginlik 
TOLDIKORGAN: Anıt, lahit, abide 
TOLGA: Miğfer, çelik başlık TOLGAN: 1- Dolgun, iri, dolu 2- Acı, üzüntü, inleme
TOLKAN: Dolgun 
TOLMIŞ: Dolmuş, dolu, olgun, bilge 
TOLU: 1- Dolu, olgun, kamil, yetkin, usta 2- İçki, içki kadehi, içki ile dolu kadeh 3- Seçkin, güzide 
TOLUHAN: birl. Tolu/Han 
Arap işgalleri sırasında, onlara karşı direniş örgütleyen ve çeşitli savaşlara giren bir bey 
TOLUK: 1- Dolu, olgun, yetkin, bilge 2- Tuluk, tulum 
TOLUM: 1- Silah, savaş aleti 2- Olgun, dolgun 
TOLUN: Dolu, tam, bütün, eksiksiz, kusursuz, olgunlaşmış 
TOMAN: Duman,sis 
TOMBAY: Manda, camış 
TOMRİS: (Tomris Hatun) 1-Demir ucu 2- Demir sesi. 3- Demirin özü, nüvesi.4- Bereket, bolluk,uğur. 
T… Türk tarihinin ünlü simalarından. Sakalar devletinin katun’u (kraliçesi) (İran – Turan savaşları 
sırasında, zalimliğiyle ünlü, Pers kralı Hüsrev’in, Türk topraklarını işgal etmesine karşın yapılan savaşta 
büyük kahramanlıklar göstererek, onu yenmiş, başını kesip kan dolu bir fıçıya atarak, “Hayatın boyunca
kana doymadın, kan döküp kan içtin. Ben de sana yakışanı yapıp, seni bundan mahrum etmeyeceğim.” 
diyen ulu kişi.) 
TON: Don, giyim, giysi, elbise 
TONA: Giyimli, varlıklı, yakışıklı 
TONAT: Donat, cömert, eli açık, aç doyuran – çıplak giydiren. 
TONATMIŞ: Giydirmiş, hayır hasenatta bulunmuş, cömert ve eli açık. 
TONGA: Kaplan, Asya kaplanı. 
TONGUZ: Domuz 
TONKA: 1- Tunga , kaplan 2- iri,büyük,gösterişli 
TONLU: Giyimli,şık,zengin,varlıklı 
TONSUZ: Yoksul 
TONYUKUK: (Tanyu/Kök,gök) Sonsuzluk ve genişlik,bilgelik ve deneyimlilik. 
TOP: Yığın, topluluk, bütünlük, erk 
TOPAÇ: 1- Top gibi, toparlak, dolgun 2-İbrik 3- Sepet, sele 
TOPAK: Topluca, toplanmış, yığın 
TOPRAK:.. Yer, yurt, arazi 
TOPURGAN: Ayak basıldığında toz çıkaran, yumuşak toprak 
TOPUZ: Toplanıp, kurutulmuş, katılaşmış, topluca ve katıca. Silah, dövme ve ezme aracı 
TOR: 1- Mevki, mertebe, şeref, şereflilik 2- Türeme, doğma, soy, gelişme, yayılma 3- Ağ, tuzak 4-Giysi
5- Evlat, çocuk, nesil 6- Zayıflık, incelik, hamlık
TORAMAN: 1- Fahri, onursal, şerefli 2- Kaba, yetişmemiş, acemi 3- İri, dolgun, heybetli 
Toran: Turan, duran, yaşayan, dirençli 
TORÇUK: Kozalak 
TORKU: İpekli kumaş 
TORLAK: 1- Eğitilmemiş at 2- Çırak, acemi, ham 
TORMIŞ: Durmuş, yaşayan, yaşar, yaşam 
TORMU: Yaşam süresi, yaşam 
TORU: 1- Duruş, yaşam 2- Bolluk, bereket, fazlalık 3- Doru, doru renk 
TORUG: Doruk, Doru renk 
TORUK: 1- Doruk, zirve 2-İnce, zayıf, ham, olmamış 
TORUM: 1- Aygır, aygır yavrusu 2- Kul, köle, muti, bağlı 3- Deve yavrusu 
TORUN: 1- Evladın, evladı 2- Sevgili, biricik, çok sevilen 3- Acemi, ham, yetişmek üzere olan 4-Genç 
boğa 
TOSUN: 1- Genç boğa, 2- Tos atan, tos vuran, azgın, azmış, saldırgan 
TOY: 1- Şölen, yemekli eğlence, düğün dernek 2- Em, ilaç, doyum, doyumluluk 3- Ordu, ordu birliği 4- 
Çamur bataklık 5- Doğan türü bir avcı kuş 6- Genç, gençlik, acemilik, çıraklık 
TOYAK: 1- Atlara giydirilen savaş zırhı 2- Tırnak, at tırnağı 
TOYAN: Toy sahibi, toy veren kişi 
TOYGA: 1- Toy sahibi, toy veren kişi, 2- Toylarda yapılan çorba, ayranlı çorba 
TOYGAN: 1- Kurultay üyesi 2- Bir kuş türü 3- Genç, taze 
TOYGAR: Tarla kuşu, çayır kuşu 
TOYGUN: 1- Genç, taze, deneyimsiz 2- Doymuş 
TOYGUR: Doymuş, gözü tok, olmuş, olgun 
TOYLAK: 1- Toy yeri, toy yapılan yer 2- Karargah, ordunun toplandığı yer. 
TOYLUK: Toy yeri, Toy yapılan yer 
TOYMADUK: 1- Özlenen, özlemi duyulan 2- Hırslı, doyumsuz 
TOYMAGUR: İştahlı, obur 
TOYTİMUR: Ermiş, keramet sahibi, Şaman büyüğü, kam, rahip 
TOZUN: 1- Tosun 2- Düzen, uyumluluk 
TÖGİ: Cömert , eli açık 
TÖGÜN: Çekici, yakışıklı 
TÖKMEN: Çekici, yakışıklı TÖKÜ: Eli açık, cömert, müsrif 
TÖKÜŞ: Düğüş, savaş, vuruşma 
TÖLEÇ: Ücret, yevmiye 
TÖLEGEN: Olgun, kamil, yetişkin 
TÖLEK: 1-Ücret, yevmiye 2- Sükunet, sakinlik 
TÖLİS: Bölük, bölünmüş 
TÖLÜK: Tuluk, tulum 
TÖR: 1- Türemek, çoğalmak, yaratılış 2- Makam, mevki, onur yeri, şerefli yer 3- Usul, kural, teamül 
TÖRE: 1- Düzen, gelenek, usul, teamül, geleneksel hukuk 2- Türeyiş,yaşayış, çoğalma, yaratılış 
TÖRELİ: Töresi olan, töreye bağlı, geleneklerine bağlı 
TÖREMEN: Görgülü, töreye bağlı 
TÖREN: 1- Töreye uygun yapılan, töre gereği yapılan, merasim 2- Soylu, necip, seçkin 
TÖRKİN: Kök, menşe, dip, soy 
TÖRÜ: 1- Yasa, devlet düzeni 2- Türeyiş, yaratılış 
TÖRÜCE: Töreye ve yasaya uygun 
TÖRÜİÇİ: Töreye uygun 
TÖRÜLÜG: Töreye bağlılık, Töre bilgisi, Töre uygulaması 
TÖRÜM: 1- Türeyiş, yaratılış 2- Töreye bağlılık 
TÖRÜMÇÜ: Töreye bağlı, soyuna bağlı 
TÖRÜN: 1- Soylu, soyluluk 2- Tören, merasim, ihtiram 
TÖRÜTGEN: Yaratıcı, yaratan, halik 
TÖŞTÜK: Düş, rüya 
TÖZ: Kök, dip, temel, cevher, öz 
TÖZLÜK: Öz, esas, asıl, kök, köklü, özlü 
TÖZÜN: Soylu, temeli sağlam, köklü 
TUNAY: Evlatlık kız çocuğu 
TUDUN: (Tutun) 1- Tutunma, bağlılık, sadakat 2- Destek, güvence, tutunulacak nesne 
Hazar kağanlığı döneminde kullanılan “ vali “ unvanlarından 
TUGAN: Doğan 
TUGANA: Özel ok (İçi oyulmuş, içinde evrak gizlenen ok) 
TUGAN: 1- Küçük ırmak, çay, akarsu 2- Togay 
TUĞ: Sancağın tepesine takılan at kuyruğu, kıldan yapılan flama, Uğur ve Kut işareti olarak kullanılır
olmasına karşın, bundan daha çok savaş isteği, başkaldırı ve isyan sembolü olarak kullanılmıştır. 2- 
Tıkaç,kapak, bent, set 
TUĞANÇI: Doğancı, doğan terbiyecisi, doğan eğitmeni, doğan yetiştiricisi 
TUĞCU: 1- Tuğ taşıyan kişi, alemdar 2- İsyancı, isyankar 
TUĞÇE: Küçük tuğ, tuğcuk 
TUĞLU: Tuğ sahibi, kutlu, uğurlu 
TUĞLUK: Tuğlu, tuğu olan, tuğ taşıyan 
TUĞMA: 1- Doğmuş, ortaya çıkan, boy gösteren 2- Tuğ kaldıran, isyankar 
TUĞRUL: 1- Doğan kuşu, bir doğan türü 2- doğru, doğrulmuş, dik- ayakta 3- Türk mitolojisinde, adı 
geçen, yarı insan, yarı kuş. 
TUĞSAVUL: birl. Tu/Savul 
Eski dönemlerde, ordu içinde tuğ taşıyan ve onu koruyup, önde tutmakla görevi olan kişilere 
verilen ad. 
TULA: 1- Tolu, dolu, olgun 2- Ayna 
TULAN: Dolu, olgun, kamil 
TULAY: 1- Talay, taluy, okyanus, deniz 2- Ayna 3- Dolu, dolgun, olgun 
TULGA: Tolga, miğfer 
TULGAR: 1- Azim, kararlılık, inanç, güvenç 2- Gösteriş, heybet, heybetlilik 
TULGAY: Tuga, Tolga, miğfer 
TULİ: 1- Dolu, olgun, kamil 2- Ayna 
TULKİ: Tilki 
TULTAG: Sakin, kendinden emin 
TULU: 1- Dolu, ergin, olgun 2- Ayna 
TULUK: 1- Dolu, olgun, bilge 2- yayık, çömlek 
TULUN: 1- Tolun, dolu 2- Çene kemiği 
TUMA: Yeğen, kuzen 
TUMAÇI: Erkek kuzen, (Amca, hala, dayı, teyze çocuğu) 
TUMAÇIM: Kız kuzen 
TUMAĞAN: 1- Nilüfer çiçeği 2- Duman, sis 
TUMAN: Duman, sis 
TUMAY: Sessiz, sakin, kendi halinde 
TUMGAN: Tuman, sis 
TUMRUL: Dumrul, Demir ucu 
TUNA: (Tona) Varlıklı, zengin, gösterişli, ihtişamlı 
TUNÇ: Bronz, Bakır, kalay karışımı TUNG: Nüfus sahibi, kudretli, muktedir 
TUNGA: 1- Kaplan, Asya kaplanı 2- Kudret, ihtişam, fevkaladelik 
TUNGUÇ: Çocuk, evlat, evlatlık 
TUNGUT: Evlatlık 
TUNUÇ: Tunç 
TUR: 1- Durmak, yaşam, canlılık 2- İrade, istek, yargı 
TURA: 1- Dura, durak, ev, mekan 2- Deriden örülen kamçı 3- Sibirya bölgesinin eski adı 
TURAK: 1- Durulan yer, yaşanılan yer, mekan 2- Yaşam, ömür 
TURAL: Durma, yaşama, ömür 
TURAM: Olgunluk, kemal 
TURAMUN: 1- Evcil, evcimen 2- Onurlu, onuruna düşkün 
TURAN: Duran, yaşayan, ömür, ömürlü, yaşama direnci (Çocukları sık ölen ailelerin, uzun ömür ve 
kalıcılık dileklerini içeren adlardan. 
TURÇAK: Filiz, fidan 
TURÇİK: 1- Durucu, kalıcı, uzun ömürlü 2- Fidan 
TURDU: Durdu, sağ, salim, yaşar, yaşayan, kalıcı, ömürlü 
TURGAK: Bekçi, muhafız, koruyucu 
TURGAN: Duran, ömürlü 
TURGAY: 1- Tarla kuşu, serçe 2- Türk/Ay 
TURGUT: (Turagut) 1- Ömürlü, durucu, uzun yaşamlı 2- Belde, mekan mesken, yaşanılan yer 
TURKAK: Nöbetçi, bekçi 
TURKU: Ateşli, heyecanlı 
TURKUAZ:Rengi mavi ile (Türk mavisi) özdeş olmuş bir süs taşı 
TURMUŞ: Ömür, yaşam, uzun ömürlülük (çocukları sık ölen ailelerin kullandıkları adlardan) 
TURNA: Leylek türü, iri ve geniş kanatlı bir kuş 
TURSUN: Dursun, Durdu, duran, durmuş vb. yaşam, ömür, uzun ömür 
TURŞAK : Filiz, sürgün 
TURU: 1- Duru, saf, arık 2- Duran, yaşayan, ömürlü 3- Durgun,sakin 
TURUM: 1- Yaşam, ömür 2- Sükunet, durgunluk 
TURUMTAY: 1- Turum/Tay 2- Doğan türü, avcı bir kuş 
TURUŞKAN: Dayanıklı, metanetli, dirençli, uzun ömürlü 
TURUT: 1- Yer, yurt, durulan, yaşanılan yer 2- Ömür, yaşam 
TUSİT: Göğün ötesi 
Şamanist gelenekte, ulu ruhların gittiği yer. Göğün katlarından 
TUSKAN: Akraba, yakın, hısım 
TUŞGÜL: İşaret, iz, nişan 
TUT: 1- Yakalayış, kavrayış, saklayış 2- Vuruşma, vuruş, yenme, ezme, koparma 3- Ordu, ordugah 4- 
Kılıç ve benzeri silahların üzerindeki kir, pas 
TUTA: Bahşiş, armağan 
TUTAÇ: Komşu, yakın, dost 
TUTAÇI: Komşu, yakın 
TUTAK: 1- Silah kabzası 2- Saldırı, hücum, taarruz 3- Evlatlık 
TUTAM: Demet, buket, deste 
TUTAN: Elinde bulunduran, yönetimi altında bulunduran 
TUTAR: Tutucu, hükmedici 
TUTAŞ: 1- Küçük hanım, evin en küçük kızı 2- Bekar, bakire kız 3- Komşu 
TUTGAK: 1- İnilti, inleyiş, hüzün 2- Geceleri keşfe çıkan savaş birliği 
TUTGAN: Tutucu, fanatik 
TUTGUÇ: kahvaltı, kuşluk vakti yenen yemek 
TUTGUN: Tutsak, esir, hapis,tutulu, tutulmuş, bağlanmış 
TUTKU: Kapama, ele geçirme, bağlama, bağlanma 
TUTGUK: Esir, hapis, tutsak 
TUTNAK: Destek, arka 
TUTNUK: Tutunulacak nesne, dayak, arka,destek 
TUTSU: 1- Vasiyet, öğüt, nasihat 2- Bağımlılık 
TUTSUK: Öğüt, nasihat, vasiyet 
TUTU: Esir, tutsak, rehine 2- Çekici, cazip, güzel 3- Tutuş, savaş, dövüş 
4- Ağırbaşlı,utangaç 5- Yiğit, batur, dövüşçü 6- Bakan, nazır, vali 
TUTUG: Vali, askeri vali 
Göktürkler döneminde kullanılan askeri unvanlardan 
TUTUK: 1- Dövüş, savaş, savaşçı 2- Devlet görevlisi, devlete bağlı 3- Evlatlık 4- Büyü, sihir 
5-Tutsak, esir, tutulmuş, rehin 
TUTUN: Tutunulacak nesne, destek, arka, güvence 
TUTUNÇ: 1- Evlat, oğul, uşak 2- Tutunulacak nesne, güvence 
TUTUNGU: Öğüt, nasihat, vasiyet 
TUTURGAN: Öğüt, nasihat, vasiyet 
TUTURGU: Öğüt, nasihat, akılda tutulan TUTUŞ: 1- Dövüş, savaş 2- Zapt etmek, egemenlik kurmak 3- bağlılık, sadakat 4- Orduyu ve devleti 
düzene sokmak 
TUTUŞUK: Demet, çiçek demeti,buket 
Çengiz Kaan’ın Uygur kökenli danışmanı, oğullarının eğitmen ve atabeyi bu ulu kişi, 
imparatorluğun resmi dilinin “Türkçe” oluşunda ve Türk kültürünün egemen kılınmasında, önemli etken 
olmuştur. 
TUYAK: 1- Dayak, destek, değnek 2- Duyan, işiten, işitici, dikkatli, uyanık 
TUYAN: Duyan, işiten 
TUYGU: Duygu, his duyumu 
TUYGUN: Doğan türü bir avcı kuş 
TUYUK: Dayak, destek, arka 
TUYUN: Saygın, muteber 
TUZGU: Yemek, yoldan geçenlere verilen yemek 
TUZAK: Sevgili,sevgili için söylenen söz 
TUZAĞI: Sevgili, aşık, maşuka 
TUZGUN: Armağan, sunu, bahşiş 
TÜBE: 1- Tepe, yüksek yer 2- Siper, sütre 
TÜBEK: Tübe, tepe 
TÜGÜN: 1- Düğün, bağlılık 2- bahşiş, hediye 
TÜGÜZ: Düz, tam, eksiksiz, mükemmel 
TÜKEL: 1- Tüy, saç, kıl 2- Dik, dikili 
Türk mitolojisinde, ağaçtan doğduğuna inanılan kişi
TÜKÜN: 1- Düğün, dernek, toplantı 2- Bahşiş, armağan 
TÜLEK: 1- Zeki, kurnaz, fettan 2- Tüylü, kıllı 
TÜLGÜ: Alaca, renkli bir karga türü 
TÜLİN: 1- Ayna 2- Ayın çevresindeki ışık halesi 
TÜLÜ: 1- Rica, yakarış 2- Düş, rüya 
TÜLÜŞ: Ücret, değer, emeğin karşılığı alınan karşılık 
TÜMEN: 1- Duman, duman, sis 2- On bin sayısının askeri terminolojideki kullanılışı 
TÜN: Gece 
TÜNBAY: birl. Tün/Bay ( Kazak ve Kırgızlarda, yatak, şilte) 
TÜNEK: Gece kalınan yer 
TÜNG: 1- Gece, gece karanlığı 2- Olağanüstülük, fevkaladelik 
TÜNKÜR: Peri, melek 
TÜR: Soy, kök, orjin, çeşit, kan, damar, doğuş, yaratılış, oluş 
TÜRE: 1- Töre 2- Tigin, prens, şehzade 
TÜREL: Türeli, töreye bağlı, töresel, hukuk, hukuki, hukuka uygun 
TÜRELİ: Türe sahibi, töreye bağlı, hukuka bağlı 
TÜREMEN: Töreye bağlı, töreye göre yaşayan 
TÜRENER: Töreye bağlı, töre sahibi 
TÜRETGEN: Yaratıcı, mucit, üretken 
TÜRK: Bu kutlu ad, birçok anlamları içinde barındırır. Türeyiş, doğuş, güç, erk, soy, döl, çoğalma, düzen 
vb. ( Birçok dilbilimci, değişik anlatımlar yapıyormuş gibi görünseler de aslında tek bir şey vardır ortada. 
O da Töreli, Töreye bağlı, Töreye göre olmuş, Töre ile özdeş, iyilik, güzellik, doğruluk ve düzenlilik içinde 
yaşayan, bunun için gerektiğinde, mayasından gelen güç ve erkini kullanan kişi ya da kişiler topluluğu, 
anlamlarını net bir biçimde içinde barındırıyor olması.) 
TÜRK BİLGE KAĞAN: (Orhun anıtlarında, Bilge kağan kendini böyle tanıtır.) 
TÜRKÜ: Türk dilinde söylenen, melodi 
TÜRÜ: Dürülmüş, derli, toplu, düzenli 
TÜRÜNG: Aktif, faal, çalışkan 
TÜŞ: Düş, rüya 
TÜŞTEMİZ: birl. Tüş/Temiz 
TÜTSÜ: Güzel kokulu ot yakarak ortaya çıkarılan koku 
TÜTSÜK: 1- Tütsü, tüten koku 2- Öfkeli, kinci, öç alıcı 
TÜTÜK: 1- Güzel ve etkileyici koku, duman, tütme kokusu 2- Düdük, savaşlarda ve savaş talimlerinde 
komut vermek için kullanılan düdük 
TÜZ: Düz, düzen, kök, esas, kural, bütünlük, doğruluk, uyum, uyumluluk 
TÜZE: 1- Düz, doğru, düzen, kural, uyum, ahenk 2- İdare, yönetim 3- Ulus, topluluk, halk 4- Uyum, 
uyumluluk, barış, uzlaşı 5- Kusursuzluk 
TÜZBAYKÜÇ: birl. Tüz/Bay/Güç Bütün, hepsi, hepsini içine alan 
TÜZEN: Düzen, uyum, kurallar bütünü 
TÜZLİ: Uyumlu, uygun, düzenli, idareci 
TÜZLÜG: uyum, ahenk, geçim 
TÜZÜK: (Düzük) 1- Düzen, düzülü, sıralı, düzenleme, düzenlenmiş, düzenli, 2- Özel durumlara göre 
biçimlenmiş kurallar bütünü 
TÜZÜL: 1- Düzülü, sıralı, muntazam, disiplinli, hiyerarşik 2- Anlaşmış,anlaşmalı 
TÜZÜM: Düzgünlük, sıra, dizgi TÜZÜN: 1- Düzen, kural, teamül, gidişat 2- Öz, kök, soy, soylu, seçkin, egemen 3- Uysal, yumuşak huylu
ve davranışlı 
U harfi ile başlayan isimler 
UBUT:Ar, edep, tevazu, alçak gönüllülük 
UC: Uç, sınır 
UCAS: İddia, bahis 
UCUD: Yeryüzü, dünya 
UCUN: Uçta, sınırda, kenarda, uçbeyi 
UÇ: 1- Son, bitim, sınır, kıyı 2- Aşırılık, ekstrem 3- Herhangi bir nesnenin sivri kısmı 
4- Ordu kanadı, kol, cenah 
UÇA: 1- Koruma, himaye, arka 2- Uç, sınır, limit 3- Kendini aşmış, yüksek, ulu 
UÇAR: 1- Haber, havadis 2- Kanıt, delil 3- Göğe yakın, Tanrıya yakın, dindar 4- Uçarı, 
vurdumduymaz 
UÇBEY: birl. Uç/Bey 
Sınır karakollarında görev yapan askeri birlik komutanı 
UÇGUN: 1- Kam, baksı, kendinden geçmiş, transa girmiş 2- Kıvılcım 
UÇKAN: Uçan, uçucu 
UÇKARA: birl. Uç/Kara ..Sırtı renkli, kanatları kara bir kuş türü 
UÇKUN: Uçuk, kendinden geçmiş, ateşli, heyecanlı 
UÇMAĞ: (Uçmak) Cennet 
UÇSIZ: Sınırsız, geniş, büyük, alabildiğine.. 
UÇUK: Uçmuş, kendinden geçen, mest olan kam, baksı 
UÇUMAK: Uçmak, cennet 
UÇUR: Devir, dönem 
UÇURAN: Kam 
UÇURUM: Son, uzak, uzak nokta, uçulan, uzaklaşılan, yüksek ve derin dağ yamacı, yar 
UÇUZ: birl. Uç/Uz 1- Alçak gönüllü 2- Basit, kolay 
UD: (Ut) 1- Arka, geri, ardından gitme, takip 2- karşılaşma, çatışma, yenme, utku 3- Uyuma, uyku 
UDAR: 1- Takipçi, peşini bırakmayan, kovalayan 2- Yener, galip gelir 
UDU: Uyku 
UDUK: Uyanık, diri 
UDUM: Art arka, arkası sıra 
UDUN: 1- Hüner, beceri 2- Sönmüş, sönük 
UDUZ: 1- Mürşit, yol gösteren, ardından gidilen 2- Yollayan, sevk eden 
UGAN: Kaadir, yaratan ve hükmeden, Ali, yüksek, kudretli 
Çok eski dönemlerden beri, Tanrı ve Tanrı sıfatı olarak kullanılan bu sözcük, Türklerin ilk 
Müslüman oldukları dönemlerde de, bir süre Tanrı adı olarak kullanılmıştır. 
UGIN: Fikir, düşünce 
UGIŞ: Zeka, üretkenlik 
UGUZ: Kutlu, mübarek 
UĞRAK: 1- başvurulan kişi, bilge ve deneyimli kişi 2- Savaşa giderken, Askerlerin, aile ya da 
eşyalarını topluca bıraktıkları yer 3- Uğranılan yer 
UĞRAŞ: 1- Düşünce, tasarı, iş, çaba, meslek 2- Mücadele, savaşım, savaş, Karşılaşma, karşı karşıya 
gelme 
UĞRAŞI: Meslek, iş, çaba, savaşım, geçim 
UĞRUK: Savaşa giderken, askerlerin eşyalarını bıraktıkları yer 
UĞRUN: Yan bakış, gizlice bakış 
UĞUR: 1- Baht, talih, iyilik, güzellik, kut, bolluk, bereket 2- Süre, zaman 
UĞURAL: Uğurlu, kutlu, bahtı açık 
UĞURÇAL: birl. Uğur/Çal (Sürmek, değdirmek) 
UĞUŞ: Akraba, hısım, kan bağıyla birbirine bağlı kişilerden her biri 
UKUŞ: Zeka, akıl, yetenek 
UL: 1- Temel, esas, kök, oluş, oluşum, doğuş 2- İşaret, nişan, iz 
ULA: Temel, esas, esaslı 
ULAÇ: 1- Ulaştıran, bağlayan, bağlayıcı 2- İsabet 3- Tim, takım, müfreze 
ULAÇLI: Ulaştıran, ulak 
ULAĞ: 1- Soy, nesil 2- Maiyet, bütünlük 3- ulak, haberci 4- Bağ, zincir 
ULAK: 1- Ulaştırıcı, ulaştıran, haberci, bağlantı sahibi 
ULAKÇI: Haberci, ulaştırıcı, bağlayıcı, bağlantı 
ULAM: 1- Eklenmiş, katılmış, tim, müfreze 2- Dizi, dizili, bağlı, dizgi 3- yetenek, yetenekli 
4- Ululama, selamlama, temenna 
ULAN: 1- Bağlayan, bağlayıcı, birleştirici, etkileyici 2- Ulu, ululanmış, saygıdeğer, söz dinleten 3- Taze, tazelik, gençlik, genç, cıvan 
ULANBATUR: birl. Ulan/Batur Ünlü ve ulu kahraman 
ULANDI: Ululandı, kutsandı, kutlu 
ULANMIŞ: Ulu, kutsal, mübarek, saygıdeğer 
ULAR: 1- Bağlayan, birleştiren, birleştirici 2- Erkek keklik 
ULAŞ: 1- Ululuk, ululaşma, yücelik 2- Oluş, temel, kök, soy, soyluluk 3- yetişme, kavuşma 
Ulaşılacak olan, bağlanılacak olan, ülkü, ideal 4- uluyuş, kurt gibi uluma 5- Savaş uranı, 
savaş narası 6- Kent, kent arazisi 7- İsabet 
ULAŞLU: 1- Amaçlı, idealist, ne istediğini bilen 2- Ulaşıcı, bağlayıcı, birleştirici 
3- Kentli, zengin, varlıklı 
ULAT: Bağlayıcı, birleştirici 
ULCA: 1- Ezeli, eskiden beri var olan 2- Pay, ganimet, savaş ganimeti 
ULCAŞ: 1- Tazim, ululama, büyükleme 2- Bölüşüm, paylaşım, ganimet 
ULDIZ: Yıldız 
ULIÇ: Yavru, yaren, sevilen ve korunan 
ULIÇIM: Yavru, yavrucak 
ULIG: Uluma, yakınma, sızlanma 
ULIŞ: Uluyuş, kurt gibi ulayış 
ULU: (Ulug, Uluğ) Yüce, yüksek, mübarek 
ULUCA: 1- Ululuğa yakın, saygıdeğer, hürmetli 2- Üst düzey yönetici, erk sahibi 
ULUÇ: 1- Temel, esas, oluş, ulaş 2- Bağ, bağlantı, ilişki 3- Uluyuş, uluma 
ULUĞAYGUÇİ: birl. Ulu/Ayguçi 
Göktürkler ve özellikle Uygurlar döneminde başbakan ( sadrazam, baş vezir) unvanı olarak 
kullanılmıştır. 
ULUĞNOYAN: birl. Ulu/Noyan 
Çengiz Kagan döneminde “Başkomutanlık” sıfatı olarak kullanılan bir unvan 
ULUKOYUN: birl. Ulu/Koyun 
Yakut destanlarında adı geçen “Ateş Tanrısı” 
ULULA: Yücelt, yükselt, mübarek kıl 
ULUM: Debdebe, şaşa, gösteriş 
ULUN: (Ulan, İlun) Ulu, ululanmış 
ULUNYEGE: birl. Ulun/Yeke Sözü dinlenen, saygı duyulan, bilgi ve deneyimine başvurulan hanım 
ULURAK: Ulu, kebir, en büyük 
ULUS: 1- Ul (Temel, kök, esas) dan…Ul/Uz 2- Ülüş, bölüm, kesim, topluluk…dan boy, halk, millet,budun 
(Uygurlarda) 
ULUŞ: Pay, bölüm 
ULUTOYUN: birl. Ulu/Toyun 
Yakut destanlarında, kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen Tanrı 
UMAK: Irk, soy, kemik 
UMAN: Umutlu, bekleyen 
UMANÇ: 1- Umutluluk 2- İntizar 
UMAR: Umutlu 
UMAY: Koruyucu, şefkatli, iyiliksever 
Eski dönem, Tanrıçalarından ( Halen, Altay ve tüm Kuzey Türkleri arasında çocukları sevip, 
koruduğuna inanılır) 
UMDI: Arzu, beklenti 
UMDU: Ümit, ümitli 
UMUCA: Umutlu bekleyiş 
UMUÇ: Rica, yakarış, beklenti 
UMUG: 1- Ümit, destek, dayanak 2- Sığınma, iltica 
UMUNÇ: Rica, beklenti 
UMUR: Umar, ümitli 
UMUŞ: Beklenti 
UMUT: Umuş, ümit, beklenti 
UNAT: Doğru, yerinde, uygun, olgun, yeterli 
UNGAN: (Ungan) 1- Bağlı, bağımlı 2- Bahtiyar, doğru yolda olan 
UR: 1- Uğur, baht, mutluluk 2- Vur, vurmak, darbe 
URAGUT: Dişi, üretken, tohum, tohumluk 
URAK: Orak, doğrayıcı, biçici 
URAN: 1- Savaş narası, nara 2- Vuran, vurma eyleminde bulunan, döven 3- parola 
URAS: 1-Kut, baht, mutluluk 2- Ateş bakışlı 
URAZ: Uras, kut, baht 
URAZLI: Mutlu, bahtiyar 
URKU: Uğur, baht, talih 
URPAK: (Urpağ) 1- Evlat, uşak 2- Kibar, nazik 
URUK: 1- Boy, ok, ulus 2- Vuruk, vurgun 
URUL: 1- Tür, cins 2- Örs URULU: Cins, soylu 
URUM: 1- Şeref, onur, haysiyet 2- Meleke, beceri, yatkınlık 
URUMDAY: Panzehir ve tedavi için kullanılan bir taş
URUN: 1- Orun, şeref, itibar 2- Miktar, adet 
URUNÇA: 1- Şerefli, onurlu 2- Emanet, rehin 
URUNGU: 1- Şeref, onur, haysiyet, onurlu davranış 2- Eğitim ve talim kılıcı 
URUS: 1- Orus, uras, uraz) 2- Uruş, kırış, savaş 
URUŞ: Vuruş, döğüş, kırış, savaş 
URUŞKAN: Savaşçı, cengaver 
URUT: 1- Aşama, merhale 2- Amaç, maksat, hedef 
URUZ: 1- Uraz, uras 2-Vuruş, dövüş 
US: Öz, töz, yeti, anlayış gücü, akıl, zeka, uzluk 
USAN: Uslu, akıllı, usta, uzman 
USBOL: birl. Us/Bol ..Dahi, üstün zekalı 
USLU: Akıllı, uzman, üstad 
USLUM: Becerikli, mahir 
USLUY: Deneyimli, tecrübeli 
USUK: Uslu, akıllı, zeki 
USUN: 1- Uzun, uzman, derin, engin, deneyimli 2- Gerçek, sahih 
UŞAK: Çocuk, genç, taze, ufaklık 
UTA: 1- Tedavi, onarım, tamir, iyileştirme 2- Zafer, galibiyet 
UTACI: Doktor, eczacı, iyileştirici 
UTAMAN: 1- Utkan, galip, muzaffer 2- Eczacı, doktor 3- Edepli, mahçup, sıkılgan 
UTAN: 1- Galip, muzaffer 2- Utanma, ar, mahçubiyet 
UTANGAN: Utangaç, mahçup, kendi kendini sıkan 
UTAR: 1- Yener, utkan, galip 2- İyileştirici 3- Kovalayan, takip eden 
UTAŞ. 1- Yardım, imdat 2- Galibiyet, zafer, utku 3- Takip, kovalamaca 
UTGUÇU: Galip, muzaffer 
UTKU: Zafer, galibiyet, yenme, üstün gelme, güçlüklerden sonra ulaşılan mutlu son 
UTLU: 1- Galip, muzaffer 2- Sıkılgan, mahçup 
UTUGLU: Galip, muzaffer 
UTUŞ: Yenme, galibiyet, zafer 
UVUT: Utanma duygusu, edep, ar 
UYAN: 1- Dikkat, itina, dikkatlilik, tedbir 2- İman, inanç 
UYANIK: Dikkatli, tedbirli 
UYAR: Uyumlu, uygun 
UYAV: Uyanık, fatin, ferasetli 
UYDAÇI: Mürşid, yol gösteren, öğretmen 
UYGAN: 1- Uyumlu, geçimli, uysal 2- Bağlı, tabi, muti 
UYGAR: (Uygur) çağdaş, uyumlu, uygun, uyarlı, medeni 
UYGU: Ahenk, uyum 
UYGUL: Uyumlu 
UYGUN: 1- Yakışıklı, güzel, elverişli 2- Geçimli, dirlikçi, imtizaçlı 
UYGUR: (uygar) 
Türk boyları içinde, bu günkü anlamda bir kentleşmeye ilk başlayan Türk boyu. Kağıdı, 
akapunkturu, matbaayı, tekstil sanayiini ve daha birçok buluşu gerçekleştiren Türk boyu 
UYGUT: Uyumlu, ahenkli, uygar 
UYGUTALP: birl. Uygut/Alp 
UYLAŞ: 1- Uyum, geçim, dirlik, düzen 2- Fikir, düşünce, tefekkür 
UYLAŞI: Uyum, geçim, barış 
UYSAL: uyumlu, efendi,yumuşak başlı, halim, selim 
UYTUN: Kutlu, mübarek 
UYUM: Uygunluk, denklik, ahenk, armoni 
UZ: Us, öz, erk, yetme, beceri, başarı, açılma, uzama, genişleme, açılım, yayılım 
UZA: 1- uzay, genişlik, uzunluk, yaygınlık 2- Eski, eskiye dayalı, kadim, mazi 3- Geçiş, geçit 
UZAK. 1- Uzman, usta, sanatkar 2- Güçlü, egemen, başarılı 
UZAM: Uzmanlaşmış, ustalaşmış, usta 
UZAN: Uzman, usta, akıllı, bilgili, sanatçı, pir 
UZAY: Feza, gök boşluğu, uzamış, genişlemiş, geniş 
UZDU: Ezeli, çok eski, kadim 
UZEL: birl. Uz/El Usta, maharetli, becerikli, sanat erbabı 
UZELLİ: Usta, maharetli, elinden iş gelen 
UZLUK: İhtisas, uzmanlık 
UZMA: Kalifiye, uzman, pir 
UZMAN: Usta, pir, otorite 
UZUG: Uyanık, dikkatli, müteyakkız 
UZUN: (Usun) 1- Uzman, pir, becerikli, iş bitirici 2- yaygın, geniş 3- kalıcı, daimi ü harfi ile başlayan isimler 
ÜÇ:Üç sayısı. (Türklerin, dokuz, kırk gibi, uğurlu saydığı sayılardan) 
ÜGE: (Üyge) Ünlü, meşhur 
ÜGİT: Öğüt, nasihat, propaganda, ajitasyon 
ÜĞDÜL: Bahşiş, ihsan 
ÜKELGE: Armağan, bahşiş 
ÜLEGÜ: Bölüm, kısım, pay 
ÜLEŞÜR: Bölüşüm, paylaşım, paylaşımcı 
ÜLGEN: 1- Ulu, kebir 2- İri, büyük, heybetli, geniş
Eski dönem Tanrılarından ( Türk mitolojisinde İyilik Tanrısı) 
ÜLGİ: Örnek, numune 
ÜLGÜDÜR: Örnek, numune 
ÜLGÜT: Örnek, numune 
ÜLKE: Bölüm, parça, toprak, diyar, memleket, vatan, yurt 
ÜLKEM: Ülke, memleket sevgisi 
ÜLKEN: (Ülgen) 
ÜLKER: 1- yıldızlar topluluğu, yıldız kümesi 2- Yedi kardeşler de denen bir yıldız grubu 3- 
Kadife,peşkir,gibi dokumaların üzerindeki, ince tüy, hav 
ÜLKER ÇERİĞ: Savaş hilesi, savaş taktiği 
ÜLKÜ: 1- İdeal, hedef, olacağına inanılan..”Olan, değil, olması gereken..” 2- Prensip, adet, düstur 10- 
Üleşme, bölüşme, pay, pay ortaklığı 
ÜLKÜCÜ: Ülkü sahibi, olması gerekeni düşünen 
ÜLKÜDAŞ: Aynı ülküyü benimseyen ve aynı ülküyü paylaşan kimse 
ÜLKÜM: Ülkü sevgisi 
ÜLÜGLÜ: Talihli, kısmetli,bahtı açık 
ÜLÜK: (ülüg) Kısmet, nasip, pay 
ÜLÜKBULMUŞ: birl. Ülük/Bulmuş 
Uygur kağanlarının unvanlarından 
ÜLÜŞ: 1- Bölüş, bölüm, bölünen, pay 2- Konuk payı, komşu payı, ailenin ihtiyaçları dışında, konu-komşu
için ayrılan ve saklanan pay 
ÜMİT: Umut ÜN: 1- Ses, seda 2- Şöhret, nam 
ÜNAL: 1- Ün/Al 2- İnal (Han soyundan gelen, soylu ve imtiyazlı bey) 
ÜNALDI: birl. Ün/Aldı Ünlü, meşhur 
ÜNDEV: Namlı, meşhur 
ÜNLÜ: 1- Meşhur, namlı, tanınmış 2- Gür sesli, sesini duyuran 
ÜREGEN: Bereketli, münbit 
ÜREGİR: Bolluk, bereket, üretkenlik 
ÜREK: Yürek, kalp 
ÜREKLÜ: Cesur, yiğit 
ÜRENTUYUN: birl. Üren/Tuyun 
Eski dönem, Yakut Tanrı adlarından 
ÜRGAN: Kıvılcım, şerare 
ÜRGÜÇ: Körük, demirci körüğü 
ÜRK: Dehşet, korku, çekince 
ÜRKMEZ: Cesur, korkusuz 
ÜRKÜT: Ürkütücü, dehşet verici 
ÜRÜK: Süregen, daimi 
ÜRÜN: Döl, verim, ekin, üremiş, üretilmiş olan 
ÜRÜNDÜK: Verimli, seçkin, güzide 
ÜRÜNDÜL: Seçkin, güzide 
ÜRÜNG: 1- Maneviyat, manevi güç, 2- Temiz, pak 
ÜSTE: Galip, faik 
ÜSTEK: Üstün, galip, faik 
ÜSTÜN: Üstte olan, galip, faik, muzaffer 
ÜSTÜNGÜ: Üstün gelme, üste çıkma, mertebe atlama, derece 
ÜTGÜR: Hızlı, seri, çabuk 
ÜYEN: 1- İlkeli, özüne bağlı 2- İyilik sever, temiz yürekli 
ÜYGE: İyi, yararlı, zararsız 
ÜYGEN: İyilik dolu, temiz kalpli 
ÜYGENARIK: birl. Üygen/Arık 
Altay, Tuva, Sogay destanlarında adı geçen bir Tanrıça 
ÜZBE: Üzgün, kızgın, dargın, darlanmış, mahzun, sıkıntılı 
ÜZLÜNÇÜĞ: Olağanüstü, fevkalade 
ÜZÜT: Can, ruh, öz, tin V harfi ile başlayan isimler 
VAR:(Bar) Oluş, ortaya çıkış, doğuş 
VARAK: Menzil, varılacak yer 
VARAN: 1- Varlıklı, zengin 2- Sonuca ulaşan, eren 
VARGI: 1- Varılan yer, sonuç 2- mal, mülk 
VARIM: 1- Servet, mal, mülk 2- Evlilik çağına gelmiş kız 
VARIMLU: Evlilik çağına girmiş kız 
VARIŞ: Menzil, varılacak yer 
VARIŞLI: Menzil 
VARLIG: (Varlık) 1- Mevcudiyet, var olma hali 2- Varlık, servet, zenginlik, bütünlük 3- Evren, kainat 
VAROL: birl. Var/Ol Uzun ömür dileği 
VERDİ: Cömert, eli açık, bağışlayıcı, ihsanda bulunan 
VERGİ: (Bergi, birgü) 1- Huy, tabiat, yaratılış, aitlik, özellik 2- Haraç, nüsum, verilen, ödenen nesne 
VERİM: Veriş, verme, bolluk, bereket 
VURGUN: 1- Vurulmuş, aşık 2- Baskın, ırgalama, yağmalama 
VURUŞ: Savaş, döğüş, kırış 
y harfi ile başlayan isimler 
YABA:(Yapa, yapu) 1- Yapı, oluşum 2- Alet, edevat 
YABAGU: Yabgu, genel vali 
YABALAK: (Yablak) Dayanıklı, metin, mütehammil 
YABAN: 1- Yabancı, yabani, vahşi 2- Yapan, yapıcı 
YABAY: Yapay, yapan, yapıcı, yapılmış 
YABGU: 1- Üst düzey yönetici, genel vali 2- Merkeze bağlı, özerk, bölge yöneticisi 
Göktürkler döneminde kullanılan unvanlardan 
YABIR: 1- Yapıcı, pozitif kişilikli, aktif, çalışkan 2- Güreşçi, dövüşçü 
YABIT: Yapı, yapıt, eser, mamulat 
YAD: Yabancı, el, değişik, farklı 
YADA: 1- Yabancı, yabancılık 2- Büyü, sihir, büyü yapmada kullanılan bir taş 
YADAÇI: 1-Yaya, piyade 2-yada taşını kullanan 
YADEL: birl. Yad/Er Gurbet, yabancı memleket 
YADU: Yadçı, yad edici 
YAGLA: Talan, yağma 
YAĞADUR: Yağış, yağmur, bolluk, bereket 
YAĞAN: (Yagan, yakan) 1- Ucu ateşli ok 2- Yağmur 3- Gökten inen nur 4- Yakın, yar, canan 
YAĞDIKAR: birl. Yağdı/Kar (kar yağarken doğan) 
YAĞDIBASAN: birl. Yağdı/Basan Düşmana baskın yapan, düşmanı yok eden 
YAĞISAVAN: birl. Yağı/Savan Düşmanı püskürten, düşmanı kovan, kovalayan 
YAĞISIYAN: birl. Yağı/Sıyan (defeden,kovan) 
YAĞIŞ: (Yakız- Yavuz) Kara, yanarak kararmış, karaya çalan mec. Cesur, gözü pek, şiddetli, yaman,yiğit
YAĞMA: Ganimet, ganimet paylaşımı, bolluk 
YAĞMUR: Yağmur yağışı 
YAĞMURCA: 1- Sessiz ve kısa süren yağmur 2- Bir geyik türü 
YAĞRIK: Yakarış, dilek, niyaz 
YAĞRIKÇI: 1- Yakarıcı, duacı 2- Faydalı, yararlı, işe yarayan 
YAĞUK: (Yavuk) Sevilen, yakınlık duyulan, gönül yakınlığı 
YAKA: 1- Sınır, sınır bölgesi 2- Kıyı, sahil 
YAKACIK: Dağ eteği 
YAKAK: Ucu ateşli ok 
YAKAN: 1- Yakıcı, yok edici 2- yağan 
YAKARCA: Yakan, sıcaklığı artıran 
YAKARI: Dua, temenni, yakarış, dilek 
YAKI: 1- İlaç, em 2- Yakıcı, yakan 
YAKIT: Yakılan, enerji, ısı kaynağı 
YAKŞI: Yakışıklı, güzel, çekici, yakıcı, uygun, yakışan, doğru, iyi 
YAKŞILIK: İyilik, güzellik, uygunluk 
YAKTU: Işık, meşale, aydınlık 
YAKURA: Yakın, yakınlık duygusu 
YAKUŞUK: Yakışıklı, güzel, uygun, uyumlu YAKUT: Yakıt, enerji, yakılan 
YAKUZ: (Yağız) 
YALABIR: Parlak, parıldayan 
YALABUK: Parlak, parlayan, ışık saçan 
YALAP: Parlak, ışıltı, ışık saçan 
Eski dönem, Tanrı ad ve sıfatlarından 
YALAV: Alev, yalaz 
YALAVAÇ: (Yalvaç) 
YALAZ: 1- Yalın, çıplak, aleni 2- Yalın, parlak, ışıklı, alev 
YALÇIN: Dik, sarp, yukarıda, ulaşılmaz 
YALDIR: 1- Parlak, parlayan 2- Yıldır, yıldıran,caydırıcı, ürkütücü 
YALDIRAN: 1- Yıldırıcı, caydırıcı, ürkütücü 2- Parlak, parlaklık veren 
YALDIRIM: Yıldırım 
YALDIZ: Yıldız, ışık saçan parlaklık, parlayan, ışıyan 
YALDRUK: (Yaldırık) Parlak, parlatılmış 
YALGIN: Serap, yanıltıcı, görüntü 
YALIM: 1- Ateş, kıvılcım 2- Kılıcın keskin tarafı, ince ağzı 3- Yüksek kayalık 
YALIN: 1- Alev, parlaklık 2- Çıplak, net, açıkta olan, açık 3- Kınsız, kılıfsız kılıç 
4- Tek başına, yalnız, korumasız 
YALINCA: Yalnız, tek başına 
YALINÇAK: Fakir, çıplak, garip, korumasız, sahipsiz
YALMA: Yağmurluk, pelerin 
YALMAN: 1- Kılıcın keskin ağzı, kılıcın uç kısmı 2- Eğimli, dik tepe 
YALTUK: Yalınlık, yalın olma hali 
YALUNMUŞ: Yalın, çıplak, saf, arınmış 
YALUY: Büyü, tılsım, sihir 
YALVAÇ: Elçi, resul, nebi, peygamber 
YAM: 1- Ulak atı 2- At gibi, ata benzeyen 3- Çöl, kıymık 
YAMAÇ: 1- Bayır, dik yokuş, dağ ya da tepenin herhangi bir yanı 2- karşı, karşısı, öteki taraf 
YAMAN: 1- Müthiş, dehşetli, etki ve beceri bakımından olağanüstü 2- kötü, fena, üzücü 
YAMÇI: 1- Ulak, postacı 2- Ulak atı, postacı atı 3- Yağmurluk 4- Kalın, kolsuz yelek, kuzu 
derisiyle kaplı giysi 
YAMI: 1- Ulak atı 2- Çöp, kıymık 3- İtibar, nüfuz 
YAMTAR: 1- Yaman, güçlü, kuvvetli 2- Yağmurluk 3- Obur, iştahlı 
YAMUN: Denetleyici, murakıp, müfettiş 
YANAÇI: (Yanaç) Canip, candan 
YANAĞ: (Yanak) Yanak, kısım, yan 
YANAR: 1- Işıltı, ışık 2- Ateşli, sıcak kanlı, heyecanlı 
YANAŞIK: 1- Ev kızı 2- Evlatlık alınmış, kız çocuğu
YANBAŞ: Sadık, bağlı, yakın, yanında,yanı başında, vefakar 
YANÇ: (Yanıç) Hilal, yarım ay biçiminde 
YANÇI: At zırhı 
YANÇUK: (Yancık) At zırhı, at örtüsü 
YANDAŞ: Yanında duran, destekleyen, taraftar 
YANDIK: Heybetli, gösterişli, azametli 
YANDU: İnançlı, inanmış, imanlı 
YANGAK: 1- Yanak 2- yanık, sevdalı 
YANGAL: Isı, hararet, ateş, ateşlilik 
YANGIR: Hazin söz, dokunaklı söz, hazin konuşma 
YANI: Cilve, işve, can yakıcılık 
YANIK: Sevdalı, aşık, istekli 
YANIT: 1- Ödül, mükafat 2- Karışık 
YANK: (Yang) Metod, tarz, usul 
YANKU: (Yankı) Aksi seda, eko 
YANKUÇİ: Mübaşir, mahkeme memuru 
YANTIR: Şehla, şehla gözlü 
YANTUK: Gösterişli, azametli 
YANTUT: Bedel, tazminat 
YANUÇ: İnce, zayıf, narin 
YANUK: 1- Esmer tenli, kara 2- Tutkun, aşık, sevdalı 
YANULMAS: Yanılmaz, deneyimli ve bilgili otorite 
YANUT: 1- Yanıt, karşılık 2- Ödül, mükafat 
YAPA: 1- Yaba, yapma, çaba, enerji 2- Bütün, hep, bütünlük 3- Vefa 
YAPAGI: Yapağı 
YAPAN: 1- Yapıcı 2- Yaban, vahşi 
YAPAR: Yapıcı, üretken, olumlu 
YAPARLI: Olumlu, yapıcı YAPI: Mamul, yapılmış 
YAPINÇ: (Yapınçak) Yapılmış, mamul, üretilmiş 
YAPRAK: (Yapurgak) Ağaç ve çiçek yaprağı 
YAPSIK: Memnuniyet, neşe, meftunluk 
YAPŞIN: Yapıcı, olumlu, becerikli 
YAPURGAK: (Yaprak) 
YAR: (Yarı) 1- Uçurum, dik bayır 2- Tanzim, tertip, organizasyon 
YARAGU: Yarar, fayda, faydalı, yararlı 
YARAĞ: (Yara, yarag) 1- yarar, fayda, faydalı, yararlı 2- Silah, zırh, kalkan 
YARAŞUK: Uyumlu, ahenkli, barışsever 
YARAŞUR: Uygun, münasip, layık 
YARATGAN: Yaratan, yaratıcı 
YARATU: Yaratma, tertipleme, düzenleme 
YARATUN: Yaratıcı, tertipli, düzenli, örgütlü 
YARATUR: Yaptırır, yaptırımcı, buyurucu, örgütleyici 
YARAY: Usta, ehil, beceri sahibi 
YARAYLI: uygun, münasip, yararlı 
YARÇI: Ortak, şerik, hissedar 
YARDAK: Yardımcı, asistan, muavin, refik 
YARGAN: 1- yararlı, faydalı, güvenilir, yakın 2- Koruyucu, muhafazakar 3- Mahkeme, 
yüksek mahkeme 
YARGI: Hukuk, hüküm, mahkeme, adalet 
YARGICI: (yarguçu, yagıçı, yargıç) Yargıç hakim, yargı mercii 
YARGIÇ: Yargıcı, hakim 
YARGIÇU: Yargıç 
YARGIN: (yarkın) 1- Gün ışığı 2- Şimşek, çakın 3- Canan, arkadaş, dost 4- Güler yüzlü 
YARGUÇİ: yargıcı, yargıç, hakim 
YARIM: 1- Yapıcı, yaparlı 2- yarış, müsabaka 3- Bölüm, bölünmüş 
YARIP: Yarı, yarım, bölük, bölünmüş 
YARIŞ: 1- Bölüş, bölüm 2- Müsabaka, karşılıklı, ileriye atılma 
YARIZ: Yarıcı, seri, çabuk, hızlı 
YARLIG: 1- Bağışlama, acıma 2- Ferman, buyruk 
YARLIGAÇ: İnayet, yardım, bağış, merhamet 
YARLIGAMAS: Acımasız, acımaz, bağışlamaz 
YARLIGAMIŞ: Bağışlayıcı, merhametli, rahman 
YARLIGAN: Rahman, bağışlayıcı 
YARLIGAR: Bağışlayıcı 
YARLIGASUN: Bağışlayıcı, rahman 
YARLIK: 1- Esirgeme, bağışlama 2- Buyruk, ferman 
YARLUĞ: İrade, istem, buyruk 
YARLUK: Muhtaç, yoksul 
YARLUKA: Bağış, lütuf, koruma 
YARMAKAN: (Yarmayan) Armağan, hediye 
YARP: (yarıp) Durgun, sabit 
YARPAN: (Yarban, yarıban) Sabit, sakin, kendi halinde 
YARŞI: Hissedar, ortak 
YARTIM: 1- Kısım, bölük, fırka 2- yardım, inayet, destek 
YARUK: 1- Işık, ziya, nur 2- Zırh, koruyucu 
YASA: (Yasağ, yasak) Yasa, kanun, nizam, kural, kaide, yasak 
YASAÇU: (Yasacı) 1- Parlamenter, Yasa yapan, yasa koyucu 2- Yasaya bağlı, yasal 
YASAĞ: yasak, yasa 
YASAL: 1- Disiplin, sıra, saf, ordunun yürüyüş düzeni 2- Yasalara uygun, nizami 
YASAN: 1- Tertip, düzen, tasarı, plan 2- İşaret, alamet, karar 
YASAR: (Yasur) yasaya uyan, yasayı uygulayan 
YASATAN: Yasalara saygılı 
YASATUR: birl. Yasa/Tur Yasaya bağlı, yasayı uygulayan 
YASAVUL: Yasayı korumak ve uygulamakla görevli memur. Zabıta, polis 
YASGUÇ: Nikap, gizlilik 
YASUN: (Yisun, İsun) Doğa, tabiat 
YASUT: (yasıt) Onur, şeref, haysiyet 
YASVUL: (Yasavul) 1- Polis, bekçi 2- Mübaşir 
YAŞ: Yaşam, ömür, dirilik, aydınlık, tazelik, ışımak, gelişim, yeşil, yeşillik, gençlik 
YAŞAGU: Ömür, yaşam, canlılık 
YAŞAM: Hayat, ömür, dirlik 
YAŞAR: Ömür, yaşam, hayatta kalış. 
YAŞIL: 1- Yeşil renk mec.Tazelik, gençlik, zindelik 2- Yeşillik, çimenlik 
YAŞIN: 1- Gizlilik, gizem 2- Şimşek, çakın YAŞIT: 1- Genç, körpe, taze 2- Eş, denk, eşit 
YAŞLAK: Giz, sır, esrar, gizli kalması gereken 
YAŞRU: Giz, gizlilik, gizem 
YAŞUK: 1- Işık, ışın, şua 2- Aşkın, aşık, aşmış 
YAŞURGAN: Ketum, sıkı ağızlı, sır vermez 
YATAĞAN: (yatağan, yatakan) 1- Kama türünde, iki tarafı da kesen bir bıçak 2- Tembel, miskin 3-
Borcunu ödemeyen, üstüne yatan (Uygurlarda) 
YATI: Yatık, meleke, beceri, el yatkınlığı 
YATKIN: Yatık, yatan, uygun, uygunluk 
YATMAN: Muti, efendi, uyumlu, itaatkar 
YATUK: 1- Yatkın, becerili, meleke sahibi 2- Tembel, ağır kanlı 
YAVÇIN: (Yatçın) Konuk, yatıya gelen konuk 
YAVGA: Soy, sop, nesil 
YAVNIK: Sevinç, neşe 
YAVRİ: Zayıf, güçten düşmüş 
YAVRU: Zayıf, bakıma muhtaç, ilgi ve bakım bekleyen
YAVUK: Yakın, yakında duran, yakınlık duyulan, sevgili 
YAVUZ: (Yağız) Kara. Mec. Sert, şiddetli, dehşetli, gözü kara, yaman 
YAY: 1- Yaz mevsimi 2- Silah, ok atmaya yarayan, gergin ip, gerginlik 
YAYAK: yaya, piyade 
YAYGARU: Bahar, ilkbahar, yaza doğru giden zaman 
YAYGIN: Yayık, yayılmış 
YAYGIR: (Yaykır) Uzay, sema, yıldızlar alemi 
YAYIK: 1- Yaygın, geniş, genişlemiş 2- Tufan, deprem 3- Altay destanlarında adı geçen, Tanrı 
Bayülken’in oğullarından 
YAYIN: Serap, feyezan 
YAYKIRU: Sema, feza, uzay 
YAYLA: Yaz yeri, yazlık. Bahar, yaz aylarını geçirmek için çıkılan, yüksek dağlık bölge 
YAYLAERİ: birl. Yayla/Eri Yaylada yada yaylaya çıkarken doğan çocuklar için kullanılan adlardan 
YAYLAK: Yayla, yazlık, sayfiye 
YAYLIM: Yayılım, yayılma yeri, otlak, mera 
YAYMUT: birl. Yay/Mut Yaz sevinci 
YAYUÇI: Yayıcı, dağıtıcı, haber yollayan 
YAYUK: 1- Yayvan, yayık, uçsuz bucaksız, geniş 2- Deprem, yer sarsıntısı 
YAZAL: Takı, süs, ziynet, mücevher 
YAZDIÇ: Anıt, kitabe 
YAZGAN: Yazan, yazıcı, yazgıyı tayin eden 
Eski dönem Tanrı ad ve sıfatlarından 
YAZGI: 1- Yazı, kader, mukadderat, alın yazısı 2- Tanrısal, ilahi 
YAZGULU: Talihli, bahtı açık 
YAZIÇU: Yazıcı, katip 
YAZIM: Yazgı, mukadderat 
YAZIN: 1- Yaz vakti, bahar vakti 2- Kader, alın yazısı 
YAZINÇ: Kader, alın yazısı, yazgı 
YAZIR: 1- Çok ülkeler gezmiş, görmüş 2- Çok ülke fethetmiş, fatih 3- yazar, yazıcı, katip 
YALIKSUZ: Günahsız 
YEDEN: 1- Yedeği olan, yedeğine alan, tedbirli 2- Yetkin, yeterli, usta 
YEĞ: (Yek, yeke) 1- Yüksek, ala, eftal, iyi, daha iyi 2- Soylu, asil, seçkin, güzide, mümtaz
YEĞEN: 1- Yeğ, üstün tutulan, yeğin, yeğlenmiş 2- Kardeş çocuğu (Babası ya da anası 
ölmüş, ya da uzakta olup da yakın akrabaları tarafından yetiştirilen çocuklar için kullanılan adlardan) 3- 
Güveyi, damat 
YEĞİN: 1- Üstün, faik 2- Bereketli 3- Çok güçlü, hızlı, şiddetli 
YEĞİNEK: 1- Yığınak, küme 2- Üstün, faik, daha iyice 
YEĞNİ: 1- hafif 2- Alçak gönüllü, mütevazı 
YEĞREK: (Yekrek) Etfal, evla, iyi, üstün 
YEKREK: Evla, iyi, üstün, daha iyi 
YEKSEK: Tedbirli, ihtiyatkar 
YEKÜL: (Yeğül) Yeğni, faik, üstün, muzaffer 
YEL: Rüzgar, esi 
YELÇİ: Yel gibi, hızlı 
YELEÇ: Havadar, yel alan 
YELEGEN: Hızlı, süratli, yel gibi 
YELEĞİN: Yel alan yer, rüzgarlı yer 
YELEK: 1- yel gibi, hızlı 2- Okun arkasına takılan tüy, denge tüyü 3- Kolsuz ve yakasız üst giyeceği 
YELEKİN: (Yeleğin) Rüzgarlı, yel esen yer, yel alan yer 
YELEN: 1- Arzu, istek, dilek 2- Fırtına 
YELES: Yel esintisi, havadar, rüzgarlı YELESER: birl. Yel/Eser Esintili, havadar, yel esen.. 
YELESEY: birl. Yel/Esey Yel esintisi 
YELİM: Hareket, eylem, devinim 
YELİN: 1- Yel uğrağı, yel alan yer 2- Yel değişi, yel teması 
YELİS: Havalı, havadar, rüzgarlı 
YELİZ: birl. Yel/İz Havadar, rüzgarlı, havalı 
YELKİM: Havadar, havası güzel yer 
YELKİN: 1- Konuk 2- Hızlı, yol gibi 
YELME: Öncü, yol gösteren, mihmandar 
YEN: 1- Yenmek, alt etmek 2- Deri 3- Yeni, yenilik, orijinal 
YENCİLEK: Hafif, yeğin, narin, ince 
YENDÜN: Tercih, seçim, referans 
YENGİ: 1- Yeni, orijinal 2- Zafer, utku 
YENİN: Galip, muzaffer, utkan 
YENİŞ: Galebe, galibiyet, utku 
YENTÜR: Kalender 
YENÜL: Mütevazı, alçak gönüllü 
YEPREM: Aktif, faal, becerikli, çalışkan 
YERÇİ: Başkan, yol gösteren, mürşit. 
YERÇİLİG: İzci, takipçi 
YERGİN: Mahzun, hüzünlü, bitkin, yere bakan, boynu bükük 
YERİNÜR: Durağan, üşengeç, müşkülpesent 
YERÜNMES: Hamarat, çalışkan, vurdumduymaz 
YESUGA: (Yesuge, yasagay) Yasa, yasak, yasaya bağlı, yasadan yana 
YESUKEN: (Yasuga, yasag, yasa) Yasa, yasak, yasalı, yasaya bağlı 
YEŞİL: (Yaşil) 1- Tazelik, taze, körpe 2- Çimen, çimenlik 
YEŞİM: Eski dönemlerde, Türklerce kutsanmış, değerli taş 
YET: (yeti, yete) Kudret, kuvvet, güç, yeterlilik, yetenek, beceri, maharet 
YETEK: Gaye, emel 
YETEN: Yeterli, yetkin, usta 
YETER: Yeterli, yetkin, uzman, usta 
YETGİN: (Yetkin) Çok çocuklu ailelerin, doğan çocuklarının sonuncu olması 
dileği ile verilen adlardan 
YETİ: 1- yetenek, kabiliyet 2- Yetkin, kamil, olgun, becerikli, mükemmel 
2- Etki, etkileyici 3- Yitik, kayıp, harcanmış, zayi olmuş 
YETİŞGİN: (yetişkin) Yetişmiş, olgun, kamil, mükemmel, yetenekli 
YETİZ: Hazır, amade, yeterli, olgunluğa ermiş 
YETKİ: Sorumluluk, maharet, iş bitirme gücü 
YETKİN: 1- yetişkin, ehil, uzman, yeterli 2- Etkileyici, çekici, mükemmel 
YETMEN: Olgun, gelişkin, uzman, yeterli, yetenekli 
YEYGÜ: Armağan, bahşiş, ihsan 
YEYİN: Galip, kavi, üstte olan 
YEYNİ: Ehven, iyi 
YEYREK: Makbul, kabul gören, beğeni toplayan 
YEYTEM: Eski, kadim 
YIBAR: 1- Koku, parfüm 2- Kokulu mum 
YIĞ: Yığılı, toplu, birikim 
YIĞAÇ: 1- Ağaç 2- Erkeklik organı 3-Yığıcı, toplayıcı 
YIĞAN: (Yıkan) 1- Yığıcı 2- Yıkıcı 
YIĞIN: Birikim, kitle, yığılı olma hali, yığılmış, istifli 
YIĞINAK: Toplum, kitle 
YIĞINCA: Genel, teamül, sosyal kural, toplumun benimseyip uyguladığı kurallar 
YIĞLINÇ: (Yığlınçı) İffetli, edepli, namuslu 
YIĞNAK: Yığın, yığınak, toplum, cemaat 
YIĞRIK: Mahçup, utangaç 
YIKIN: (yığın) Afet, yıkım , zarar 
YIKINÇ: Yıkmış, yıkıcı 
YIKMIŞ: Yıkıcı, devirici, güçlü 
YILDIKU: Yıldız, yıldız kümesi 
YILDIR: Yıldırıcı, ürkütücü, heybetli, dehşetli, şiddetli, gözü kara, korkusuz 
YILDIRAN: Ürkütücü, korkutucu, heybetli, gösterişli
YILDIRGAN: Yıldıran, ürküten, korkutan, şaşalı, gösterişli 
YILDIRIM: (Yaldırım) 1- Berk, yüksek voltajlı elektrik 2- Göz kamaştırıcı, ışık, aşırı parlaklık 
YILDIZ: Yaldız, parlak ışık, parlayan, ışıyan 
YILDURU: Berrak, net, temiz, billur 
YILGI: Yılma, dehşet, ürküntü 
YILGIN: Yılmış, ürkek, bezgin YILIĞ: Yılgın, yılmış, yılık 
YILKI: 1- At, at yavrusu 2- At sürüsü 
YILMA: 1- Yılmaz, azimli, dayanıklı, cesur, korkusuz 2- Dik yokuş, dağ yamacı 
YILMASIN: Yılmaz, korkusuz 
YILMAZ: Gözü pek, korkusuz, batur, dayanıklı, azimli 
YIRAGU: Yırcı, çalgıcı, enstrüman çalan, müzisyen 
YIRAK: Irak, uzak, mesafeli 
YIRI: Sol, sol taraf, tek taraf, tek taraflı 
YIRIM: 1- Solak 2- Yarım 3- yurt, toprak 
YIŞ: (Yaş, yaşıl) Orman, yeşillik içindeki bölge 
YIŞIK: 1- Tulga, demir örgülü tulga 2- ışık 
YİBEK: Ateşli, hararetli, heyecanlı 
YİGE: Dayanıklı, kavi, metin 
YİĞENEK: 1- Toplum, kitle, cemaat 2- Yeğen, yeğencik 
YİĞİN: Daha iyi, sıkı, dayanıklı, üstün, tercih edilir 
YİĞİT: 1- Yeğ, yiğ, iyi, daha iyi, sıkı, sağlam, güçlü, batur, cesur 2- Delikanlı, cıvan, genç 3- Koca, eş 
YİLUN: (Yulun) İri, heybetli, gösterişli, cesim 
YİNÇKE: İnce, zarif, narin 
YİNÇKELÜ: Nazik, anlayışlı, kibar 
YİNÇÜ: 1- İnce, zarif 2- İnci 
YİNDEK: Daimi, ebedi, sürekli, kalıcı 
YİR: Yer, toprak, arazi, arz, yeryüzü, dünya 
YİRÇİ: Kılavuz, izci, rehber, yer bilen, yer bildiren 
YİRDEŞ: Yurttaş, hemşehri, aynı toprağı paylaşan 
YİRDİNÇÜ: (Yirtinçü) Evren, kainat 
YİRGA: Mesut, mutlu, mutluluk dolu 
YİRTİNÇÜ: Evren, kainat 
YİSUN: (yasun, yosun) Doğa, tabiat, yeşillik 
YİTER: Varis, mirasyedi 
YİTİK: 1- Yetik, olgun 2- Keskin 3- Kayıp 
YİTİRMİŞ: Yitik, kayıp, kaybetmiş, yoksul 
YİTÜT: Meziyet, maharet, beceri 
YİZEK: Askeri kılavuz, öncü 
YOĞANAK: Yığınak, kütle 
YOĞÇI: Yuğcu, yuğ yapan, yokluk çeken, yas tutan, yasçı 
YOĞUN: Kalın, gür, iri, sık, sıkı, cüsseli, fazla, fazlalaşmış, katılaşmış 
YOKUŞ: Yukarı, yukarı doğru çıkan, dik yol, bayır 
YOL: Üzerinden gidilen…mec. 1- Kut, mut, baht, yazgı, kader 2- Örf, adet, töre, gelenek 
teamül, ilke, tarz, gidişat 
YOLA: 1- Örf, adet, usul, erkan 2- Meşale, kandil 
YOLAÇ: Yol gösterici, mihmandar, rehber, önder, öncü 
YOLAÇAN: birl. Yol/Açan Önder, öncü 
YOLAK: birl. Yol/ak 1- Dürüst, namuslu, temiz 2- Çığır, yenilik, gidişat 3-Kısa yol, kestirme yol 
YOLALDI: birl. Yol/Aldı 1- İlerleme kaydeden, gelişen, uzman, profesyonel 2- Terbiyeli, yola gelmiş, 
geleneklerine bağlı 
YOLBAK: (Yolbaka, yolbakan) Konuksever, misafirperver 
YOLBİLİR: birl. Yol/Bilir Görgülü, bilgili, usul erkan sahibi 
YOLÇU: 1- Önder, başkan, şef, lider 2- Peygamber, nebi 3- Gelenekçi, muhafazakar 4- Yolcu, yola çıkmış, 
yolunda giden 
YOLDAM: 1- Uysal, yola gelen, yolunda giden 2- Usul, metot, tarz 
YOLDAŞ: Aynı yolun yolcusu, aynı yolu paylaşan, aynı yola gönül vermiş, aynı yola baş koymuş,aynı, töre 
ya da prensipler üzerinde, fikir ve gönül birliği eden, çok yakınlaşmış dost, dava arkadaşı 
YOLERİ: birl. Yol/Eri 1- Töreye bağlı, edep erkan sahibi, bilgili, deneyimli 
YOLKULU: birl. Yol/Kulu mec. Töreye ve kurallara bağlı 
YOLLUK: (Yolluğ) 1- Kutlu, mübarek 2- Olgun, ergin 3- Halas bulmuş, huzura kavuşmuş, mesut,bahtiyar 
YOLOĞLU: birl. Yol/Oğlu 1- Fedai, serdengeçti 2- Adak, adanmış, kurban 3- Bağlı, kendini töreye 
bağlamış 
YOLUM: Usul, kaide, prensip 
YONAT: Tam, eksiksiz, kusursuz 
YONCA: Sulu yerlerde yetişen bir bitki türü 
YORÇU: 1- Askeri kılavuz, öncü, yol gösteren 2- Yorumcu, yorumlayan, eleştirmen 
YORDAM: 1- Alışkanlık, eğilim, usul, meleke, beceri 2- Jest, eda, işve, naz 
YORGA: (Yurga) Rahvan giden at 
YORNUK: İstirahat, istirahatgah, dinlenme yeri 
YOVAŞ: (Yavaş) Çelebi, efendi, ağırbaşlı, halim 
YÖNDEM: (Yöntem) Usul, tarz, teamül, töreye uygun biçimde olan 
YÖNET: 1- Biçim, tarz, yöntem 2- uygun, uyumlu, uysal, geçimli YÖNTEM: (Yöndem) 
YÖNTEN: Uslup, tarz, biçim 
YÖRGENÇ: Dağ dönemeci, dağ yolu 
YÖRTEM: Usul, biçim, tarz 
YÖYEN: Mevsim, sezon 
YUĞAK: Bir su kuşu 
YUĞKA: İnce 
YUĞRUŞ: (Yukruş, Yukruç) Eskiden, halktan biri olmasına rağmen, gösterdiği performans ve
yararlılıklardan sonra, bey mertebesinde değerlendirilerek, devletin üst düzey kademelerinde görev alan 
kişi. 
YULA: 1- Su kaynağı, yerden fışkıran su, göze 2- Işıldak, ışık veren, meşale, kandil 
YULU: Adalet 
YULYU: (Yulu, yuluk, Yulug) 1- Yardımcı, yardımsever, fedakar, adil 2- haraç, cizye, vergi 3- traş,traşlı, 
bakımlı 4- Yağma, yağmacı 
YULUĞBİRİM: birl. Yuluğ/Birim 
Uygurlar döneminde alınan mahsul vergisi 
YULUK: 1- Traşlı, matruş, bakımlı 2- Yağmacı 
YULUM: 1- Fedakar, yardımsever 2- Yolcu, yoluna bağlı, töresine bağlı 
YULUN: Yolcu, yola giden 
YUM: Mutluluk, neşe, ferahlık, rahatlık 
YUMLU: Mutlu, kutlu, mübarek, huzurlu 
YUMRU: 1- Yumulu, yumuk, yumruk 2- İri, heybetli, gösterişli 
YUMUK: Gül, goncagül 
YUMUŞ: (Yumuç) 1- Söz, öğüt, nasihat 2- Emir, ferman, buyruk 3- Müjde, müjdeli haber 4- 
Yumuk,yumulmuş, yumruk 
YUMUTGAN: Yapıcı, birleştirici, pozitif kişilik 
YUNAK: Üzerinde çamaşır dövülen ve yıkanan, büyük taş parçası 
YUNMUŞ: Yıkanmış, temiz, titiz, arık 
YUNT: 1- Çadır, oba, ev, yurt, vatan 2- Terbiyesi tamamlanmamış, yarı yabani at 3- Uygarlık,medeniyet 
YURÇI: 1- Becerikli, mahir 2- Yirçi, yer gösteren, rehber 
YURGA: Rahvan giden at. 
YURT: 1- Vatan, kutsanmış toprak 2- Kaynak, asıl, kök 3- Uygarlık, medeniyet 4- Çadır, oba, ev 
YURTLAK: Yurt, vatan, sonradan yurt edinilmiş yer, yurtlaştırılmış yer. 
YUTLUK: Kayıp, zarar 
YUTUM: Yudum, damla, tike, parça 
YUVANÇ: Teselli 
YÜCE: Yüksek, ulu, alicenap, haşmetli 
YÜCEL: Yücelik, ululuk, haşmet. 
YÜĞNEK: Alçak gönüllü, mütevazı. 
YÜĞNÜK: Salih, temiz 
YÜĞRÜK: Yürük. 
YÜĞÜNT: Selam 
YÜKNÜ: Secde, secdede olan 
YÜKSEL: Yükseklik, ululuk, büyüklük 
YÜKSELEN: Ulu, kişi. 
YÜKSELİŞ: Büyüklük, ululuk, ikbal 
YÜKÜN: Baş eğme, saygı duruşu, tazim. 
YÜKÜNÇ: Eğilme, reverans 
YÜKÜNGEN: Eğilen, reverans yapan, saygılı 
YÜKÜNTÜR: Baş eğdirir, diz çöktürür. 
YÜKÜNÜK: Eğilme, reverans 
YÜKÜNÜR: İbadet eden 
YÜLEK: Okun arkasındaki, denge tüyü. 
YÜNKÜL: Hafif, narin 
YÜRE: Daire, helezon, çember 
YÜREĞİR: Yürekli, cesur 
YÜREKLİ: Cesur, korkusuz. 
YÜRİK: Yaşam, hayat,, ömür, geçim. 
YÜRÜM: Yaşam, hayat, ömür 
YÜZAK: birl. Yüz/Ak Masum, günahsız. 
YÜZAKI: birl. Yüz/Akı Masumiyet, temizlik, namus, namusluluk, başarı, beceri 
YÜZLÜG: (Yüzlüg, yüzlük) Soylu, dürüst, namuslu.

Etiketler
Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış

Yorum Yap