SON DAKİKA
Viking mezarlarında üzerinde ‘Allah’ yazan kumaşlar bulundu Osmanlı’nın 24 eseri Halep’te yerle bir oldu! Kurıkan Türklerinin silah dökümevi bulundu Rus oyunu Genç Osman’ın Cülusu” tablosunu Kültür Bakanlığı satın aldı Ateistik Yanılgılar İlk Türk Yurdu Neresidir?
Anasayfa / Köşe Yazıları Şubat 27, 2015 2.072

MEDENİYETİMİZİN SERÜVENİ

MEDENİYETİMİZİN SERÜVENİ

Medeniyet, bir ülke veya toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, düşünce, sanat, bilim, teknoloji ürünlerinin tamamını ifade eden bir kavramdır. Toplumlar gelişme süreçlerini, kurumsallaşmayı bu yapının üzerine inşa ederler.

Toplumsal gelişme ve değişmenin en yoğun olduğu anlar, kaotik dönemlerdir. Düşüncelerin filizlenmesi, düşünürlerin yetişmesi, toplumların sıçrama yapması kaotik dönemlerde belirir. Sadece kendi dönemine değil adeta çağlara hitap edebilme vasfını taşıyan şahsiyetler de böyle dönemlerde ve toplumlarda ortaya çıkarlar.

Medeniyetin başlangıcı, Antik Çağ’a dayanır. Bu dönemi diğerlerinden farklı kılan her türlü büyü, sihir ve mitolojiden arınmış olmasıdır. Bilim, felsefe ve sanat alanlarında daha sonraki medeniyetler üzerinde iz bırakacak hatta otorite kabul edilecek düşünürler ile en parlak dönemini yaşar. Thales, Pythagoras, Aristoteles, Platon gibi zirveler sadece İslam medeniyetini değil skolâstik Batıyı da etkileyerek Reform ve Rönesans’ın kapılarını aralamışlardır. Bu medeniyetinin sonunu, Hristiyanlığın Roma’da resmi din olarak kabulü getirir. Daha sonra bu anlayışın tekrar görülmesi Batı medeniyetiyle olacaktır. Batıda bu anlayış karşısında çalışma ortamı bulamayan düşünürler, Orta Doğu’ya yönelirler. Bu durum İslam dininin ilk yıllarına rastlamaktadır.

İslam medeniyeti, Hz Peygamberin o muhteşem çıkışı ile kısa sürede Arap yarımadasının tamamına egemen olur. İslam’ın “oku” ile başlayan ilahi emri çöl ikliminin bilimle yeşermesini, filizlenmesini ve bütün İslam coğrafyasına kökleşmesini sağlar. Madde-ruh ilişkisini dengede tutarak bireyin fıtratına uygun olmayan materyalist ve mistik anlayışa karşı çıkar. İlim ile inanç, madde ile mana bu yeni medeniyette insan fıtratının temel kabulleri haline gelir.

İslam medeniyetinin Doğuda Sasani, Kuzeyde Bizans ve Batıda Kıpti medeniyeti ile karşılaşmaları “kültürleşme” dediğimiz bir olgu ile muhatap olmalarına neden olur. Bu karşılaşma ile İslam medeniyeti yeni sorunlar, akımlar ve daha önce hiç düşünülmeyen, öngörülmeyen problemlerin içinde kendini bulur. Bu dönem, İslam medeniyetinin aydınlanma çağıdır.

Halife Memnu döneminde Bağdat’ta kurulan Beytü’l Hikme ile Yunanca, Süryanice, Farsça ve Sanskritçe eserler Arapçaya çevrilir. Bu tercüme faaliyetleri sonucunda felsefe, bilim ve sanat alanında birçok düşünür yetişir. (El-Kindi, Farabi, İbni Sina, Zekeriya el-Razi, İbni Tufeyl, İbni Rüşt, Gazali, İbni Heysem, Cabir İbni Hayyân, Biruni, el-Harezmî gibi)

İslam medeniyetinin en parlak dönemi diyebileceğimiz VIII. ve XIII. yy.da her alanda yapılan çalışmalar sadece bizi değil aynı zamanda Batı medeniyetini de skolâstik anlayıştan kurtarmıştır. Özgün bir felsefi anlayışın geliştirilmesinin yanı sıra bilim alanında da önemli çalışmalar yapılır. İbni Sina’nın El-Kanun fit-Tıb adlı eseri Avrupa üniversitelerinde 1650’li yıllara kadar ders kitabı olarak okutulması bu durumun en güzel örneğidir. (Bu dönemde İncil’den sonra en çok baskısı yapılan eserdir.) Bu kadar çalışmaya rağmen devamlılığın bir türlü sağlanamadığı da bir gerçektir.

Bu kadar büyük bir medeniyette devamlılığın sağlanamaması hatta gerilemenin olmasının sebeplerini iyi analiz etmemiz gerekir. Bu durumun altındaki sebeplere baktığımızda şunlar karşımıza

çıkacaktır: Gazali’nin felsefeye karşı olan sert çıkışı, coğrafi keşifler, Moğol istilası, tasavvuf,fütuhat geleneği, dil ve devamlılık.

İslam medeniyetinin gerilemesinde ilk olarak Gazali’nin felsefeye karşı çok sert, zaman zaman da haksız eleştiriler yöneltmesi İslam dünyasında bilim ve felsefeye karşı Altan bir tepkinin doğmasına neden olur. Tahâfüt el-Felâsife adlı eseri uzun süre Türk-İslam medeniyetinde bilim ve felsefenin üzerinde “Demokles’in kılıcı” görevini yapmıştır. Bu anlayış, toplumun tekrar içine kapanmasına, peşin hükümlere, önyargılara dayalı şizofrenik bir algı hastalığı ile karşı karşıya bırakır. Yeniliklere kapalı, var olanla yetinen bir anlayış egemen olmaya başlar. Nitekim medreselerde yeni diyebileceğimiz orjinal çalışmalardan ziyade otorite kabul edilen kişilerin eserleri uzun asırlar değiştirilmeden okutulur. (Günümüzün cemaat ve tarikatlarında da aynı otorite hastalığı varlığını devam ettirir.)

Coğrafi keşifler sonucunda İpek yolunun önemini yitirmesi, İslam medeniyetine bir başka darbe olmuştur. Ticaret yolları üzerinde belirli aralıklarla kurulan kervansaraylar ve bunların getirdiği hareketlilik de canlılığını yitirerek ekonomik yönden de kurumsallaşmayı sekteye uğratmıştır. Batıyla etkileşimi sağlayan kültürel ve ekonomik faktörler, ticaret yollarının değişmesi ile kapalı bir medeniyete dönüşmemize neden olur.

Moğol istilasında düşünürlerinin katledilmesi kadar yakılan kütüphaneler, Bağdat’ta 36 kütüphaneden bahsedilmektedir, alt üst olan toplumsal yapı da büyük hasarlara sebep olmuştur. Böylece devlet otoritesi ortadan kalkmıştır. Bu durumda İslam medeniyetindeki gerilemenin bir başka sebebidir.

Daha üstün bir güce sığınma ihtiyacı insanları, bilim ve felsefeden ziyade kendini güvende hissettirecek korunaklı bir liman olan tasavvufa yöneltir. Mutasavvıfların uhrevi dünyası artık bir kurtuluş yoludur. Pozitif bilimlere olan ilgi, yerini tasavvuftaki zikir ve ibadet ritüellerine bırakır; dünyanın nimetlerinden yaralanma arzusu sadece mana dünyasını kapsar hale gelir. Oysa bu davranış, ilahi mesajın ruhuna aykırıdır. Tasavvufa yönelme her ne kadar birliğin sağlanmasına katkıda bulunmuşsa da daha sonraki dönemlerde olumsuz yanlarının etkisi fazlasıyla ortaya çıkacaktır. Bireyin iç dünyasına yolculuk etmesi gerçek dünyaya bakışını da olumsuz etkiler. Mutezile akımının susturulması Eş’ari ve Maturidi gibi itikadi mezheplerin biçimsel kurallar koyması sadece felsefeyi değil bilimin de idam fermanını hazırlar. Bu anlayış halk arasında gelenekselleşecek olan bidat kültürünün dogmalara dönüşmesi problemini daha da içinden çıkmaz hale getirir.

Bu karmaşık durum karşısında sıralayabileceğimiz diğer maddelerde gelecek yazımızda yer alacaktır.

Etiketler
Yorumlar

Henüz hiç yorum yapılmamış

Yorum Yap